Mezopotamya yine kan ağlıyor. Kürdistan yine bir savaş alanı. Savaş; kan, acı, göç etme, yurdunu bırakmanın adıdır. Kürdistan yeni bir savaş alanı olmuştur. Vatanı olup ülkesi olmayan halk. Kendisi olup ordusu olmayan halk, savaşmayı bilip, silahı olmayan halk. Sırtında acı, göç ve ızdırabın eksik olmadığı halk. Sadece toprağı değil, yüreği ve iliklerine kadar parçalanmış ve bölünmüş halk.
Türk Devleti'nin eğittiği, barındırdığı, silahlandırdığı ve Kürtlere saldırttığı yeni bir güç sahaya çıktı. Bunun adı "Irak Şam İslam Devleti"(IŞİD) oldu. Kısa bir zaman içinde bölgenin önemli bir gücü haline geldi. Bölgede yaşanan birçok dengeyi altüst etti. Yeni bir güç olarak Ortadoğu'nun önemli bir aktörü oldu.
Tür devleti Kuzey Kürdistan'da yaşanan savaşı, Rojova alanına çevirdi. Bu savaşı yönlendiren ve destek veren bir güç. En önemli destekleyicisi. Bir taraftan Kürtlerle barışmak isterken, diğer taraftan Kürtlerle savaşmaktadır. İlkeli bir politika uygulamamaktadır. Bu politikanın en büyük yenilgisi kendileri olacak. Türk devleti yanlış politikanın içinde yenilecek. Kürtler kazandıkları mevzilerini koruyacak ve daha da güçleneceklerdir. Süreç Kürtlerden yanadır. Tarih bunu emretmektedir. Yapılması gerekende budur.
Suruç ana caddesi Kobane'de gelen insanlarla doldu. Beton zemin üzerinde oturmuş küme küme insanlar. Bebekten ihtiyara kadar. Gözleri melül, bakışları anlamlı, yürekleri kırgın. Evini terk etmiş, yakınlarını bırakmış, bilinmeyen diyarlara düşmüşlerdi. Geride ne varsa bırakmışlardı. Kimisi yalın ayak, üzerindeki elbiselerle yola çıkmıştı. Evlerinin ve yataklarını bırakıp sokaklara düşmüştü. Savaşacaklar son kez kucaklaşıyor, öpüşüyor, gözyaşları içinde yakınlarını bırakıp gidiyordu.
Kürtleri bölen sınır denen tel örgülerin dibindeydik. Grup grup, kafile kafile insanlar sınırı geçiyordu. Ölümden kaçıyorlardı. Ölmemek için yıllarca verdikleri emeğini, ölenlerin kemiklerini geride bırakıyolardı. Acı ve gözyaşları içinde sınıra vuruyordular. Onlar kederli, biz kederli…
Kiminin elinde ekmek torbası, Kiminin elinde bebeği, kiminin elinde birkaç parça eşya. Emeklerinden kopardıkları bunlar. Tellerin diğer tarafında koyunlar, büyükbaş hayvanlar ve araçlar görülüyordu. Sınırın bu tarafında onları bekleyen soydaşları, yakınları, akrabaları ve dertdaşları.
Türk askerleri sınırı tutmuş, silahları bize dönük, tank ve silahların hedefinde biz vardık. Yardım edenlere çevrilmişti silahların namluları. Korkuları bizdik. Silahlarını çevirmişlerdi bize arkalarını değil. Vatandaşını düşman gören bir zihniyet. Yıllardır böyle gelmişti. Yine böyleydi.
Kürdün, Kürde yardımlaşmayı hazmetmeyerek. Orada uzaklaşmamızı, bölgeyi terk etmemizi anons ettiler. Kürt gençleri, orada toplanan halk geri çekilmeyince, araya su sıkan tomalar, gaz bombasını atan silahlar devreye girdi. Duman altında kaldık. Genzimiz yandı, nefessiz kaldık. Sınır savaş alanına dönüştü. Silahlar, gaz bombaları, tazyikli su ve coplu asker devreye girdi. Yıllardır bu çileyi yaşayan Kürt halkı; ellerinde şeker, limon ve yüzünü kapatan yazmalar. Orantısız bir savaş. Gençlerin elinde taş, karşıda ise donanımlı bir ordu.
Suruç ovası savaş meydanı olmuştu. Sabah saat dokuz’dan çatışma başladı, saat on beşe kadar devam etti. Birkaç arkadaş yaralandı. Gazda etkilenen arkadaşlar oldu. Savaşı kitaplarda okuma, televizyonlarda izlemek, yaşamda izlemek ayrı bir şey, bizzat yaşamak, onunla olmak, onun korkusunu yaşamak, aile parçalanmışlığını görmek, ölüme giden yakınını kucaklamak ayrı bir şey’dir.
Bu topraklar nice savaşlar gördü, nice katliamlar, nice kanlı olaylar ve nice güçler yaşadı. Bunu iliklerine kadar yaşayan Kürtlerdir. Ama artık Kürtlerin kaderi değişiyor. Değişmek zorundadır. Bu Kürtlerin elindedir.
Her Kürt'ün, Kürdistan'a sahip çıkma dönemi. Bu bir vicdan meselesi, bir onur meselesi, olanlar beni ilgilendirmiyor diyen Kürt, gün gelir bu bela, bu acımasızlık, bu yalnızlık kapısına dayanacak.
Kobane’de Kürtler kazanacak. Kürtler geri gidişata Dur! diyecek. Kürtlerin kazanması demokrasinin kazanmasıdır. Halkların kazanmasıdır.
ALİ ORUÇ

