TAŞA ÇARPAN YUMRUK

Süleyman Turan Yazdı: On Altı Günde Bir Çağın Sonu.

YAZARLAR - 16-03-2026 00:05

İSRAİL DEVLET KURULDUĞUNDAN BU YANA İLK KEZ BİR ÜLKE ONU BU DENLİ SIKIŞTIRDI.

On altı gün. Bu kadar. On altı gün içinde Ortadoğu'nun en eski statükosu sarsıldı; on altı yılda bile sarsılamayan dengeler yerinden oynadı. Amerikan üslerine füze düştü, İsrail'in başkenti alarm sesiyle uyandı, Hürmüz Boğazı stratejik bir pazarlık kozu hâline geldi ve dünyanın en güçlü istihbarat teşkilatlarından biri sayılan Mossad, kendi yöntemlerinin artık işe yaramadığını gösteren bir ilanı —ödül listesini— kamuoyuna duyurdu. On altı günde yaşananlar, onlarca yılın birikimini göz önüne serdik bize.

AJANLAR DEĞİL, MİLYONLAR

İsrail ve ABD, savaşın on altıncı gününde İran yöneticilerinin yerini haber verenlere 10 milyon dolar, onları şikâyet edenlere yine 10 milyon dolar teklif etti. Bu, sıradan bir istihbarat hamlesi değildir. Bu, ağın artık çalışmadığını itiraf eden bir çığlıktır. Mossad tarihte nice operasyon yürüttü; Arap başkentlerinde suikastler düzenledi, İran'ın nükleer bilim insanlarını teker teker ortadan kaldırdı, Lübnan'dan Tunus'a kadar düşmanlarını evlerinde bulup vurdu. Şimdi ise aynı örgüt, kendi halkına 'aranıyor' ilanı asar gibi düşmanını ihbar etmelerini istiyor. Paranın caydırıcı gücüne sığınmak, zemin kaybetmenin en açık işaretidir.

Trump ve Netanyahu yıllardır Ortadoğu halklarını, liderlerinin davrandığı gibi davranacak topluluklar olarak gördü. Onlarca ülkenin yöneticisi bu satın alma anlayışının dışına çıkamadı; kimi çıkar, kimi baskı, kimi korku yoluyla hizaya getirildi. Ve bu alışkanlık zamanla bir yanılsamaya dönüştü: 'Para konuşursa herkes dinler.' Ne var ki İran halkı bu hesabın içinde değildi. Devrimini yaşamış, savaşını görmüş, ambargoyla var olmayı öğrenmiş bir toplumun satın alınamayacağını Batılı stratejistler bir türlü içselleştiremedi.

TARİHTE İLK KEZ: İSRAİL KENDİ TOPRAĞINDA SIKIŞTI

1948'den bu yana İsrail, Ortadoğu'da bir tür dokunulmazlık zirhıyla hareket etti. Savaştığı ülkeleri birkaç günde teslim aldı; sınırlarını her seferinde genişletti; ABD'nin stratejik şemsiyesi altında bölgenin tartışmasız güç odağı olarak var oldu. Şimdi ilk kez balistik füzeler İsrail'in merkezini hedef alıyor. İlk kez anti-balistik füze stokları kritik eşiğin altına indi. İlk kez İsrail, savaşın ortasında müttefikine koşup 'cephanemiz azaldı' demek zorunda kaldı. Bu tablo, askeri bir yetersizlikten öte, stratejik bir dönüşümün simgesidir.

ABD ise Ortadoğu'daki üslerinin defalarca vurulmasıyla yeni bir gerçekle yüz yüze. Kharg Adası'na yapılan saldırılar, Hürmüz Boğazı üzerindeki İranlı baskı ve Bağdat'taki büyükelçilik kompleksine yönelik saldırı birlikte değerlendirildiğinde, Washington'ın bölgedeki varlığının hiçbir zaman bu kadar maliyetli olmadığı görülmektedir. Trump'ın 'petrol arzı biraz sıkıntılı ama yakında açılacak' demesi ise kaygının dilden fırlayan naif hâlidir. Petrol fiyatları; yerel seçimlerle değil, Hürmüz'deki tankerlerle şekilleniyor artık.

HALKLARIN HESABI, LİDERLERİN HESABINDAN FARKLI

Ortadoğu'da pek çok hükümet ABD ve İsrail'in yanında ya da onların sessiz ortağı olarak konumlanmayı seçti. Bunu ittifak değil, hesap olarak okuyanlar yanılmadı. Ne var ki o hükümetlerin halklarının günlüğü bambaşka bir şey yazıyor. Sokaklarda Filistin bayrakları dalgalanıyor, sosyal medyada İran lehine sesler yükseliyor. Bu ayrışma, iktidar ile halk arasındaki derin kırığı gözler önüne seriyor. Masum sivillerin hayatlarının tehlikeye girdiği her operasyonda, bölge halkının Batı'ya ve bölgedeki müttefiklerine olan güvensizliği bir kat daha artıyor.

İran Dışişleri Bakanı Arakçi'nin Hürmüz Boğazı'nın sadece ABD ve İsrail'e bağlı gemilere kapalı olduğunu açıklaması, ince bir mesaj içeriyor: 'Bu savaş tüm dünyaya değil, belirli bir hedeflere karşı.' Bu söylem, Rusya ve Çin ile sürdürülen askeri işbirliğinin gölgesinde daha da anlam kazanıyor. Küresel güç dengesi bu çatışmada yavaş yavaş şekilleniyor.

ON ALTI GÜNÜN MUHASEBESİ

Bu savaşı başlatan taraflar, on altı günün sonunda başladıklarından farklı bir coğrafyayla karşı karşıya. İsrail, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar uzun süreli bir baskı altında. ABD, Ortadoğu'daki askeri varlığının güvencesini sorgulatır bir süreçten geçiyor. İran ise hem topraklarını ağır bedeller ödeyerek savunurken hem de Hizbullah cephesinde savaşı sürdüreceğini ilan ediyor.

Türkiye'nin tavrı da bu süreçte dikkat çekici. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın 'beyan ile gerçeklik arasındaki zıtlığı İran'la konuşuyoruz' ifadesi, Ankara'nın sahadaki gerçekliği görmezden gelmediğini ortaya koyuyor. Türkiye'nin bu tür kriz dönemlerinde diplomatik esnekliğini koruması, hem bölgede hem küresel arenada stratejik bir değer taşıyor.

SONUÇ YERİNE

Tarihin dönüm noktaları çoğunlukla büyük kelimelerle değil, küçük ayrıntılarla kendini ele verir. 'Füze stoklarımız azaldı' mesajı, on altı günde yaşananlarda işte o ayrıntıdır. Yıllarca Ortadoğu'yu ehlileştirmeye, satın almaya, zorla boyun eğdirmeye alışmış iki güç, ilk kez taşa çarptı. Ve taşın sertliği, yumruğun büyüklüğüyle ölçülmüyor artık.

On altı günde öğrenilen şu: Ortadoğu'da her şey para etmiyor. Bazen bir halk, milyonlarca dolara rağmen satılmıyor. Bazen bir ülke, ambargodan beter koşullara rağmen direnmeyi seçiyor. Ve bu, tarihin her döneminde güçlü görünenler için en zor okunan ders olmuştur.

 

Süleyman Turan

Siyasi Yorum Köşesi

Günün Diğer Haberleri