Dicle İlk Öğretmen Okulu İle İlgili Aldığım Bir Yazı
Müslüm Üzülmez

Dicle İlk Öğretmen Okulu İle İlgili Aldığım Bir Yazı

Bu içerik 966 kez okundu.

27 Kasım 2020 tarihinde Ergani Haber gazetesinde Dicle İlk Öğretmen Okulu ilgili çok kısa bir notla birlikte okulun değişik yönlerini/özelliklerini yansıtan 1966 yılında çekilmiş gönderdiğim fotoğraflar yayımlandı. Sonrasında okul ve fotoğraflarla ilgili birçok mesaj ve telefon aldım. Bunlardan biriErgani Hîlar köyünde çiftçilik yapan sevgiliHuneyn Kaygusuz’du. Telefonda Dicle İlk Öğretmen Okulu ile ilgili güzel birçok anısını anlatmaya başlayınca, kendisine bunları bir bütün halinde yazmasının iyi olacağını söyledim. Sağ olsun arkadaşım da okulla ilgili hatırlayabildiklerini yazıp gönderdi. Aşağıda Huneyn Kaygusuz’un “Dicle İlk Öğretmen Okulu” başlığı altında yazdıklarını paylaşıyorum:

[Dicle İlk Öğretmen Okulu
Yıl 1940. Bakanlık Şeyh Said İsyanı’nın çıkış yeri olan Diyarbakır’ın Dicle ilçesine köy enstitüsü kurmak istemiş. Ancak; Dicleliler bu gâvur icadı bir eğitim kurumudur diye arsa vermemişler. Yapılmasına da karşı çıkmışlar. Bunu duyan Ergani Hîlar köyünden Kemal Güneli (Kemal Efendi) devreye girmiş bu okulun Ergani’de yapılmasını sağlamış. Ta ki okul eğitime açılıncaya kadar Bakanlık okulun Dicle’de olduğunu biliyormuş. Bu nedenle bu eğitim kurumunun ismi Ergani değil de Dicle Köy Enstitüsü, sonradan da Dicle İlk Öğretmen Okulu olmuştur.

1940-1950’lerde coğrafyamızdaki köylerde ağalık döneminin devam ettiği sırada bu okul Ergani ilçesinin güneyinde Devlet Demiryolları İstasyonunun batısında Xişot (Aşot) köyü ile Melahmet( Boncuklu) köyü arazilerinin olduğu alana 1940’da Dicle Köy Enstitüsü kurulmuş. Xişot köyü İbrahim Ağa’nın idi. İbrahim Ağa (İbrahim Efendi) devlete borçluydu, icralık olmuştu, o nedenle devlet borcuna karşılık arazilerine el koydu. Melahmet köyünden de Çelik ailesine ait arazilerin bir kısmını istimlak ederek alanı genişletti. İbrahim Ağa bu dönemde iflas etmiş beş parasız, yani meteliksiz kalmıştı. Herkes kendisine İbrahim Ağa değil de Züğürt Ağa demeye başlamıştı. Yöresel lehçeyleZûlût Ağa da deniliyordu. Köy Enstitüsü kurulurken enstitü müdürü ve öğretmenleri (muallimler) köyleri dolaşarak uygun yaştaki çocuk ve gençleri enstitüye götürüp kayıtlarını yaptırmaya başladılar. İşleri hiç de kolay değildi, çünkü köy ağaları bu işe karşı çıkıyorlardı; hizmetçileri, ırgatları, çobanları enstitüye gittiğinde işlerini yapacak kimse kalmayacağının farkındaydılar. Bizim köyün ağası bu çocuklar gidip okurlarsa ne beni dinlerler ne de işimi yaparlar onun için okumalarını istemiyorum diyormuş. “Bir üniversiteye bağlı olarak ya da bağımsız bir kuruluş biçiminde kurulmuş olan ve genellikle belli konularda araştırmalar yapan ve kimi durumlarda öğretime de yer veren eğitim kurumu” olan enstitü kurulmuş oldu.

Ergani’den gelirken demiryolunu geçtikten sonra okulun girişine kadar sağlı sollu akasya ağaçları dikilmişti. Köylerden toplanan talebeler aynı zamanda enstitünün ruhuna uygun bir şekilde her türlü faaliyetlerde işçi olarak, yani ağaç dikmek, bina yapmak vs. işlerde çalışırlardı.

1954’de enstitüler kapatılınca okul Dicle İlk Öğretim Okulu (D.İ.Ö.O.) adı altında bir eğitim ve öğretim kurumuna dönüştü.

Okulun girişinde sağ tarafta iğne yapraklı çam ağaçlar dikilmişti, çam ağaçları dershanelerin olduğu ana binaya kadardı. Sol tarafta derenin kenarında güneye doğru Xişot köyüne kadar iğde, söğüt ve çınar ağaçları dikilmişti. D.İ.Ö.O.’nun girişinden sağa doğru ilerlerken çamlığın karşısında sol tarafta üzerinde D.İ.Ö.O. arması olan muhteşem bir çeşme vardı. Çeşmenin arkasında ara yollar ve ağaçlarla kaplıydı. Sağdaki ilk bina, dershanelerin olduğu taş duvarlı ana bina, ana binanın karşısında yemekhane ve bu yemekhane aynı zamanda konferans salonu, müsamere ve piyeslerin icra edildiği mekândı. Hemen yemekhanenin arkasında mutfak, mutfaktan sonra diğer yolun arkasında iki tane ambar vardı. Ambarlardan doğuya doğru dereye kadar ağaçların arasında tavuk kümesleri ve çiftliği bulunmaktaydı. Ana binadan batıya doğru ilerlerken karşımıza muhteşem bir basketbol sahası geliyordu.Kuzeyde futbol sahası ve zirai tarım yapılan arazi mevcuttu. Futbol sahasının kenarında okulun su ihtiyacını karşılayan büyükçe bir su kulesi vardı. Alt yoldan ambarları geçince traktör ve pikapların bulunduğu alan geliyordu. Sol tarafta öğretmenler Lokali ile güneye Xişot’a doğru inen yol üzeri sırasıyla sağda hamam sonra ekmek fırını daha aşağıya inilince yolun sağında ve solunda elma ve armut ağaçları ile dolu muntazam sıralı bahçe vardı. Bahçenin altında Xişot köyü harabelerine kadar olan alanda baharda çeşitli sebzeler ekilirdi. Öğretmenler lokalinden batıya doğru gidildiğinde solda yüzme havuzu, daha ilerisinde arkasında içi dolu bir su havuzu ile önündeki binanın içinde devamlı çalışan bir dizel jeneratör vardı. Buraya kısaca Santral deniliyordu, okulun elektrik ihtiyacı buradan karşılanıyordu. Sağ tarafta sırasıyla atölyeler ve yatakhaneler ile kantin vardı. Aynı yoldan batıya doğru gidildikçe yine sırasıyla sağda öğretmenlere ait tek katlı lojmanlar, yolun sonunda iki katlı okul müdürünün lojmanı ile solda üzüm bağları ve daha sonra ineklerin beslendiği ahır ve açık alan bulunmaktaydı. İnek ahırına ve ineklere Hefselm köyünden Askeri amca çobanlık yapıyordu. Traktör ve pikapların şoförleri de Mehmet amca ile bir ayağı sakat olduğu için Topal Ali dedikleri amca idi. Diğer renkli simalardan Fırıncı Melahmetli Zülfikar dayı (XalêZilfo) ile Kolbextli Ramazan dayı ( Remo ê kûkê) idi. 1960-1970 yılları D.İ.Ö.O.’nun en parlak dönemiydi. Okulun matematik öğretmeni Ergün Çoban hiç hafızalardan silinmedi. Ergün hocanın lakabı Tanker idi. Ben Yayvantepe’de (Tîlxuzur) ilkokulu okudum. Her yıl kasım-aralık ve mart-nisan dönemlerinde D.İ.Ö.O.’nun son sınıf öğrencileri 6 kişilik bir ekip olarak bizim okula ve diğer köylerdeki ilkokullara stajyer öğretmen olarak gelirlerdi. Öğretmenimiz bize derdi yarın stajyer öğretmenleriniz gelecek, biz de yarını beklerdik. Traktör römorkuna ranzalar, yataklar, mutfak eşyaları ile kişisel eşyaları yüklü olarak gelirlerdi. Bizler eşyalarını taşır, odalarına yerleştirirdik. İspirto ocakları vardı, yemeklerini getirdikleri erzaklarlakendileri yaparlardı. Un çuvalları da köylü kadınlar tarafından evlerine götürerek kendilerine ekmek yapılırdı.

 
Okulun Önünde, Üzerinde “Dicle İlk Öğretmen Okulu” Arması Bulunan Çeşme

Ben,Hîlar köyünde oturuyordum.Hîlar’dan Ergani’ye ortaokul ve liseye giderken yürüyerek gider gelirdim. Sabah D.İ.Ö.O.’nun içinden gider, akşam tekrar içinden geçerek eve gelirdim. Onun için bütün bunları birebir görmüş biriyim. D.İ.Ö.O.’nun öğrencileri kahvaltıdan önce sabah etüdüne, akşam da yemekten sonra akşam etüdüne giderlerdi. Bildiğiniz gibi etüt; “herhangi bir konuda yapılan inceleme, araştırma veya bir konuda ön çalışmaya denir.” Hafta sonları genellikle sportif faaliyetlere ağırlık verilirdi. Tarım derslerinde bağ bahçe işleri öğrenciler tarafından yapılırdı. Yine atölyelerde her türlü bakım ve tamirat işleri öğretmenlerin nezaretinde, örneğin; kazma, kürek,bel, çapa, masa, sıra, kapı, pencere bakım-tamirat ve onarım işleri öğrenciler tarafından yapılırdı. Bu atölyeler enstitü döneminden D.İ.Ö.O.’na miras olarak kalmıştı. D.İ.Ö.O.’nun muhteşem bir pentatlon takımı vardı. Bu parlak dönemde milli bayramlarda okulun pentatlon takımı Ergani’ye gelerek alanda kasa minder hareketleri, yüksek atlama, barfiks gibi sportif faaliyetlerini halka sunarlardı. Erganililer seyretmek için alana koşar alanı doldururlardı. 1970 yılındaki TÖS’ünboykotunda bildiğiniz gibi Fakir Baykurt’un başkanı olduğu Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) bir boykot gerçekleştirmişti. D.İ.Ö.O. öğrencileri de derslere girmeyerek destek vermişlerdi. O yıl bendeniz de lise son sınıftaydım. Ergani Lisesi olarak bizler de destek sunmuştuk.

D.İ.Ö.O. öğrencileri yatılıydı. Her yıl her öğrenciye bir takım elbise, bir çift ayakkabı, iki beyaz gömlek, iki kravat iki yılda bir de bir palto verilirdi. Bu okul sonradan Fen Lisesine dönüştürüldü. Sonra hamam, fırın ve elma armut bahçelerinin olduğu alana Yatılı İlköğretim Bölge Okulu (YİBO) yapıldı. Bağların bulunduğu alana da meslek okulların binaları yapıldı. Gerek enstitü, gerekse D.İ.Ö.O. zamanında dikilen ağaçlardan girişteki çamlar şu an duruyor. İç kısımdaki ağaçlardan bazıları mevcut ama armut, elma bahçeleri ile bağlardan hiçbir şey geriye kalmadı. Beton yapılarla doldu. Köy Enstitüsü döneminde kalma atölyeler, hamam ve fırın içindekilerle beraber yok oldular, oysa onlar bu güne kalsaydı insanların gezip görmesi için müzeye dönüşebilirdi.Tarım arazilerine ekilen buğdaylar hasat döneminde basketbol sahasına dökülürdü sonra satılırdı. Gerek buğdaydan, gerekse tavuk ve ineklerden gelen gelir okul ihtiyacı için harcanırdı.

Hem köy enstitüsü olduğu zaman hem de D.İ.Ö.O.’na dönüştüğü zaman bu okuldan mezun olan öğretmenler göreve başladıkları zaman gittikleri okullarda özellikle köy ilkokullarında öğrencilerine ve köylüye bütün birikimlerini sunarlardı. Örneğin okuldan mezun olan öğretmenler mandolin çalmasını, bağ ve ağaç budamasını, fidan dikmesini, bağ ve bahçe bakımı ile okulun badana-boya işlerini hem kendisi yapar hem de öğrencilerine öğreterek onlara yaptırırdı. Yanı bu öğretmenler A,B,C’yi öğrettikleri gibi insanların yaşamları boyunca tüm gereksinimlerine katkı sunarak onları mutlu ederlerdi.

Huneyn Kaygusuz/4 Aralık 2020/Hîlar]

DİĞER YAZILAR
Yorum Yap
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
MEB, e-sınav salonu sayısını 500’e çıkarıyor
MEB, e-sınav salonu sayısını 500’e çıkarıyor
Akşener:
Akşener: "Cumhurbaşkanı adayı olmayacağım, başbakanlığa adayım"