Terör örgütü IŞİD’in 15 Eylül’de üç cepheden birden saldırdığı Kobane’de direniş 11’inci gününde. IŞİD’in saldırısıyla yerlerini yurtlarını terk eden Kobanelilerin Suruç’a göçü ise devam ediyor. On binleri bulan göç dalgası sonucu Suruç’ta mültecileri yerleştirecek boş yer yok. Suruçlu ailelerin evleri; düğün salonları, yatılı bölge okulu, çadırlar dolmuş durumda. Çok sayıda Kobaneli; camilere, boş dükkanlara, kaldırımlara, boş araziye, parklara sığınmış bu nedenle. Bazı Suriyeli mülteciler, çevre ilçelere illere yönlediriliyor. Gidebilecek yeri olmayanlar, Kobane’ye dönmek zorunda kalıyor. Suruç’ta geceler serin. Yağmur mevsimi başladı. Yaklaşan kış öncesi dışarıda kalan Kobanelilerin durumu daha da kaygı verici oluyor.

 

ADIM BAŞI ÖZEL HAREKÂTÇI

Olağanüstü hal uygulaması Urfa’da başlıyor, Kobane’ye sınır Suruç ilçesine kadar devam ediyor. Mürşitpınar Sınır Kapısı’na 6 kilometre mesafesi olan Suruç’a bağlı Aligör beldesi ve Suruç ilçesinde ise “olağanüstü hal uygulaması”nın çok daha yoğun olduğuna tanık oluyoruz. Belde ve ilçe merkezi polis ve özel harekat tarafından adeta kuşatılmış durumda. Zırhlı araçlar, TOMA, akrepler beldenin ve ilçenin her yerinde. Plakalarına bakıyoruz; Ankara, Antep, Muş, Kayseri hatta İstanbul’dan çevik polisleri destek kuvvet için getirilmişler. Birleşmiş Milletler’e ait araçları da görüyoruz caddelerde.  Aligör ve Suruç’un her bir noktasında göçeden Kobanelilerle karşılaşıyoruz; kimi boş binalara, kimi cami avlusuna, kimi akrabalarının yanına, kimi sınırı yakınında bulunan Süleyman Şah Dostluk Parkı’na kurulan çadırlara sığınmış, kimi de çocuklarıyla birlikte sokakta kalmış.

 

Mürşitpınar Sınır Kapısı’na doğru hareket ediyoruz, yoldayken bir cami avlusunda Kobanelilerin olduğunu fark ediyoruz. yanlarına gidiyoruz, aileler gidecek yer bulamadıkları için camiye sığınmışlar.  Getirebildikleri eşyalarının yanı başında öylece çaresiz oturuyorlar. 4 gündür cami avlusunda olduklarını söylüyorlar. “Ne zaman döneceğiz topraklarımıza” diye soruyorlar bize. Yanıt veremiyoruz.

 

Yol boyu bir polis kontrol noktası  bir de askeri kontrol noktası oluşturulmuş.  Araçlar durduruluyor, kimlik kontrolleri yapılıyor. Sınır kapısına varıyoruz. Çok sayıda Kobaneli geri dönmek için sınır kapısınıın önünde beklediğini görüyoruz.  Bu sırada genç bir kadının yaşlı bir nineyi sırtında taşıyarak, sınır kapısına dayanıyor. Öfkeli bir şekilde askerlere bir şeyler anlatıyor. Yanına yaklaşıyoruz genç kadının, yaşlı ninenin 103 yaşında olduğunu söylüyor. Kendisi de Edo Salah Nine’nin  geliniymiş. Suruç’a dört gün önce gelmişler. Ancak kalacak yer konusunda sıkıntı yaşadıkları için ve Elo Nine toprağına geri dönmek istediği için yeniden Kobane’ye gitmek istiyorlar. Saatlerdir sınırda bekletildikleri için askerlere kızıyorlar. Askerler komutanlarına durumu iletiyor. Komutan, Elo Nine’nin ve gelininin geçisine izin veriyor. Elo Nine aileden bir kişinin sırtında sınırdan geçiriliyor.

 

“KOBANE’YE DÖNÜYORUZ”

Sınırda bekleyenlerle konuşuyoruz. Çocuklarıyla bir köşede oturmuş bir kadın çarpıyor gözümüze,  adı Kevser. Neden dönmek istediğini soruyoruz. “Burada kalacak, gidecek yerim yok” diyor.  “Korkmuyor musunuz” diye soruyoruz, kendi topraklarında olmak istediğini söylüyor. Ömer ile konuşuyoruz. Ailesini Suruç’a getirdiğini, savaşmak için yeniden Kobane’ye geri döneceğini anlatıyor. Başka bir köşede  kapının açılmasını bekleyen genç ve orta yaşlardaki erkeklerin yanına gidiyoruz.  Ömer gibi onlar da ailelerini sınırdan geçirdiklerini, topraklarını savunmak için  geri döneceklerini  söylüyorlar.  Sınır geri dönmek isteyenlerle ilerleyen saatlerde daha da kalabalıklaşıyor. Hemen hemen hepsinin hikâyesi benzer. Türkiye’ye gelip, yerleşecek yer bulamayanların ve savaşmak için geri dönmek isteyenlerin hikâyesi sınır kapısı.

 

DOKTORLAR SINIRDA

Suruç Kültür Merkezi de kapılarını Kobanelilere açmış. Üç genç doktor ile karşılaşıyoruz kültür merkezinde. Gönüllü doktorluk yapan Kadir Gökalp, enfeksiyon, üst solunum yollarını içeren birinci basamak tedavi yöntemini uyguladıklarını söylüyor. Acil olanları hastaneye yönlendiklerini anlatıyor. Yumuşak doku enfeksiyonunun sıvı kaybının bağırsak enfeksiyonunun yaygın olduğunu belirtiyor. “Çocuklar bebekler vitaminsiz kalmış. Onlara ek gıda yardımında bulunuyoruz. Hamile kadınlara vitamin veriyoruz. İğne, pansuman ve tedavi araçlarına ihtiyacımız var” diyor.

 

Kültür Merkezi’nden sorumlu İbrahim Kurt ile görüşüyoruz. Asıl görevinin Urfa’da Kültür Sanat Derneği yöneticisi olduğunu söylüyor. Bir oğlu Kobane sınırındaki Ziyaret köyünde nöbet için çadırların kurulduğu günlerde YPG’ye katılmış. Kurt, kültür merkezinde 700’den fazla Kobaneli’nin olduğunu kaydediyor. Belediyelerin bölge halkının desteğiyle ayakta durduklarını söylüyor. Birleşmiş Milletler’den bir ekip kültür merkezine geliyor. Ekibi göstererek soruyorum, yardım edip etmediklerini. Hiçbir faydalarının olmadığını anlatıyor. Kültür merkezinden ayrılıp sınırın batı noktasına hareket ediyoruz. Bu noktada çatışmanın yoğunlaştığı haberini aldık çünkü. Yüksek bir tepeye çıkıyoruz. Çatışma anlarını göremedik ancak silah ve top sesleri çok yakından geliyordu. IŞİD ağır silahlarıyla Kobane’nin birçok köyünü ele geçirmeye devam ediyor.

Anne boş biberonu gösteriyor

Dönüş yolunda sınırdaki köylerden geçiriyoruz. Köylerden birinde Kobaneli bir kaç ailenin getirebildikleri birkaç parça eşya ile boş bir arazide otururduklarını görüyoruz. Bir anne güneşin alnında kundaktaki üç aylık bebeğiyle 6 gündür boş arazide, toprağın üstünde yatıp kalktıklarını anlatıyor gözyaşları içinde. Adı Gülistan. Bebeği durmaksızın ağlıyor. O kadar zayıf ki, biberonu gösteriyor, “mama kalmadı. Bebeğim hasta, gidecek yerimiz yok” diyor Gülistan. O sırada Kobane’den gelen diğer aileler yanımıza geliyor. Belediye yetkilileri arıyoruz, Gülistan ve bebeğinden söz ediyoruz önce. Kobaneli ailelerin olduğunu, boş arazide yaıp kalktıklarını iletiyoruz kendilerine. İlgileneceklerini belirtiyorlar.