Kendi Aslanını Yiyen Toplum” Uyarısı! 

Gazeteci Süleyman Turan Yazdı; “Kendi Aslanını Yiyen Toplum” yazısında, toplumların kendi değerli ve liyakatli insanlarını harcamasının, onları dış müdahalelere açık hâle getirdiğini vurguladı.

YAZARLAR - 18-01-2026 16:19

Kendi Aslanını Yiyen Toplum
“Kendi aslanını yiyen, sonunda dış güçlerin ve köpeklerin yemi olur.”
Bu sert ama bir o kadar da gerçekçi söz, yalnızca bireyleri değil; toplumları, kurumları ve hatta devletleri anlatan derin bir uyarıdır. Çünkü tarih, kendi değerini tüketenlerin başkalarının sofrasında meze olduğunu defalarca göstermiştir.
Bir toplumun “aslanı”, onun yetişmiş insanı, aklı, ahlakı, üretkenliği ve ortak vicdanıdır. Aslan; cesur olan, sorumluluk alan, bedel ödemeyi göze alan, haksızlığa karşı duran kişidir. Ne var ki bazı toplumlar, bu aslanı korumak yerine onu hedef alır. İftira ile yıpratır, kıskançlıkla yalnızlaştırır, çıkar hesaplarıyla saf dışı bırakır. Sonra da şaşkınlıkla sorar: “Neden güçsüz kaldık?”
Cevap basittir: Çünkü kendi gücünü kendin yok ettin.
Bugün birçok alanda aynı tabloyu görüyoruz. Düşünen insan susturuluyor, üreten insan köşeye itiliyor, dürüst olan yalnız bırakılıyor. Liyakat yerine sadakat, akıl yerine biat, emek yerine torpil tercih ediliyor. Böyle bir düzende aslanın yaşaması mümkün değildir. Ya küser, ya gider ya da tüketilir. Geriye ise sürü psikolojisiyle hareket eden, rüzgâr nereye eserse oraya savrulan bir kitle kalır.
İşte tam bu noktada dış güçler devreye girer. Kendi iç direncini kaybetmiş, kendi değerini harcamış toplumlar; ekonomik, siyasi ve kültürel müdahalelere açık hâle gelir. Dün alkışladıklarına bugün düşman edilen, bugün savunduklarını yarın inkâr eden bir yapıya dönüşürler. Çünkü iç pusula bozulmuştur. Aslan yoksa, yön de yoktur.
Daha acısı şudur: Kendi aslanını yiyen toplumlar, başkalarının köpeğini bile aslan sanmaya başlar. Dışarıdan gelen her söz “akıl”, her dayatma “çözüm”, her talimat “kurtuluş” gibi sunulur. Oysa bu, bağımsızlık değil; teslimiyettir. Güç değil; çaresizliktir.
Bu durum sadece devletler için değil, kurumlar ve topluluklar için de geçerlidir. Bir kurum, kendi ehil kadrosunu harcıyorsa; bir şehir, kendi evladını küstürüyorsa; bir yapı, kendi vicdanlı insanlarını dışlıyorsa, uzun vadede ayakta kalamaz. Belki bir süre idare eder, belki gürültüyle ayakta duruyor gibi görünür ama ilk ciddi sarsıntıda dağılır.
Çünkü gerçek güç; kalabalıkta değil, niteliktedir. Gürültüde değil, adalettedir. Korkuda değil, güvende saklıdır.
Bu yüzden asıl mesele dış güçler değildir. Asıl mesele, içeride kimin yenildiğidir. Aslan içeride yenilmişse, dışarıdaki hiçbir tehdidi suçlamanın anlamı yoktur. Önce aynaya bakmak gerekir. Kimi harcadık, kimi susturduk, kimi yalnız bıraktık?
Bugün hâlâ bir çıkış yolu varsa, bu; aslanı yeniden hatırlamakla mümkündür. Değeri korumakla, emeği yüceltmekle, adaleti esas almakla… Kendi gücünü yeniden inşa eden toplumlar, dış baskılara karşı da direnç kazanır. Kendi aslanını yaşatanlar, başkalarının sofrasına düşmez.
Aksi hâlde tarih bir kez daha aynı cümleyi yazacaktır:
Kendi aslanını yiyenler, sonunda başkalarının yemi olur.

Günün Diğer Haberleri