Tesnim Haber Ajansı- New York Times gazetesi bir köşe yazısında, ABD ve İsrail ile yaşanan mevcut savaşın İran'ı küresel bir büyük güce dönüştürdüğünü belirtti.
New York Times, Ortadoğu'daki mevcut gerilimlerin yaygın kanının aksine yalnızca bölgesel bir çatışma olmadığını, aksine İran'ı dünyadaki başlıca güç merkezlerinden biri haline getirme sürecini tetikleyen dönüştürücü bir süreç olduğunu savunan bir hipotezi ele alıyor.
Yazar, yeni küresel düzenin temelindeki güç yapısının enerji güvenliği üzerine inşa edildiğini ve Körfez ülkelerinin ekonomik varlıklarını sürdürebilmek için petrol ve gaz ihracatına hayati derecede bağımlı olduklarını; bu nedenle transit güzergâhlardaki herhangi bir güvensizliğin ve sigorta maliyetlerindeki artışın, bu ülkelerin mali istikrarını doğrudan hedef aldığını savunuyor. Böyle bir güvensizlik ortamında, bölge ülkeleri yeni bir düzeni kabul etmek zorunda kalacak; bu düzende, enerji akışını bozma veya güvence altına alma konusunda en fazla kapasiteye sahip aktör olan İran ile uzlaşmak ve politikalarını bu bölgesel gücün nüfuzuna göre uyarlamak gerekecek.
Analizin devamında yazar, bu güç dengesi değişiminin küresel sonuçlarına dikkat çekerek, bu dönüşümün yarattığı sarsıntıların en çok Asya'da hissedileceğini savunuyor. Japonya, Güney Kore, Hindistan ve hatta Çin gibi ülkelerin enerji altyapılarının Fars Körfezi petrolüne ayrılmaz bir şekilde bağlı olduğu göz önüne alındığında, istikrarsızlığın sürmesi ulusal para birimlerinin zayıflamasına, enflasyonun artmasına ve 1970'li yıllardaki stagflasyon döneminin acı tecrübelerinin küresel ölçekte yeniden yaşanmasına yol açacak.
Bu süreçte, İran, Rusya ve Çin arasında yazılı olmayan bir yakınsama şekilleniyor; Rusya fiyat dalgalanmalarından kazanç sağlarken, Çin kendi enerji güvenliğini temin etmeye çalışırken, İran Hürmüz Boğazı'ndaki stratejik baskı unsuruyla bu üçgen içinde kilit bir rol üstleniyor. Çıkarların bu örtüşmesi, resmi bir ittifak olmasa dahi Batı'nın güç yapısını sorgulatıyor ve dünyanın enerji kaynaklarının büyük bir bölümünün kontrolünün bu blokta toplandığı, ABD ve Avrupa'nın nüfuzunun eşi görülmemiş şekilde gerilediği ürkütücü bir senaryoyu gözler önüne seriyor.
Sonuç olarak yazar, ABD'nin karşı karşıya olduğu meydan okumayı kader belirleyici bir ikilem olarak tanımlıyor: Ya deniz yolları üzerindeki askeri kontrolü yeniden sağlamak için uzun vadeli ve yüksek riskli bir mücadeleye girişmek, ya da İran'ın diğer büyük güçlerin yanı sıra dördüncü bir güç merkezi olarak ortaya çıktığı yeni küresel gerçeği kabul etmek. Bu köşe yazısının bakış açısına göre, mevcut gelişmeler geri döndürülemez nitelikte ve uzlaşma sağlansa dahi, ABD, küresel güç hiyerarşisindeki konumunu çoktan pekiştirmiş bir İran ile anlaşmak için ağır bir bedel ödemek zorunda kalacak.
Metin genel olarak, uluslararası düzenin derin bir dönüşümün eşiğinde olduğu uyarısında bulunuyor ve mevcut çatışmanın geçici bir anlaşmazlık değil, dünyanın siyasi coğrafyasını önümüzdeki on yıllar için yeniden yazacak bir dönüm noktası olduğunu vurguluyor.