URFA - Batman Kent Konseyi tarafından Hasankeyf'in Ilısu Barajı'na kurban edilmeye çalışılmasına karşın yapılan sempozyuma katılan Halfeti Belediye Eş Başkanı Mustafa Bayram, Birecik Barajı ile doğası ve tarihi katledilen Halfeti'ye yaşatılanların Hasankeyf yaşatılmaması için dayanışma içerisinde olunması ve sahip çıkılması gerektiğini söyledi.

Batman'da yapımı devam eden Ilısu Barajı nedeniyle barajın yapıldığı Dicle Vadisi'nde yer alan onlarca köy ile birlikte sular altında bırakılmak istenen UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan tarihi Hasankeyf'i çizilen bu sondan kurtarmak için 2 günlük bir sempozyum düzenlendi. Batman Kent Konseyi tarafından düzenlenen sempozyuma uluslararası düzeyde akademisyenler, doğa dernekleri ve ekolojistler ile siyasetçiler bir araya geldi. Halfeti'nin de Birecik Barajı nedeniyle sular altında kalmasından doğru Halfeti Belediyesi Eş Başkanı Mustafa Bayram ve baraj mağduru Halfeti halkını temsilen Mehmet Emin Sakar da bu sempozyuma katıldı. Hasankeyf'in yok olmaması için hangi politikaların yürütülmesi gerektiği ve mücadele biçimleri tartışıldığı sempozyumun ilk gününde bir dizi oturum gerçekleştirilerek ulusal ve uluslararası düzeyde birçok kadın örgütü ve doğa mücadelesi veren örgütler bir araya geldi. Sempozyumun ikinci gününde ise Hasankeyf halkı ile buluşularak tarihi Hasankeyf'teki Seyir Tepesi'nde panel düzenlendi. Hasankeyf buluşmasında yapılan panele Halfeti halkını temsilen Halfeti Belediyesi Eş Başkanı Mustafa Bayram ve Mehmet Emin Sakar da panelist olarak katıldı.
'Baraj bir soykırıma yol açtı'

Burada konuşan Bayram, Halfeti ilçesinin 2000 yılında yapılan Birecik Barajı'yla sular altında bırakıldığını belirterek, ilçe merkeziyle beraber Halfeti'nin 7 köyü ve Birecik ilçesi ve aralarından Zeugma Antik Kenti ve Antep'in ilçelerine bağlı onlarca köyün baraj sularına gömüldüğünü hatırlattı. Bayram, Birecik Barajı'nın böylelikle baraj adeta Halfeti başta olmak üzere birçok tarihi ve doğal yaşam alanında bir soykırıma yol açtığını dile getirdi. Halfeti'de baraj sonrası yeni yerleşim yerine taşınanlardan özellikle 60 yaş ve üzeri nüfusun yüzde 90'ının yeni yaşama entegre olamadığını ve çoğunun psikolojik ve sosyal olarak büyük bir uyum sorunu yaşadığını ifade eden Bayram, "Uyum sorunundan kaynaklı yaşanan çeşitli sağlık sorunları baş göstererek, yapılan araştırmalara göre insanlar ruhsal olarak bir çöküntü yaşadı" diye kaydetti.
'Halfeti baraj ile bir kıyımdan geçirildi'

Birecik Barajı'yla beraber Halfeti'de çift katlı birçok tarihi eyvanlı taş evlerin, bölge mimarisinin simge yerleşimlerinden olan Halfeti Konaklarının ve nehir yalılarının son örneklerinin de sulara gömüldüğünü söyleyen Bayram, "Halfeti'nin tarihi mimarisi böylelikle baraj suları altında bırakılarak katledildi. Yine Birecik Barajı, Türkiye genelinde en önemli can eriği üreticilerinden olan Halfeti havzasında bulunan tüm erik bahçelerini sular altında bıraktı. Çiftçi ve üreticiyi mağdur eden ve ekolojik bir kıyıma neden olan Birecik Barajı, geri dönüşü olmayan bir tahribata neden oldu. Barajı nedeniyle Halfeti'de birçok endemik türü bağrında yetiştiren havzayı yutan sular; kebat, elma, portakal, muz, mandalina ve sebze çeşitlerinin üreticiliğini de beraberinde bitirdi. Halfeti kaya eko-sistemi ve nehir eko-sistemiyle çok özel bir mikro klima iklimine sahip iken, baraj yapımı sonrası oluşan göl ve artan nem nedeniyle birçok canlı türünün yaşantısını da olumsuz bir şekilde etkiledi" dedi.
'Halfeti baraja kurban edildi'
Bayram, Birecik Barajı'yla beraber balık türlerinden özellikle köşker ve turna gibi birçok türün yok olduğunu aktararak, barajın tahribatlarını şöyle dile getirdi: "Yaşamlarını balıkçılık ile sağlayan önemli bir kitle, baraj yapımı sonrası sular altındaki yapıların riskli konumundan ötürü nehre ağ atamayarak balıkçılık yapamaz hale geldi. Sulama ve elektrik üretimi amacıyla yapılan iki baraj arasında kalan Halfeti'de baraj sonrası aradan 16 yıl geçmesine rağmen halen yaşam alanlarını zorunlu bir şekilde bırakmak zorunda kalan halkın mağduriyeti hat safhadadır. Yine bu halk için oluşturulan yeni yerleşim yerlerinde içme suyu ve elektrik sıkıntısı da sürmektedir. Birecik Barajı'nın yapımıyla yüzlerce yıldır beraber yaşayan ilçe halkı, baraj ile beraber darmadağın oldu. Barajla kentin demografik yapısı değişti. Halk atalarından bu yana sürdürdükleri tarımsal faaliyetler ile kendi ürettikleri sebze meyveler ile doğal olarak ihtiyaçlarını karşılarken, yapılan baraj nedeniyle ihtiyaçlarını karşılayamaz ve geçinemez duruma geldi. Yine Birecik Barajı'nın yapımı ve yarattığı tahribat nedeniyle Halfeti'de genç nüfusun işsizlik oranı bu minvalde her geçen sene daha da arttı ve halen artmaktadır. Bu doğrultuda barajların bir kez daha kazandırmadığı ve farklı birçok açıdan insanlara kaybettirdiği de gözler önüne serilmiştir. Baraj sadece Halfeti'ye sürülen bir makyajdan ibaret olmuş ve baraj öncesi doğal olan ve her türden envai çeşit meyve sebzeyi bağrında yetiştiren Halfeti baraj sularına kurban edildi. Halfeti baraja kurban edildi Hasankeyf'in de baraja kurban edilmesine izin vermeyelim."
'Başımıza geleni baraj su tutunca ancak anlayabildik!'

Ardından konuşan Halfetili Mehmet Emin Sakar da bizzat baraj mağduru olarak yaşadıklarını anlattı. Sakar, Halfeti halkının başına geleceklerin, 1990'larda başladığını belirterek, "ÇATOM (Çok Amaçlı Toplum Merkezi) denen bir dernek kurdular. Yalnız bu aslında toplumu uyutma merkezi olarak işlevselleşti. Baraj inşaatı başlamadan önce bize; halkla toplantılar yaptılar, barajın 'faydalarını' anlatılar, tomarla para alacağımızı söyleyerek, daha iyi bir yaşam sahibi olacağımızı ve devletin şefkatini bizlere ballandıra ballandıra anlattılar. Fakat baraj su tutmaya başladığında (2000 yılında) başımıza gelebilecekleri ancak anlayabildik. Baraj minvalinde bizlere verilen sözlerden hiçbiri tutulmadı. Aksine, dünyanın en verimli topraklarımız olan alanlarımızı sulara gömdüler. Binlerce yıllık tarihi Zeugma Antik Kenti, Rum-Kale'nin büyük bir kesimini baraj sularına gömerek katlettiler. Kentin tarihi, ekolojisi, ekonomik gelirleri olan meyve ve sebze bahçelerimiz, hayvan ve bitki çeşitliliğimiz tam bir soykırıma uğradı" diye yaşadıklarını anlattı.
'Baraj başımıza gelebilecek en kötü felaket'

Barajdan önce Fırat vadisinde yaşayan halklar olarak üreten kendi ürettiği ile geçinen mutlu bir toplum olduklarını dile getiren Sakar, şöyle devam etti: "Barajla birlikte binlerce insan tüketici durumuna düştük. Gençlerimiz artan işsizlik ve geçim sıkıntısından dolayı çevre illere göçtü. Yaşlılarımız atalarının mezarları ve geçim kaynakları olan ve bir bütünen geçmişlerinin sulara gömüldüğünü ağlayarak izlediler. Yeni yaşama uyum sağlayamayıp psikolojik ve depresif sorunlar yaşayarak ebediyete göçüp gittiler. Yani baraj tam bir yıkım ve başımıza gelebilecek en kötü bir felakat oldu. Mutlu bir toplumdan mutsuz, uyumsuz ve sorunlu bir topluma evirdiler bizi. Biz bu kaderi yaşadık. Hasankeyf halkının da aynı kaderi yaşamaması için buradayız. Yaşadığımızı paylaşmak ve dayanışma adına burada bulunuyoruz."
Panelin son bulmasının ardından sempozyum Hasankeyf'te yapılan doğa yürüyüşü ile devam etti.

