Eğitim öğretim yılı başlarken emekçi ailelerinin okul alış vereşi telaşına tanık olmak için gittiğimiz semt pazarlarında ülkenin acı gerçeğiyle karşılaştık. Emekçi aileleri cepleri yakan okul öncesi masraflarına çare olsun diye ucuz semt pazarlarına koşarken çocuklar da okul harçlıklarını çıkarabilmek kah işçilik yapıyor kah esnaflık.
Adana’nın Seyhan İlçesi’ne bağlı Dağlıoğlu mahallesinde Cuma pazarında okul sezonu dolayısıyla çantadan, deftere, kalemden, silgiden önlüklere okul için gerekli birçok şey var.
Pazar yerinde alışveriş yapan kadınlarla çocuk okutmanın zorluklarını ve bunun için nelerden feragat ettiklerini soruyoruz. Tek maaşla çocuk okutmanın zorluklarını, çocuk okutabilmek için borçlanmalarının hikayelerini dinliyoruz. Çocuklardan ise oyun oynamak yerine sorumluluk almanın kendi kendini okutmak için harçlık biriktirmenin...
11’İNDE İŞÇİ, 11’İNDE ESNAF
7’inci sınıf öğrencisi olan Mehmet Sümer’e Pazar yerinde kalabalık içerisinde elinde çay tepsisi ile tezgah tezgah dolaşırken rastlıyoruz. 2 senedir yaz tatillerinde ve hafta sonu bu işi yaptığını anlatan Mehmet, kendisinin, kardeşinin, ablasının okul masrafını çıkardığını söylüyor.
Hamdullah Özdemir de 7’inci sınıf öğrencisi. Pazarda okul çantası satıyor. Yaz boyunca önce terzinin yanında çıraklık yapan Hamdullah harçlığı ve okul masrafları için şimdi de dayısına ait tezgahta fiyatları 5 ila 15 lira arasında değişen okul çantaları sattığını anlatıyor.
Okulu sevdiğini, okulda olmayı istediğini söylemeyi ihmal etmiyor Hamdullah.
ELDE YOK AMA MECBURUM!
İki çocuk okutan Hatice Çağan harcama kalemlerini bir çırpıda sıralıyor: “Kışın montları olmuyor. Mont alacağım. Geçen sene 60 liradan birer tane bot aldım; ama bu sene ayaklarına olmaz, yeniden almam gerekiyor. Okula yürüyerek gidip geliyorlar. Şemsiye, defter çanta mecbur alacağım”
Veli toplantılarında okula yardım istendiğini, bunun da kendilerini zorladığını ifade eden Çağan, “ ‘Tuvaletin kapısı kırıldı, lavabo kırıldı’ diyerek para istiyorlar. Devlet versin dedim. Her şeyi devlet vermiyor dediler” dedi.
FAZLADAN BİN LİRA LAZIM
“Bu ay bin lira fazladan para olsa ancak yeter” diyen Çağan, eşinin meyve sebze sattığını bin lira arttırmanın çok zor olduğunu belirtiyor. Aylık en fazla bin 500 lira kazandıklarını anlatan Çağan, “O da her ay yok. Kışın iş az oluyor. Yazın iyi. Yazın karpuz sergisi açıyor” diyor.
Evde tek işçi olup da öğrenci okutmanın zor olduğunu söyleyen Çağan, kendi kıyafetlerinden, eşinin kıyafetlerinden kısarak çocukları okuttuklarını söylüyor.
Kışlık yiyecekleri konserve yaparak şimdiden hazırladığını dile getiren Çağan sebebini şöyle özetliyor: “Konserveleri şimdiden yaptım. Kışın pahalısını almayım çocuklarımı okutayım diye”.
KIZIMIN OKUMASINI İSTİYORUM
Her şeye rağmen çocuklarını okutacağını ifade eden Çağan, çocuklarından birinin kız çocuğu olduğunu belirterek kız çocuğunun okumasını daha çok önemsediğini söyledi.
Kendisi kız çocuğu olduğu için okutulmayan Çağan, “Kimi ayrılıyor, kimisinin kocası kötü çıkıyor. O yüzden kızımın okuyup kendi parasını kazanmasını istiyorum. Beni de okutmadılar. Bugün rezillik çekiyorum. O yüzden kızların okumasını daha çok istiyorum” dedi.
ÇOCUĞUNU TARLADA ÇALIŞARAK OKUTUYOR
Ayşe Baba, çocuklarını okutmak için tarlada tarım işçiliği yaparak hayatını kazanıyor. Çocuğunun “hiç tarlaya gitme benimle ilgilen” dediğini ancak eşi işsiz olduğu için ve çocuğun geleceği için mecburen çalıştığını vurguluyor.
ELİMİZDE YOK YAVAŞ YAVAŞ ÖDEYECEĞİZ
2 çocuk okutan Aysel Eren’in ilk sözleri, “Defter, kalem, üniforma, kışlık kıyafet... 500 lira çıkar” oluyor. “Şuan elimizde bir şey yok” diyen Eren tanıdık yerlerden alıp yavaş yavaş ödeyeceklerini anlatıyor. Okula kayıt yapılınca da para istendiğini söyleyen Eren, “Devlet kitap veriyor ama tüm masrafları karşılasa iyi olur” dedi.
Evrensel.net