Suriye’nin Bütünlüğü Kime Kadar Kutsal?

Süleyman Turan Yazdı; Taşlar hâlâ yerli yerinde değil ,Ama bazı taşlara dokunulması hâlâ yasak.

YAZARLAR - 25-01-2026 19:14

Suriye söz konusu olduğunda “toprak bütünlüğü” kavramı sıkça dillendiriliyor. Ancak sahadaki gerçekler ile yapılan açıklamalar arasındaki uçurum her geçen gün biraz daha büyüyor. Bugün Suriye’nin kuzeyinde, Rojava hattında atılan her adım dünya başkentlerinde mercek altına alınırken; aynı hassasiyetin İsrail’in Suriye’ye yönelik hamlelerinde gösterilmemesi dikkat çekici bir çifte standardı ortaya koyuyor.

Golan Tepeleri bunun en somut örneği. Yıllardır fiilen İsrail kontrolünde olan bu bölge, artık sadece askeri değil siyasi olarak da Suriye’den koparılmış durumda. Üstelik İsrail’in, Şam’a yaklaşık 20 kilometreye kadar uzanan etkisi ve gerçekleştirdiği operasyonlar karşısında uluslararası toplumdan kayda değer bir itiraz yükselmiyor.

Sessiz Onay mı, Zorunlu Kabulleniş mi?

İsrail’in Suriye’nin güneyinde alan genişletmesine karşı gösterilen bu sessizlik, “Suriye’nin bütünlüğü” söyleminin ne kadar seçici kullanıldığını gözler önüne seriyor. Ne Birleşmiş Milletler’den güçlü bir çıkış var ne de sahada dengeyi değiştirecek bir diplomatik baskı.

Suriye ordusunun İsrail’e karşı sınırlı tepkisi ise askeri yetersizlikten çok, büyük güçlerin çizdiği dar çerçevenin bir sonucu olarak okunmalı. Çünkü İsrail söz konusu olduğunda, dengeler askeri değil siyasi olarak belirleniyor.

ABD ve Golan Denklemi

ABD’nin bu tabloda oynadığı rol de görmezden gelinemez. Washington, Suriye’nin doğusunda “istikrar” ve “denge” söylemleriyle süreci yakından izlerken, Golan Tepeleri meselesinde fiili durumu kabullenmiş görünüyor. Bu durum, İsrail’in Suriye toprakları üzerindeki kontrolünü daha da kalıcı hale getiriyor.

Özetle; ABD’nin Suriye politikası, ülkenin bütünlüğünü korumaktan çok, İsrail’in güvenliğini garanti altına alan bir çerçeveye sıkışmış durumda.

Rojava’da Alarm, Golan’da Sessizlik

İşin en çarpıcı tarafı ise şurada: Rojava denildiğinde herkes diken üstünde. Entegrasyon, yerel yönetim, siyasi temsil gibi başlıklar büyük bir hassasiyetle tartışılıyor. Oysa İsrail’in Suriye topraklarında attığı fiili adımlar karşısında benzer bir refleks görülmüyor.

Bu durum, Suriye’nin bütünlüğünün ilkesel değil, konjonktürel bir mesele olarak ele alındığını gösteriyor. Kimin attığı adım “tehdit”, kimin hamlesi “güvenlik” olarak tanımlanıyor; ölçü buna göre değişiyor.

Şam, Rojava ve Kırılgan Uzlaşı

Bu atmosferde Şam yönetiminin Rojava hattında sürekli “Suriye’nin bütünlüğü” vurgusu yapması anlaşılır. SDG ile sağlanan ve son olarak uzatılan ateşkes, tüm eksiklerine rağmen ülkenin doğusunda yeni bir çatışmanın önüne geçme çabası olarak okunmalı.

Ancak bu çabanın inandırıcı olabilmesi için aynı kararlılığın ülkenin güneyinde, Golan meselesinde de gösterilmesi gerekiyor. Aksi halde bütünlük söylemi, sahadaki gerçeklerle örtüşmeyen bir temenni olarak kalır.

Son Söz

Bugün Suriye’de asıl soru şudur:

Toprak bütünlüğü gerçekten evrensel bir ilke mi, yoksa güçlünün dokunulmaz, zayıfın sorgulanır olduğu bir kavram mı?

İsrail’in Suriye topraklarında attığı adımlar karşısında sessizlik sürerken, Rojava’da atılan her adımın kriz başlığına dönüşmesi bu soruyu daha da yakıcı hale getiriyor.

Suriye’nin kaderi, sadece içerideki uzlaşılarla değil; bu çifte standardın ne zaman sona ereceğiyle de belirlenecek.

Taşlar hâlâ yerli yerinde değil.

Ama bazı taşlara dokunulması hâlâ yasak.

Günün Diğer Haberleri