Tesnim Haber Ajansı- Kanadalı Globe and Mail gazetesi, köşe yazarı Tony Keller'in kaleme aldığı analizde, Donald Trump'ın İran'a karşı savaş başlatma kararının net kazananları ve kaybedenleri olduğunu belirtti. Keller'e göre, bu sahnenin tek büyük kazananı İran; diğer tüm taraflar ise neredeyse kesinlikle kaybeden konumunda.
İlk Kaybeden: Fars Körfez Ülkeleri
Yazar, Suudi Arabistan'ın da aralarında bulunduğu 6 Fars Körfez ülkesinin refahını bölgesel barışa ve deniz ticaretinin özgürlüğüne borçlu olduğunu vurguluyor. Bu nedenle bu ülkeler, Trump'a savaş başlatmaması yönünde tavsiyede bulunmuştu. Ancak ABD ve İsrail'in saldırıları ve İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatıp Fars Körfez ülkelerine yönelik füze ve İHA dalgalarıyla karşılık vermesinin ardından, birkaç hükümet Washington'a, İran hâlâ saldırı pozisyonundayken operasyonları sonlandırmaması uyarısında bulundu. Fakat Washington, bu tavsiyelerin hiçbirini dikkate almadı. Keller'e göre,Fars Körfez ülkeleri ağır bir bedel ödedi ve muhtemelen önümüzdeki günlerde daha fazla fatura ile karşılaşacaklar.
İkinci Kaybeden: Amerika Birleşik Devletleri
Analize göre, ABD ordusu İran'da çok sayıda hedefi imha etti. Ancak yok edilen hedeflerin ve öldürülen liderlerin listesini çıkarmak, Pentagon'un Vietnam Savaşı boyunca odaklandığı başarısız "ceset sayımı" yaklaşımını hatırlatıyor. Bu strateji eksikliği, stratejik bir yenilgiyle sonuçlandı.
Keller, perşembe akşamı itibarıyla ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını durdurduğunu ve aynı tutumu İsrail'e de dayattığını açıklıyor. Bu süreçte İran, Hürmüz Boğazı'nı kapalı tutarak ekonomik savaşını sürdürdü. Tahran ayrıca, 28 Şubat öncesinde açık bir uluslararası geçit olan bu su yolunda geçiş ücreti alma planlarını duyurdu. İran, ABD'nin İsrail'i Hizbullah'a yönelik saldırıları sonlandırmaya zorlamasını da talep etti.
Yazar, Trump'ın ABD'nin sınırsız gücünü övüp İran'ın koşulsuz teslimiyetini isteyerek, rejim değişikliği vaadiyle savaşa girdiğini belirtiyor. Hızlı ve kolay zaferin elinden kaydığını gören Trump'ın ise yön değiştirdiği ve artık savaşı sonlandırmaya çalıştığı ifade ediliyor.
Üçüncü Kaybeden: İsrail
Keller, İran'ın 1979 Devrimi öncesinde İsrail'in dostu olduğunu hatırlatıyor. Bu nedenle, İsrail'i yok etme takıntısı içindeki bir yönetimi Tahran'da devirmek, Tel Aviv için uzun süredir süren bir hedefti. Ancak rejim değişikliği yerine, bu savaş, varlığını sürdürebilmek için İsrail karşıtlığını daha da artıran ve başarılarıyla güçlenen bir hükümeti iktidara getirdi.
Ayrıca, bu analiste göre İsrail, giderek artan şekilde "MAGA" (Trump hareketinin kurucuları) yanlısı çevrelerde, Trump'ı İran'a saldırmaya bir şekilde ikna eden ülke olarak resmediliyor; Trump'ın on yıllardır bu tür bir eylemi savunduğu gerçeği bir kenara bırakılırsa.
İsrail'in, Tahran'ın Hizbullah'a yönelik saldırıların durdurulması talebine derhal boyun eğmemesi de, Trump'ın İran'ı yatıştırma ve savaştan çıkış yolu bulma çabalarını sekteye uğratıyor.
Dördüncü Kaybeden: Lübnan
Keller'e göre Lübnan, İsrail'in Hizbullah'a yönelik saldırıları nedeniyle harabeye döndü. Ancak Hizbullah hâlâ ayakta. Tahran'daki müttefikleri gibi, Hizbullah da bu çatışmadan taze bir enerjiyle çıkabilir. İran'ın Lübnan'daki rolü de benzer şekilde güçlenebilir.
Kazanan: İran İslam Cumhuriyeti
Keller, İran'ın coğrafya ve asimetrik silahlar aracılığıyla komşularını ve onları koruyan süper gücü teslim olmaya zorlayabildiğini gösterdiğini yazıyor. Tahran, geçen yıl ABD ve İsrail'in tek taraflı bombardıman kampanyası sırasında pasif ve tedirgin bir konumdayken, şimdi güçlü ve cesur bir pozisyona yükseldi. Daha önce uzun süreli gözetim altında tutulan ülke, artık "hapishaneden kaçış" kartını keşfetti.
Kazanan: Çin
Keller'e göre, ABD'nin yaşadığı başarısızlık, Pekin'in önünü açıyor. ABD'nin aksine Çin, Fars Körfez'in her iki yakasındaki ülkelerle de iyi ilişkilere sahip. Ayrıca ABD'den farklı olarak Çin, İran petrolünün büyük bir alıcısı konumunda. Bu nedenle Çin, 2023'te Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkilerin yeniden tesis edilmesini sağlayan anlaşmada mantıklı bir arabulucu oldu. Çin, dünyanın en büyük ikinci petrol tüketicisi olarak Hürmüz Boğazı'nın kapanmasını istemiyor. Bununla birlikte Çin, "hepsini bir arada" enerji stratejisi benimseyerek ithal petrol ve gaza bağımlılığını azalttı. Bu strateji, güneş hücresi ve elektrikli araç üretiminde dünya lideri olmayı içeriyor. Ancak Çin, aynı zamanda dünya kömür üretiminin ve tüketiminin yarısını karşılayarak, Fars Körfez'den gelen gaz ve gübre ithalatına olan ihtiyacını da ortadan kaldırdı. Çin, yıllık olarak ABD'den on kat, Kanada'dan ise yüz kat daha fazla kömür çıkarıyor.
Kazananlar: Yenilenebilir Enerji ve Orta Doğu Dışı Petrol-Gaz Üreticileri
Yazar, makalesinin sonunda, petrol fiyatları yükseldikçe rüzgâr ve güneş enerjisinin daha ekonomik hale geldiğini belirtiyor. Ayrıca müşteriler ve üreticiler için, Fars Körfez petrolüne aşırı bağımlılığın riskleri artık netleşmiş durumda. Kanada, güvenli alternatifler listesinde başı çekiyor.

