Nobel ödülü yazarımız Orhan Pamuk, birkaç yıl önce yapılmış olan röportajında şunları söylemişti. “Bir ezberdir gidiyor. Altı yıl lisede okudum. Diyelim dünya çapında bir yazarıyım Türkiye’nin. Okulda öğrendiklerim neye yaradı? Sıfır, sıfır...”
Yazarın bu sözleri üzerinden tartışmalar oldu. Kimi yazarlar, yapılan bu tespitin yanlış olduğunu ifade ettiler. Eğitim sistemimizin edebiyatı sevdiremediğini ve edebiyatçılarımızı tanıtamadığını kabul etmek gerekir.
Neden mi?
Bir örnekle açıklamak isterim. Sanırım bu bahsedeceğim edebiyatçımız hakkında bazı sorular sorunca ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Fatma Aliye TOPUZ’un adını duyanız var mı?
Size çok tanıdık gelmeli... Çünkü 2009 yılında 50 Türk Lirasının arkasında Fatma Aliye’nin resmi bırakılmıştır. Kim olduğunu bilemediyseniz fazla hayıflanmayın. Okullarda edebiyat ve Türkçe dersini veren öğretmenler de bilmiyorlar. Geldik mi Orhan Pamuk ‘un anlatmak istediğine...
Fatma Aliye 1862 yılında İstanbul’da doğmuş, 1936 yılında yine İstanbul’da vefat etmiştir. Osmanlı Devleti ‘nin 19. yüzyıl devlet adamlarından Ahmet Cevdet Paşa’nın kızıdır. Ahmet Cevdet Paşa, aynı zaman da tarihçi ve şairdir.
Fatma Aliye’nin eğitim seviyesinin yüksek olmasında böyle bir evde büyümüş olmasının etkisi fazlasıyla vardır. Evde özel dersler alan ağabeyi Sedat Bey’in kütüphanesinden faydalanması da yazarlığına olumlu etkileri olmuştur. Fransız diline oldukça da hakimdir. Çeviriler bile yapmıştır.
Münir Özkul’un eski eşi, kızının annesi tiyatro sanatçısı Suna Selen torunudur.
Bir olumlu etki de Ahmet Mithat Efendi ile tanışmalarıdır. Dönemin önemli edebiyat şahsiyeti olarak Ahmet Mithat Efendi yazılarında yardımcı olmuştur. Bu yardım bazen Fatma Aliye’de edebi olarak daralmalara da neden olmuştur.
İlk romanı Muhadarat en sevilen eseridir. Tam da dünya edebiyatına girecek nitelikte bir eserdir. Yanlış evlilik, kötü kalpli üvey anne ve birçok zorluğa karşı kadının ayakta kalması anlatılır. Romanda bir bölüm var ki etkilenmemek mümkün değil.
“Şu seviyorum kelimesi ne acayip kelimedir! Ne kadar çok söylenmiş olduğu halde eskimez! Soğuk olmaz! Modası geçmez! Tesirine zarar gelmez! Bir bedbahtın saadetine, bir mesudun felaketine sebep olabilir. Kimini canına kadar kıydırır, kimini canına beğendirir. Nice defalar yalan yere kullanılmış, ne kadar sahtekarlara yaramış, nice saf yüreklilerin baştan çıkarılmasına hizmet etmiş, binlerce vaatlerin yerini tutmuş da hala kendisine tapınılıyor, itimat olunuyor! Hala bir gamlı kişinin yüzünü güldürüyor, bir bedbahtı bahtiyar ediyor. Her gün, her an ve dakika büyük tesire sahip bulunuyor! “
Romanın kadın kahramanı Fazıla o zamanlardan şimdiki özgür kadına selam gönderir. Kadın olmak o günlerde de zordur, ancak ayakta kalmak en büyük zaferdir. Aldatılan kadın ne yapabilir? Fazıla ne yapılabileceğini gösterir.
Bir başka romanı Udi’dir. Bu romanın kahramanı da kadındır. Bedia kötü kocadan kaçma ve boşanma çabasını gösterir. Sonunda başarır...
Üçüncü romanı Rafet’te ise hem kadının kurtuluşunda eğitimin değerini gösterir hem de bir kadın olarak onurluca yaşamanın nasıl olacağını anlatır.
Fatma Aliye de okunmayı ve bilinmeyi hak eden kadın yazarlarımızdandır. İş Bankası Yayınları harika bir çalışma ile bu değerli kitapları yayımlamış. Senem Timuroğlu da günümüz Türkçesine uyarlayarak biz okurlara sunmuş. Fiyatı mı? Bir çay parası bile değil...