Hayatta kurduğumuz her ilişkinin görünmeyen bir terazisi vardır. O terazinin adı güvendir. Güven ise sözle değil, tanımakla oluşur.
Bu yüzden yıllardır aklımda yer eden tek bir cümle var:
"Beni ne kadar tanıyorsan, ben de seni o kadar tanıyorum."
Aslında bu söz sadece iki insan arasındaki ilişkiyi anlatmaz. Siyasetten ticarete, belediyelerden basına, esnaftan iş dünyasına kadar herkes için geçerli bir gerçeği ifade eder.
Bir siyasetçi, seçim zamanı halkın kapısını çalıp sonra yıllarca o kapıyı unuttuğunda; halk da onu sadece seçimden seçime hatırlar.
Bir belediye, vatandaşın sesini yalnızca alkış duyduğu zaman dinler, eleştiri geldiğinde kulaklarını kapatırsa; vatandaş da belediyeye aynı mesafeyle yaklaşır.
Bir esnaf, müşterisini sadece kazanç kapısı olarak görürse; müşteri de ilk fırsatta başka bir kapıyı çalar.
Bir iş insanı, bulunduğu şehre ve insanına değer kattığı kadar hatırlanır.
Gazetecilikte ise bu ölçü daha da hassastır. Gazeteci, toplumun sesini ne kadar duyuyor, ne kadar tarafsız kalıyor ve ne kadar samimi davranıyorsa; toplum da gazeteciyi o kadar benimser. Çünkü güven, manşetlerle değil, duruşla kazanılır.
İnsanlar artık söylenen sözlerden çok, gösterilen tavırlara bakıyor. Kimin gerçekten yanında olduğunu, kimin sadece çıkarı kadar yaklaştığını zamanla görüyor.
İşte bu yüzden herkes şunu bilmeli:
"Biz seni, sen bizi tanıdığın kadar tanıyoruz."
Bu cümle bir kırgınlığın değil, hayatın gerçeğinin ifadesidir. Karşılıklı ilgi, karşılıklı saygı ve karşılıklı güven olmadan kalıcı dostluk da olmaz, kalıcı başarı da...
İnsan ilişkilerinde de, kamu yönetiminde de, ticarette de, gazetecilikte de değişmeyen tek kural budur:
Sen beni ne kadar tanıyorsan, ben de seni o kadar tanıyorum.

Süleyman Turan

