HALİL COŞKUN’UN KALEMİNDEN “AYRIKOTU”
Misbah Hicri

HALİL COŞKUN’UN KALEMİNDEN “AYRIKOTU”

Bu içerik 360 kez okundu.

“Ayrıkotu” Halil Coşkun’nun edebiyat dünyasına kattığı ilk yazınsal çalışması. 2010 yılın da birinci baskısı 2011 yılında ikinci basımı yapılmış. Benim şansızlığım benim bu romandan haberim olmama rağmen çok geç okumamdır. Biraz da diyalog eksikliği…

Yazarı tanımak icap ederse; O bir Urfalı… A.Ü Siyasal Bilgilerden 1977 yılından mezun olmuş, Kamu yönetim dalında yüksek lisans yapmış. Bayındırlık ve İskân Bakanlığında müfettiş olarak bir ömür vermiş. O ömrü verirken bir karar verdiği de belli… Serancamlarını, yazınsal hayata aktarmaya emekli olduktan sonraya bırakması.

Halil Coşkun’un ilk romanı dedikse bundan sonra birkaç romanı daha çıkmış, ancak bizim biraz daha araştırmalara yönelik çalışmamız bizi roman dünyasından az-çok uzak olmamıza neden olmuş. Bu suç yalnız okuyucunun değil; o, suç biraz dağıtıcıların ve ilimizde ki kitapçıların yetersizliği ve okumaya olan ilgisizlikten olmalı. Ayrıca birbirimizi haberdar edemeyişimizin de payı büyük.  

Piyasa da öyle çok roman var ki; hangisi yeni, hangisinin konusu bir diğerinden farklı, düşünürken tavsiye, öneriler gereksinimi hâsıl olmaktadır. Yazarı tanımak, kitabı bilmek önemli olduğu kadar, yazar kendini tanıtması, kalemini sezinlemesi de önemli, okuyucunun da istek ve taleplerini bilmesi karşılıklı bilinmektir.

Romantik aşk hikâyeleri, psikolojik romanlar, maceracılar, kurgulanmış anlatımlar, tasvirler, diyaloglar, betimlemeler tatmin etmiyor olacak ki; okuyucular yenilik, farklı içerikler arıyor. Ayrıkotu’nu okumaya başladım. Romanı özümsemek, romandaki karakterleri tanıyarak okumak önemli, onların durumunu analiz ederken “ne güzel yaşmış” demek yerine romanın sayfalarını çevirirken “çok güzel şeyler hissettim” demek yazarın kalemine verilen değerdir.

Romanda kullanılan dil; yalın, etkileyici ve sürükleyici. İşlediği konu ve olaylar zinciri okurun duygularına hitap etmesi, okuru ister istemez olaylar zincirinde ki yerini almasına neden olmaktadır.

Kitabın arka yazısını sizinle kısmen de olsa paylaşarak onun kaleminin letafetini ve zarafetini paylaşmış olalım. “Özne değil nesneyiz, yabancı belgesellerdeki geyiklere, sığırlara benziyoruz. Hiçbir şeyin farkında olmadan çayır çimen otluyoruz. Güya bizi idare edenler de bir şey söylemiyorlar. O sırada sırtlanlar, çakallar etrafımızı sarıyor, biz hiçbir şeyin farkında değiliz hâlâ, çayırda keyifle yuvarlanıyor aramazda itişiyoruz. Ondan sonra saldırıyorlar. Bir anda kriz oluyor, yokluklar başlıyor fiyatlar fırlıyor, terör patlıyor, sokaklara çıkılmıyor, yabani keçi sürüleri gibi bir yerlere kaçıyoruz. Ama faydası yok her taraf sarılmış. Merkez Bankası boşaltılıyor, bütçe tam takır kalıyor, fabrikalar kapanıyor, bir yanda terör, öbür yanda işsizlik sefalet. Aynı oyunu tekrar tekrar oynuyorlar, biz de yutuyoruz. Siyasi kriz oldu diyorlar, ekonomik kriz oldu diyorlar. Kimse çakallar saldırdı, sırtlanlar saldırdı demiyor.”

Buraya bir not eklemeden edemem. Eşek eşekliğinden bir yerden geçerken ayağı bir çukura batsa ya da bir taşa değse, bir daha oradan geçmesi mümkün değildir. Çukura düşenler,  dikenli, taşlı yollarda sürünen sürüne. O kadar ıstırap çekilmesine rağmen hep aynı yaşanmışlıkları tekrar edilmesini alkışladık. Geri dönüp bakıyorum da... Yalnız alkışlamak değil katkı sunduk. Bu arada at gözlükleri ile yürüyenleri, balık hafızalıları da unutmayınız.

Tekrar romana dönmek gerekirse; gerçek bir hayat yaşanmışlığından yola çıkarak, kaleme alınan belleğinde olup biteni tüm sadeliğiyle okurla bir duygudaşlık kurmaya mecbur ediyor. Açık, anlaşılır cümlelerle yaşamdan bir kesinti ele aldığı konu, anı-roman hissi uyandırıyor okuyucuda…

Halil Coşkun, kitap yazmada genç, ama yaşam olarak olgun bir yaşta, uzman bir kalem erbabı… Teftişlerden kalma çalışma ürünü misali en ince detaylara kadar inerken okuyucunun dikkatini çekmekte başarılı olmaktadır.

Yıllarca okumuş, yazmış kendini geliştirmiş. Emekli olunca kafasına koyduğu, başaracağından şüphesi olmadığı bir azimle ‘Ayrıkotu’nu kaleme almış, o,yetmemiş peşinden bir daha bir daha yazmayı sürdürmüş.  Bize ulaşması geç de olsa bizleri fazlasıyla sevindirdi. 

Yazarla yüzbeyüz tanıma fırsatımız olmadıysa da kaleminden ve onu sesinden tanımamız bize büyük mutluluk verdi. Bir yazarı tanımak şart değil; önemli olan onun dünyasına girmenin mutluluğuna erişmek önemli.

Onu kalemiyle keşfetmek, zihin kıvrımlarını fark etmek, ince detaylara inerken yeteneğini görmek, onu kurduğu cümleler de, betimlemeleri okumak ayrı bir haz veriyor insana… Onun güçlü yanını görmek, başarısını paylaşmak başlı başına hem okuyucu hem yazar açısından mutluluk verici…

 

 

 

            

DİĞER YAZILAR
Yorum Yap
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Putin’den kupa jesti: Kaldırdık!
Putin’den kupa jesti: Kaldırdık!
İki Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayınlandı
İki Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayınlandı