AŞI, BİR GÜVEN SORUNUDUR
Cemal Babaoğlu

AŞI, BİR GÜVEN SORUNUDUR

Bu içerik 443 kez okundu.

 25 Temmuz'da Sağlık Bakanlığı'nın açıklamasına göre; aşılamada ilk sıranın Muğla, Kırklareli, Edirne, Balıkesir ve İzmir olurken aşılama tablosunun en düşük olduğu iller ise Urfa, Mardin, Diyarbakır, Muş, Batman ve Bingöl olduğu belirtildi.  

Covid 19 diye adlandırılan virüsün 2 yıldır dünya gündeminde ilk sırayı alıyor. Bu salgın hastalık belasından hemen herkes bir şekilde olumsuz etkilenmiş durumda. Herkesin çevresinde yakınından bir sevdiklerini aramızdan aldı.

    Bu salgın hastalıktan kurtulmanın tek yolunun aşı olmaktan geçtiğini konunun uzmanları, bilim adamları hemfikir olmasına rağmen halkın içersinde aşıya güven duymadıkları veya kafalarının karışık olduğuna dair bir sürü doğru-yanlış söylentiler, duyumlar var.

     Bu ülkenin en önemli sorunuPandemi değil, güvendir. Bir ülke vatandaşı kendi Bakanına, Başbakanına ve Cumhurbaşkanına güven duymak ister. Ülke yöneticilerinin sarfettiği cümlelere güvenmesi lazım. Ancak, yetkililer söylediklerini bir ay sonra tersini söylüyorsa ya da söyledikleri ile yaptıkları arasında çelişki varsa o ülkede güven zedelemesi olur.

    Güven zedelemesi, bir-iki yılda oluşmaz. On yılların birikimi neticesinde ülkeyi yönetenlerin izlediği politikalar, güven veya güvensizlik algısını oluşturur. Bu algıda güven varsa sıkıntı yok demektir. Güvensizlik tabana yayılmışsa yetkililerde şapkasını önüne alıp, ciddi manada kendisi ile yüzleşmeleri gerekir. Halkın yöneticilerine güven duyması öyle kanun maddeleriyle, kararnamelerle veya emirlerle oluşmaz. Pratik örnekler sergilenerek zaman içersinde oluşur.

  İzninizle güvensizlikle ilgili birkaç örnek vereyim;

Nisan 1986 yılında Rusya’nın Çernobil kasabasında, Nükleer enerji santralinde meydana gelen patlama neticesinde bölge radyasyon tehdidine maruz kalır. Sınır bölgesi olan Karadeniz bölgeside radyasyona maruz kalır. Ama yetkililerden konu ile ilgili tedbir amaçlı hiçbir uyarı veya bölge insanını korumaya yönelik hiçbir çalışma yapılmaz. Sanki Rusya’da meydana gelen basit bir kazadır ve bunun bizle bir alakası yoktur anlayışı hakimdi. Ne zaman ki, ihraç edilen Türk çayları Almanya’dan radyasyonlu diye geri gönderilince radyasyon tartışmaları ülke gündemine girer. Basın her günKaradeniz bölgesinde radyasyona maruz kalan ve halkı önemli oranda sağlığını tehdit etmelere karşı sağlık bakanlığının, içişleri bakanının nasıl tedbir aldığını sorgulamaya başlar. Çernobil faciasının ülkemize verdiği olumsuz etkilerin sonuçlarını sorgulamaya başlanır. Çay ve Fındıklardaki radyasyon miktarının ne kadar olduğunu ve radyasyonlu çay ve fındıkların akıbetinin ne olduğuna dair her gün sorgulanıyordu. Hatta muhalif partiler Karadeniz’e gidip, yerinde incelemeler yaparak rapor hazırladıklarını, bu raporu mecliste okuyarak, acil olarak yapılması gerekenleri madde, madde sıraladıklarını hatırlıyorum.

  Hükümet cephesi ise başka havalardaydı. Aylardır tek kelime etmeyen dönemin hükümeti nihayet basının karşısına geçip açıklamalarda bulundular. Hükümet adına Sanayi ve Teknoloji Bakanı Cahit Aral kameraların karşısına geçerek, bir eliyle çay içtikten sonra şöyle dedi:

  “Gördüğünüz gibi çayımızı içtik. Çaylarımızda ve Fındığımızda radyasyon yoktur. Ülkemizin kalkınmasını istemeyenlerin iftiralarıdır. Çayımızda radyasyon vardır diyenler dinsizdir” diye basına demeçler vermişti.

 Dönemin başbakanı Turgut Özal ise; “Türk milletine radyasyon işlemez” diyerek talihsiz beyanda bulundu. Benzer inkâr sözleri faşist darbeci Kenan Evren’de sarf etmişti. O dönem ODTÜ’de görev yapan öğretim görevlisi kimyager Prof. İnci Gökmen, emekli olduktan sonra basına konuşarak; “Bakanın içtiği çayı tahlil ettikten sonra basının karşısına geçip, çaylarını gönül rahatlığı ile içiyorlardı. Yani bakanın içtiği çay radyasyonlu çay değildi” diyordu. Böyle gerçekleri inkâr ederek radyasyonlu çayları piyasaya, Fındıkları ise Askerlere ve öğrencilere dağıttılar. Yıllar sonra anlaşıldı ki, Karadeniz bölgesinin tamamı radyasyona maruz kaldığı için kanser vakaları da hızla artıyordu. Aralarında sevilen sanatçı Kazım Koyuncu olmak üzere binlerce Karadenizli kanserden yaşamını yitiriyordu.

 1998- 2001 yılları arasında Sağlık Bakanı MHP'li Osman Durmuş döneminde bozuk kızamık aşılarını Urfa, Mardin, Diyarbakır, Şırnak ve Batman'a gönderdiği yıllar sonra açığa çıkmıştı. Bu bozuk aşıların 10 yıl sonra etkileri ortaya çıkıyordu. SSPE  hastalığına yakalanmaları neticesinde, tamamı yaşamını yitiriyordu.SSPE  Derneği'nin kayıtlarına göre; Urfa'da 500, Diyarbakır'da 700, Mardin'de 350, Şırnak'ta 300 ve Batman'da 450 hasta çocuk yaşamını yitirmişti. Elde edilen bu verilerden sonra Dernek yetkilileri şunu soruyordu;“SSPE vakası neden sadece Doğu ve güneydoğuda? Açı gerçek geç de olsa gün yüzüne çıkmıştı. Tarihi geçmiş bozuk kızamık aşıları, MHP'li ırkçı bakanın bilgisi dâhilinde, Kürt illerine gönderilmişti. Açığa çıkan bu gerçeğe rağmen bırakın yargı sürecinin başlatılmasını bir özür dileyen bile çıkmadı. 

      Evet, dünyayı kasıp kavuran bu Covit-19 adlı virüs belasından kurtulmamız için mutlaka aşı olmamız lazım. Hemen her gün sağlık bakanı da aşı olmamız gerektiği çağrısını yapıyor. Doğru olan da bu ama gelin görün ki, bölge halkı bu çağrılara güven duymuyor. Zamanında duyulan güven hoyratça kullanılmamalıydı. Yıllardır verilen yanıltıcı ve gerçeklere aykırı bilgiler, hükümetlere duyulan güveni ciddi manada zedelemiştir. Mevcut yönetim bu güven zedelemesini yeniden ele alıp, güven artırıcı önlemleri alır mı bilinmez ama güven zedelemesi yaşayan iktidarlarında başarı şansları yoktur.  

    Ben sağlık bakanlığının açıklamasından ziyade, konunun uzmanı olan TTB’nin açıklamasını önemsiyor ve daha güvenilir buluyorum.  

       25 Temmuz’da sağlık bakanının, “Urfa, Mardin ve Diyarbakır illerinde aşı oranının yüzde 36 gibi düşük seviyededir” demesi ve ardından herkesin aşı olması gerektiğini yeniledi. Sayın bakanın çağrısı elbet yerindedir. Ancak vatandaş neden bu çağrılara kulak vermiyor? Sorusunu kendime sordum ve bunları anımsadım. Dileğim, bir daha asla vatandaşa gerçeğe aykırı bilgilerin verilmemesidir.

        Asıl konumuza dönecek olursak, geçmiş iktidarın böyle kötü örneğine rağmen, örnek duruş sergileme adına mutlaka aşı olmamız lazım. Buna inandığım için bu yazıyı yazmadan önce gidip aşımı olduktan sonra bunları kaleme aldım. Bilim insanlarının ortak görüşü; toplumsal bağışıklık sisteminin oluşması için en az toplumun yüzde 80’ninin aşı olması gerekir. Bu görüşü hem iktidar hem de muhalif kesimin ortak görüşü olduğundan, bunu sağa-sola çekmeden bir vatandaş duyarlılığı içersinde bir an evvel aşı olmamız gerekir. Zira Aşı olmak, olmamaktan iyidir. Kalın sağlıcakla…      

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yap
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ağbaba:
Ağbaba: "Faiz indirimi asgari ücrete 8 dolar değer kaybettirdi!"
2 DEAŞ üyesi yakalandı
2 DEAŞ üyesi yakalandı