15 Temmuz darbe girişimini iktidarı için fırsata çeviren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu'ndan çıkan 3 aylık Olağanüstü Hal (OHAL) Bakanlar Kurulu kararı sonrası yürürlüğe girmesi tepkiyle karşılandı. Kaygı duyan aydın, sanatçı, gazeteci ve yazarlar karara tepki gösterdi.
Evrensel Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Fatih Polat, sıkıyönetimin üniformasız hali olarak değerlendirdiği OHAL'in daha önce dönemin başbakanı Erdoğan tarafından kaldırıldığını ve hatta bunun seçim propagandası olarak kullanıldığını hatırlattı. Polat, "Bugün OHAL ilanını bize demokrasi şöleni gibi sunmalarının hiçbir inandırıcılığı olamaz" diyerek tepki gösterdi. OHAL dönemlerinde keyfiyetin öne alındığı, parlamentonun pek çok açıdan kanun hükmünde kararnameler çıkardığı bir süreç olarak karşılarına çıktığını belirten Polat, yaşanan bu süreç ile birlikte basın üzerindeki baskıların daha da artacağına dikkat çekti. Darbe girişimi ardından iktidarı rahatsız eden televizyonların kapatılma tehdidi ile karşı karşıya kaldığını, sitelerin erişime kapatılması ve Meydan gazetesinde çalışan gazetecilerin tutuklanmasını bu duruma örnek gösteren Polat, "Gazetecilerin, basın meslek örgütlerinin yan yana durması, yeni keyfiyetlerle basın alanının daha da sınırlandırılmaya dönük girişimlerin karşısında durmak gerekiyor. Daha fazla demokrasi için daha fazla mücadele etmemiz gereken bir dönemden geçiyoruz" dedi. Kürdistan'da yaşanan çatışmalı süreç ile birlikte bir OHAL durumunun zaten yaşandığını hatırlatan Polat, bu kararın endişe verici olduğunu söyleyerek demokrasi güçlerinin yan yana durması çağrısında bulundu.
Gürsoy: OHAL başkanlık rejimine giden yol
İnsan hakları savunucusu Gençay Gürsoy da, OHAL ilanını Erdoğan'ın başkanlık rejimine giden yolu açma girişimi olarak gördüğünü ifade ederek, darbe girişiminin ardından 3 aylık OHAL ilan edilmesini de akla uygun olmadığını söyledi. Demokratik hakların askıya alınacağı, muhalefetin sınırlandırılmaya çalışılacağı OHAL halinde amaçlananın da Erdoğan ve dikta hazırlıklarına karşı toplumsal tepkileri kontrol altına almak olduğunu dile getiren Gürsoy, "Türkiye'de demokrasi ve barıştan yana olan kamuoyunun bu oyuna gelmemesi, Demokrasi Cephesi'ne artık kaçınılmaz bir sorumluluk yüklemek lazım.7 Haziran'dan beri zor demokrasi süreci içine girmiştik bundan sonra da güç bir dönem bekliyor. Bu ülkeyi bu rejime terk etmemek lazım" diye konuştu.
Cinmen: Zaten OHAL vardı
Hukukçu Ergin Cinmen de, OHAL öncesinde darbe girişimi sonrası yürütülen operasyon kapsamında 60 bine yakın kamu görevlisinin işten çıkartıldığını hatırlatarak, asıl amacın bu kamu görevlilerin idare mahkemesine açacakları davada yürütmeyi durdurma kararı verilmemesi için OHAL'in uygulanmak istendiğini söyledi. "Zaten Türkiye'nin Güneydoğusu'nda temel hak ve özgürlükler kısıtlanmış durumda bir OHAL hali var" diyen Cinmen, Kürt kentlerindeki OHAL'in tüm Türkiye'ye yayıldığını belirtti. OHAL uygulamaları ile Türkiye'ye herhangi bir şekilde huzur gelmeyeceğini vurgulayan Cinmen, "Türkiye zaten çok uzun zamandır OHAL yaşıyor. Örneğin OHAL edilmeden önce Leman Dergisi toplatıldı. Biri eylem basın açıklaması yapmak isterse müdahale oluyor zaten yapamıyordu. Ancak bu işten atılan kamu görevlilerin işe geri dönüş şansı tamamen ortadan kalktı. Çok endişeli günler bizi bekliyor" dedi.
Baysal: Toplum bunu hak etmedi
Gazeteci Nurcan Baysal da şunları söyledi: "Biz OHAL'i yaşamış bir halk olarak OHAL'i çok iyi biliyoruz. Temel hak ve özgürlüklerin nasıl kısıtlandığını da biliyoruz. Her kapı çaldığında ürkmenin nasıl olduğunu da biliyoruz. Çok şaşkınım. Bu halk bunu hak etmiyordu. Daha demokratik bir süreci beklerken bunun olması bizi şaşırttı. Kaygılıyım."
Altan: Tek çare demokrasi
Prof. Dr. Mehmet Altan da OHAL uygulamasına tepki gösterdi. "Halk olarak darbeyi önledin darbeden daha kötü duruma geldin. Bunu neden alkışlıyorsun?" diyen Altan, "Bir şekilde hukuku anayasayı yok sayıyorsun. Türkiye bir şekilde demokrasi ve hukuktan uzaklaştıkça kaotik bir döneme giriyor. Huzur istiyorsak, formül hukuk ve demokrasi yollarından vazgeçememek. Evrensel hak ve özgürlükleri yok saymamak. Ancak uzun zamandır buna eğilim var" dedi.
Son dönemde ülkenin içine düştüğü durumun hukukun gerekliliğini öğrettiğini belirten Altan, şunları söyledi: "Siyasi olarak nemalanmak için bu yönteme başvuruyor iktidar. Siyasi nemalanmak söz konusu. Bir yandan da kamuda hukuksal denetim mekanizmasının devre dışı bırakıldığı, önceden hazırlanmış gibi görünen bir liste üzerinden çok geniş kapsamlı hukuksuz bir tasfiye yaşandığı görülüyor. Demokrasiden ve hukuktan uzaklaşan her adım da Türkiye'nin içinde bulunduğu sarsıntıyı ve tehlikeyi artıracaktır.Türkiye'yi huzura ve güvenceye ulaştıracak tek çare demokrasiye ve hukuka sarılmaktır, umarım siyaset sistemi bu gerçeği fark eder."
Estukyan: 'Demokrasi bayramı'
Agos Gazetesi yazarlarından Pakrat Estukyan da, gelişmeleri kaygı verici bularak, "Biz bu filmi daha önce görmüştük. Bu filmin kimseye faydası yok. Demokrasi bayramından söz edildiği bugünlerde, demokratik hakların kısıtlanması söz konusu. Kaygılıyım" dedi.
Kabadayı: Barış cephesini örmeliyiz
Mor ve Ötesi'nin solisti Kerem Kabadayı da, darbe girişimin engellenmesinin demokrasi açısından önemli bir gelişme olduğunu hiçbir askeri yönetimin ülkeye bir faydasının olmayacağını fakat bu gelişmelerin ardından OHAL'in yaşanmasının uygun olmadığını söyledi. Beklentisinin "darbeye karşı tankların üzerine çıkan toplumun" hak ettiği oranda demokratik bir yönetim ile yönetilmesi ve barış cephesinin örülmesi olduğunu söyleyen Kabadayı, "Bu halk, darbeyi durduran bu halk OHAL'i hak etmiyor. Barışı hak ediyor. Barış cephesini örmeliyiz. Ülke açısından kaygılıyım" diye konuştu.
Tunç: AKP kurtuluşu diktatörlükte arıyor
Sanatçı Ferhat Tunç da, şunları söyledi: "Cemaatçi grubun bir askeri darbe ile kendisini göstermesi çok büyük bir gelişmedir, beklenmedik bir gelişme olarak görülebilir. Ama bu darbe sonuçta başarısız oldu. Ama şimdi bunun karşısında da darbeyi bahane ederek bir sivil darbe gerçeği ile karşı karşıya kaldık. Her ikisi de tehlikeli. Aslında AKP, demokratik hak ve özgürlükleri hedef alarak, diktatörlüğünü pekiştirdi. Aslında olan biten bizi hiç şaşırtmıyor. Çünkü biliyoruz bir plan dahilinde yürüyor bu girişim. OHAL ilanı ile birlikte başlayan bu sürecin, giderek fiilen de olsa Erdoğan'ın kendi başkanlığını ve ya diktatörlüğünü pratikleştirmek için bir fırsat olarak değerlendirdi. Türkiye yeniden OHAL'li yıllara geri döndü bu bir gerçek. İktidara geldiklerinde OHAL'i kaldırmak ile övünen bir iktidardı AKP. Bu çok büyük bir çelişki. AKP kurtuluşunu OHAL de diktatörlükte arayan bir iktidar konumuna geldi."
Aydınlar: Direnmeliyiz
"Bizler hiçbir şekilde darbenin iki tarafında da değiliz. Bizim tavrımız tabii ki halklardan yanadır" diyen Sanatçı Pınar Aydınlar, yaşanan darbe sürecinden de OHAL sürecinden de zararlı çıkanın halk olacağını dile getirdi. Kürdistan'dan dolayı OHAL'i iyi bildiğini belirten Aydınlar, dün ilan edilen OHAL ile 81 ilde halklar üzerinde çok büyük bir korku imparatorluğunun ötesinde ileri faşizm yaşatılacağını söyledi. "İleri demokrasi diye yola çıkan bir hareketin ileri faşizm boyutunu yaşıyoruz şu anda" diye devam eden Aydınlar, şunları söyledi: "Ama şu da bir gerçek, sonuçta tarihler boyunca egemenler ve devlet yine 'son sözü ben söylerim' gibi bir yaklaşımla halkların taleplerini göz ardı ederek, darbeye ve darbenin sonrasında OHAL'e kadar bir boyut aldı ülkenin hali. Ama asıl mesele yine bizlerin direngenliğinden geçiyor. Bizler hem HDP olarak, hem de kişisel olarak da tavrımızı her zaman direnişten yana kullanacağız. Evet OHAL ilan edildi. 3 ay sıkı bir yönetim olacak. İnsanlar evlerinden rahat bir şekilde çıkamayacak ya da en demokratik alanlardaki mücadelemizi bir şekilde kısıtlama, yasaklamalar yaşatılacak. Ama şu bir gerçek ki 'bizler halkız, parmakla sayılacak yada tutuklamalar ile ölümlerle yok edilemeyecek kadar çok olan bizleriz."
(diha)

