Şanlıurfa-Yüzyılların kadim geleneği olan sıra geceleri, Urfa kültüründe önemli bir yere sahip. Kentin önemli tarihi mekanlarından olan Gümrük Hanı'nda Urfa'nın hoyratlarını seslendiren Abdullah Kepekçi ve Mustafa Çakmak, dedelerinden devraldıkları geleneği sürdürerek dünü ve bu günü buluşturmaya devam ediyor.

 

Popüler kültüre karşı direnen Urfa'nın kendine has sesleri, kentin tarihinde de önemli bir yere sahip. Yaşama dair tüm ezgilerin bir araya gelerek oluşturduğu sesler, yüz yıllardır Urfa'nın sıra geceleri ile geçmişi günümüze taşıyor. Kadim kentin yok olmaya direnen seslerinden biri de Urfa'da yüzlerce yıllık gelenekten süzülerek gelen yanık hoyratları.

 

Asıl olan ekmek kavgası olsa da, yaşam biçimidir Urfa'da sokak çalgıcılığı.

 

Müziğin emekçileri

 

Urfa'nın müzik kültürüyle özdeşleşen sıra geceleri, bir müzik etkinliğinin çok ötesinde bir tarihi ve kültürel mirasa sahip. Kendine has sunumu ile sıra gecesi, sohbet, muhabbet, edebiyat, musikinin harmanlanarak birlik, beraberlik, dayanışma, yardımlaşmanın ifadesidir aynı zamanda. Usta-çırak geleneği ile geçmişten günümüze taşınan bu mirası yaşatan ve ünlü müzisyenler arasındaki yerini alan birçok ismin yanı sıra, emeğiyle bu geleneğin taşıyıcısı olan yüzlerce müzisyen yetişmiştir. Ustalarından öğrendikleri mesleği icra ederek hayata kalmaya çalışan müzik emekçilerinin Urfa'daki mekanları ise genellikle sokaklar.

En kolay rastlayabileceğiniz yer ise tarihi Urfa kentinin en kadim çarşısı olan Gümrük Hanı. Dün ve bugün arasında bir köprü gibi duran Gümrük Hanı'nda geçmiş ve bugünün sesleri birbirine karışır.

 

'45 yıldır müzik icra ediyorum'

 

Handa oturan misafirlere Urfa hoyratlarını söyleyen müzik emekçilerinden Abdullah Kepekçi ve Mustafa Çakmak, icra ettikleri meslekleriyle dinleyicilerden gelen bağışlarla yaşamlarını idame ettiriyor. Birinin elinde keman, diğerinin elinde darbuka, onlar söylerken handaki misafirlere hoyratlara tempo tutuyor. 15 yaşında başlayan arkadaşlıkları kadar eski bir mesleği sürdürdüklerini söyleyen müzik emekçileri, Türkiye'nin her tarafını gezerek müzik icra etmiş. Kepekçi ve Çakmak, şehir şehir, kasaba kasaba, hatta köy köy dolaşıp müziklerine seslerini katık edip, ekmeklerini kazanmaya çalışıyor.

 

60 yaşında olan Kepekçi, "Bu benim anamdan, babamdan öğrendiğim bir meslek. Tam 45 yıl boyunca bu işi yaptım. Bizimki meşhur olmak, birileri bizi tanısın diye yaptığımız bir iş değil. Bu benim ekmek param. Çocuklarımın nafakasını bundan kazanıyorum. Türkiye'de gezmediğim görmediğim yer kalmadı. Benim için hayatta kalmanın tek yolu müzik" diyor.

 

'Kent var oldukça sesimizde içinde yer alacak'

 

Kemanın acı tınısının yüzüne yansıdığı Mustafa Çakmak ise sevgisini "Kemanı boynumda hissetmediğim gün, boynum ağrır. Sesini duymadığım gün hastalanırım" sözleriyle dile getirecek kadar müziğe tutkun.

Kazandığıyla zar zor geçinebildiğini söylese de "Benim yaşam tarzım, hayatımı kazanma şeklimde bu" diyen Çakmak, arkadaşı ile birlikte kadim bir kültürün emanetçileri olarak melodilerle sokak sokak dolaşmaya devam ediyor.

 

Onlar arka planda kalan, yüzleri görünmeyen, ışıklı neonlara isimleri yazılmayan bu müzik emekçileri "Kentin sesi var oldukça bizim sesimizde içinde bir yerde yer alacak" diyor. (diha)