Van Baro Başkanı Murat Timur, AKP'nin Kürdistan kentlerinde sürdüğü savaş ve yaşanan katliamlara ilişkin AİHM kararlarının uygulanmaması ile birlikte AB'nin "ateşkes", Uluslararası Af Örgütü'nün ise "katliam" uyarısını değerlendirdi.

 

Başvurulan savaş politikaları nedeniyle bu zaman kadar çok sayıda sivilin katledildiğine dikkat çeken Timur, gözaltına alınan 7 bin civarında kişi arasında yaklaşık bin 400 kişinin tutuklanması ve bunların içerisinde de seçilmişlerin olmasının çatışmalı sürecin bilançosunu net bir şekilde ortaya koyduğunu vurguladı.

 

'Mahkemeler siyasal iktidarın emrinde'

 

 

Toplum dinamiklerinin barışta ısrar ettiğini dile getiren Timur, ancak çatışmalı sürecin insanlarda ciddi bir karamsarlığa yol açtığına tanıklık ettiklerini dile getirdi.

 

Avrupa Birliği'nin (AB) yaptığı çağrıyla AKP devletine çatışmalı sürecin sonlandırılması konusunda net bir mesaj verdiğini kaydeden Timur, Uluslararası Af Örgütü'nün hazırladığı verilerin ise çatışmalı süreçte sivillerin çok ciddi zararlar gördüğüne işaret ettiğini kaydetti. Timur, "Bizlerde bölge baroları olarak son yaptığımız çalışmalarda bunu gördük. Toplumun bir an önce bu çatışmalı süreçten kurtularak çatışan tarafların bu noktadaki barış sürecine ilişkin yaklaşımlarını tekrar ortaya koymaları gerekiyor. Aksi taktirde bu bölgede yaşanmış olan ağır savaş bilançosunun yaratacağı travma bütün topluma yansımış olacaktır" uyarısında bulundu.

 

Timur, süren ablukaların kaldırılması için hukukçular olarak birçok defa mahkemelere yaptıkları başvurulara rağmen aksi bir karar verilmemesi için ise "Mahkemeler siyasal iktidarın emrinde" dedi.

 

'Yargı hiçbir yerde bağımsız değil'

 

AKP devletinin uyguladığı "sokağa çıkma yasakları"na karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) yapılan başvuruların sonuçsuz kalmasının da yine "yargının bağımsız olmamasından" kaynaklandığını belirten Timur, "AİHM, herkesin bildiği gibi sadece yaralıların taşınması noktasında birden fazla tedbir kararı alsa da sokağa çıkma yasağının insanların temel haklar üzerindeki etkisi konusunda ucu açık bir karar verdi. Yaralıların taşınması konusundaki verilen tedbir kararları önemlidir, ancak temel hak özgürlükler noktasında ucu açık net bir karar vermemesi de aslında yaşanan bu çatışmalı süreçte AB'nin bu çatışmalı sürecin doğurduğu sonuçlarında sorumluluğunu taşıdığını da ifade etmek gerekiyor. Dolayısıyla aslında yargı hem Avrupa'da hem Türkiye'de bağımsız bir şekilde bir değerlendirme yapmış olsaydı, bugün başta yaşam hakkı olmak üzere hiçbir hak ihlali yaşanmazdı" ifadelerini kullandı.

 

(diha)