Şanlıurfa-Paris katliamıyla tekrardan gündeme eden DAİŞ-Türkiye ilişkilerini değerlendiren Urfa Barosu Başkanı Hikmet Delebe, Paris'in Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamlarının devamı olduğuna işaret ederek, "Bu katliamları ayrı düşünmemek gerekiyor. Türkiye gönderdiği mühimmatla kimi terör gruplarını destekler mahiyette pozisyon alması bu katliamlara davetiye çıkarmıştır" dedi.
Diyarbakır, Suruç, Ankara ve son olarak da Paris'te gerçekleşen katliamla birlikte tüm gözler, Suriye politikası sonucu sınır hattında ve şehirlerinde DAİŞ çetelerine rahat hareket edebileceği bir zemin hazırlayan Türkiye'ye çevrildi. Türkiye sınırını rahat bir şekilde kullandıkları ve her türlü ihtiyaçlarını Türkiye'de karşıladıkları defalarca belgelenmesine rağmen AKP hükümetinin Suriye politikası, G-20 Zirvesi'nde de kabul görmedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'li yetkililerin dillendirdiği "Fırat kırmızıçizgimizdir" söylemi, artık DAİŞ çetesini korumanın bir argümanı olarak sırıtmaya başladı. Urfa Barosu Başkanı Hikmet Delebe, Türkiye'nin AKP hükümetinin yanlış Suriye politikası yüzünden bu gün çıkmazda olduğunu belirtti.
'Türkiye ateşe benzin döküyor'
Türkiye'nin Suriye'deki ateşe benzin döktüğünü aktaran Delebe, "Türkiye Suriye bataklığına yanlış politikalarıyla müdahil olmakla uluslararası arenada sıkıntılı bir konuma gelmiştir" değerlendirmesinde bulundu. Paris'in Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamlarının devamı olduğuna işaret eden Delebe, "Bu katliamları ayrı düşünmemek gerekiyor. Bu katliamlara bir bütün olarak bakmak gerekiyor. Türkiye gönderdiği mühimmatla kimi terör gruplarını destekler mahiyette pozisyon alması bu katliamlara davetiye çıkarmıştır" dedi.
'Rojava kazanımları Türkiye kazanımlarıdır'
Rojava'da Kürtlerin kazanımlarının önemli olduğunu belirten Delebe, Türkiye'nin dış politikasının bu kazanımları boğmaya dönük olduğunu söyledi. AKP hükümetinin YPG için "Fırat'ın ötesine geçemezler, bizim kırmızıçizgimizdir" söylemini hatırlatan Delebe, "Bu söylem tüm Kürt halkını ciddi anlamda rahatsız etti. PYD'nin zayıflaması demek, DAİŞ'in güçlenmesi demektir. Tüm dünya bunun bilicindedir. Bir halk kendi öz gücü, kendi emeğiyle bir kazanım elde ediyorsa bunun korunması ve alkışlanması gerekirken, maalesef Türkiye Rojava'daki kazanımlara karşı hasmane tavırlar içerisine girdi" diye konuştu. Cerablus'ta DAİŞ'e karşı YPG'nin gelişmesinin istenmediğini vurgulayan Delebe, "Elbette ki Cerablus'un YPG'nin eline geçmesi ile Türkiye'nin Suriye sınırı bütünüyle tehlikelerden arınmış olacaktı. Bu da DAİŞ'in güç kaybetmesi demekti. Türkiye'nin Cerablus'un bulunduğu bölge için 'Kırmızıçizgimizdir, Fırat'ın ötesine geçmeleri mümkün değildir' söylemleri doğru söylemler değildir" diye belirtti. Türkiye'nin Rojava'daki kazanımları kendi kazanımları gibi görmesi gerektiğini söyleyen Delebe, "Türkiye Avrupa'nın ve Amerikan'ın da desteklediği bu kazanımların karşısında durarak, Avrupa Birliği'nin ve Amerika'nın Suriye politikasına da karşı olduğunu gösteriyor" dedi.
'Ankara ve Paris katliamı önlenebilirdi'
Türkiye'nin Ankara katliamına kadar DAİŞ'e ve hücre evlerine karşı ciddi operasyon yapmadığa dikkat çeken Delebe, "Urfa Barosu olarak defalarca altını çizdik. Emniyetin ve MİT'in bu konuda yetersiz kaldığını ve bu konuda ciddi, sıkı çalışmalar içerisine girmediklerini belirttik. Sonrasında Ankara'daki korkunç katliam yapıldı. Daha önce DAİŞ'in üstüne gitmiş olsalardı belki Ankara ve Paris katliamları gerçekleşmezdi" diyerek, Türkiye'nin DAİŞ politikasını eleştirdi.(diha)

