Sokağa çıkma yasağı ilan edilen yerlerde çocukların eğitim haklarının ellerinden alınması ve telafisi imkânsız mağduriyetler yaşamalarının yanı sıra özellikle Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş  Sınavına (TEOG) giren 8’inci sınıf öğrencileri ile Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavına (LYS) başvuran öğrenciler yeni bir eşitsizlik ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması için,

 

Urfa Milletvekilimiz  İbrahim AYHAN ve HDP Eğitimden sorumlu MYK üyesi Gülsen ÜLKER ile birlikte TBMM​'de yapmış oldukları basın toplantısı metni ve Kanun Teklifi ektedir.

 

Eğitim temel ve vazgeçilmez haklardan biri olup eğitimin hiçbir ayrımcılığa ve eşitsizliğe yer vermeyecek şekilde yürütülmesi devletin asli görev ve sorumluluklarından biridir. Bu durum Anayasa ve yasalar başta olmak üzere Türkiye’nin de taraf olduğu çok sayıda uluslararası belge ve sözleşme ile güvence altına alınmıştır.

Türkiye’de eğitim 12 yıl zorunludur. Bu süre içerisinde kanunlarda belirtilen süre ve esaslar çerçevesinde herkesin ayrımcılığa ve engellemeye maruz kalmadan eşit bir şekilde eğitime erişim ve eğitim olanaklarından yararlanma hakkı bulunmaktadır. Maalesef sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği il ve ilçelerde eğitim öğretim, 2015-2016 eğitim öğretim yılının başından itibaren durmuştur.   Buna bağlı olarak öğrencilerin eğitime fiziksel erişim hakkı ortadan kalkmıştır. Bu temelde Nusaybin’de 32 bin, Derik’te 7 bin, Dargeçit’te 17 bin, Cizre’de 41 bin, Silopi’de 39 bin, Şırnak Merkezde 40 bin, İdil’de 24 bin, Sur’da 30 bin, Silvan’da 28 bin ve Yüksekova’da 33 bin toplamda yaklaşık 300 bin öğrencinin eğitime erişim hakkı doğrudan ortadan kalkmıştır.

 

Sokağa çıkma yasağı ilan edilen ilçe ve illerde; okula devam oranları ve okula devam edemeyen veya sınavlarına giremeyen çocuk sayıları, gözaltına alınan, tutuklanan, yaşamını yitiren, yaralanan, göçe maruz kalan çocukların sayıları tam olarak tespit dahi edilememiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı tüm bu yaşananlara karşı çocuğun üstün yararı ve eğitimin temel ilkelerini bir yana bırakarak güvenlikçi bir perspektiften durumu değerlendirerek öğrencilerin mağduriyetlerini giderecek tedbirleri almamıştır. Eğitim hakkının tamamen ortadan kalktığı, eğitime erişimin imkansız hale geldiği, öğrencilerin evlerinin yakıldığı, yaşam alanlarının ortadan kaldırıldığı, okullarının karargaha dönüştürüldüğü bir ortamda yaşananları “eğitimin aksaması” veya “kesintiye uğraması” şeklinde tanımlayarak basite indirgemiş asıl sorunu görmezden gelmiştir. Bakanlık soruna ilişkin kısa, orta ve uzun vadede planlamalar yaptığını belirtmiş fakat pratikte yaptıkları misafir öğrenci butonu açmaktan, telafi eğitimi adı altında 15 günlük sıkıştırılmış niteliksiz ve sadece doğrudan etkilenen öğrencilerin %10’una kurs vermekten öteye geçmemiştir.

 

Sokağa çıkma yasağı ilan edilen yerlerde çocukların eğitim haklarının ellerinden alınması ve telafisi imkânsız mağduriyetler yaşamalarının yanı sıra özellikle Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş  Sınavına (TEOG) giren 8’inci sınıf öğrencileri ile Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavına (LYS) başvuran öğrenciler yeni bir eşitsizlik ve ayrımcılık ile karşı karşıyadırlar. Türkiye’de eğitim sisteminde kademeler arası geçiş bilindiği üzere merkezi sınavlara göre gerçekleştirilmektedir. Bu sınavlara girecek öğrencilerin yukarıda yasal çerçevesi belirtildiği üzere eşit imkân ve olanaklarda girmesini sağlamak devletin asli görevlerindendir. Savaş, uzun süreli çatışma, olağanüstü durumlar gibi nedenler ile ülkenin bir bölümünde eğitimin uzun ve telafisi imkânsız bir şekilde durması durumunda devletin pozitif ayrımcılık ilkesi gereği hali hazırda mağdur olan çocukların ikinci bir kez mağdur olmaması için özel tedbirler alması gerekmektedir.

 

Sokağa çıkma yasağının ilan edildiği yerlerdeki özellikle TEOG sınavına giren 8. sınıf öğrencileri ile YGS ve LYS’ye başvuran öğrencilerin yaşadıkları mağduriyetin telafisi mümkün olmayacaktır. Bu nedenle Suriyeli öğrenciler örneğinde olduğu gibi şiddet ve yoğun çatışma mağduru olan, eğitime erişim hakkı ortadan kalkan öğrencilere yönelik acil önlem alınmalı ve bir kereliğine yasak mağduru çocuk ve gençlere sınavsız geçiş hakkı tanınmalıdır. Bu temelde Nusaybin, Dargeçit, Derik, Şırnak Merkez, Cizre, Silopi, İdil, Sur, Silvan ve Yüksekova’da 8’inci sınıfa kayıtlı olan yaklaşık 20 bin öğrenci ile, bu ilçelerde YGS ve LYS sınavına başvuran yaklaşık 13 bin öğrenciye Anayasa’da da karşılığını bulan pozitif ayrımcılık temelinde sınavsız geçiş hakkı sağlanmalıdır. 

Bu temelde TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu HDP üyeleri olarak hazırladığımız kanun teklifini meclis başkanlığına sunduk. Teklifimizde, sınavsız geçiş hakkı için 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası ve Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinde değişiklik yapılarak, YÖK’ün ve MEB’in belirleyeceği üniversiteler ve liselerde ek kontenjanlar belirlenmesini ve mağdur olan öğrencilerin bu kontenjanlara okul başarı puanlarına göre yerleştirilip öğrencilerin tamamına devlet bursu verilmesini öneriyoruz. İktidar ve muhalefet partilerinin siyasi hesapları bir kenara bırakarak bu öğrencilerin mağduriyetlerini gidermek için destek sunmalarını bekliyoruz.

 

Kadri YILDIRIM                                 İbrahim AYHAN                           Lezgin BOTAN

HDP Siirt Milletvekili                      HDP Şanlıurfa Milletvekili             HDP Van Milletvekili

 

  

 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

 

Yükseköğretim Yasa Tasarısı İle Milli Eğitim Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifimiz gerekçesi ile birlikte ekte sunulmuştur. Gereğini bilgilerinize arz ederiz.

Kadri Yıldırım                                         İbrahim Ayhan                                      Lezgin Botan Siirt Milletvekili                                 Şanlıurfa Milletvekili                      Van Milletvekili

 

GEREKÇE

Eğitim temel ve vazgeçilmez haklardan biri olup eğitimin hiçbir ayrımcılığa ve eşitsizliğe yer vermeyecek şekilde yürütülmesi devletin asli görev ve sorumluluklarından biridir. Bu durum Anayasa ve yasalar başta olmak üzere Türkiye’nin de taraf olduğu çok sayıda uluslararası belge ve sözleşme ile güvence altına alınmıştır.

Eğitim-öğretim hakkı ve ödevi başlıklı Anayasa’nın 42’inci maddesine göre “kimse, eğitim öğretim hakkından yoksun bırakılamaz.” 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunda ise eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı açıkça belirtilmektedir. İnsan Hakları Beyannamesinin 26’ıncı maddesinde herkesin eğitim hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye Ek Protokol’ün 2’inci maddesinde de “hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz.” hükmü yer almaktadır. Çocuk hakları sözleşmesinin 28’inci maddesi ile taraf devletler çocuğun eğitim hakkını kabul eder ve bu hakkın fırsat eşitliği temelinde yürütülmesi gerektiğini belirtmekte ve okullarda düzenli bir şekilde devamın sağlanması hükmü yer almaktadır.

Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesinin (ESKHUS) 13. maddesinde; eğitim hakkının temel unsurlarından birinin eğitimin (hukuken ve fiziksel olarak) erişilebilir olması olduğu belirtilmekte, eğitimde hukuken veya fiilen ayrımcılık yapılmaması gerektiği ifade edilmektedir. Aynı sözleşmenin 2’inci maddesinde ise eğitim hakkından yararlanma konusunda ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya başka görüş, ulusal veya sosyal köken, servet, doğum veya diğer herhangi bir duruma dayalı, ayrımcılık yapılmasının yasak olduğu vurgulanmaktadır. Birleşmiş Milletler Her Türlü Irk Ayrımcılığının Önlenmesi Sözleşmesi (IAÖS); ırk, renk, ulusal veya sosyal kökene dayalı ayrımcılığı, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (ÇHS), sadece çocuğun değil, veli veya vasisinin ırkına, rengine, cinsiyetine, diline, dinine, siyasi veya diğer görüşüne, etnik veya sosyal kökenine, servetine, engeline, doğum veya diğer statülerine dayalı ayrımcılığı da yasaklar. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya diğer görüşler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından ayrımcılık yapılamayacağını öngörür.

Tüm bu sözleşmeler eğitimi temel bir hak olarak tanımlarken, eğitimde her türlü ayrımcılığı ve eşitsizliği yasaklamaktadır. Bu temelde, eğitimin herkes için erişilebilir olması gerekmektedir. Bu gerekliliği yerine getirmek ise devletin temel görev ve sorumlulukları arasındadır. Eğitime erişimde eşitliğin sağlanması için ayrımcılığın yasaklanması yetmemektedir. Bazı gruplar bakımından kişilerin eğitime fiilen erişebilmeleri için özel tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Milli Eğitim Temel Kanunun “Milli Eğitimin Temel İlkeleri” başlıklı kısmında 14 ilke sayılmaktadır. Bu ilkelerden biri de, 8. maddede ifadesini bulan “Fırsat ve İmkân Eşitliği”dir. Bu eşitliği bozan durumlarda devlet dezavantajlı durumda olan gruplara yönelik pozitif ayrımcılık ilkesi gereği özel tedbirler almalıdır.

Türkiye’de eğitim 12 yıl zorunludur. Bu süre içerisinde kanunlarda belirtilen süre ve esaslar çerçevesinde hiç kimsenin ayrımcılığa maruz kalmadan eşit bir şekilde ve engellemeye maruz kalmadan eğitim imkânlarından faydalanması, eğitime fiziksel ve ekonomik olarak erişme hakkı bulunmaktadır. Eğitim hakkından tam olarak faydalanmak eğitimin kesintisiz bir süreç olarak işletilmesi ve tüm öğrencilerin sürece eşit şartlarda dahil edilmesi ile mümkündür.

Bugüne kadar 1 şehir merkezi ve 7 şehrin 22 ilçesinde onlarca mahalleyi kapsayacak şekilde 64 kez sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği il ve ilçelerde eğitim öğretim, 2015-2016 eğitim öğretim yılının başından itibaren durmuştur.   Buna bağlı olarak öğrencilerin eğitime fiziksel erişim hakkı ortadan kalkmıştır. Bu temelde Nusaybin’de 32 bin, Derik’te 7 bin, Dargeçit’te 17 bin, Cizre’de 41 bin, Silopi’de 39 bin, Şırnak Merkezde 40 bin, İdil’de 24 bin, Sur’da 30 bin, Silvan’da 28 bin ve Yüksekova’da 33 bin toplamda yaklaşık olarak 300 bin öğrencinin eğitime erişim hakkı doğrudan ortadan kalkmıştır. Eğitim-öğretime öngörülemez ve süresiz şekilde ara verilmesi; Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklere temelden aykırıdır ve ilgili mevzuat hükümlerinin açıkça ihlali anlamına gelmektedir.

Sokağa çıkma yasağı ilan edilen ilçe ve illerde; okula devam oranları ve okula devam edemeyen veya sınavlarına giremeyen çocuk sayıları, gözaltına alınan, tutuklanan çocukların sayıları, göçe maruz kalan çocuk sayısı tespit dahi edilememiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı tüm bu yaşananlara karşı çocuğun üstün yararı ve eğitimin temel ilkelerini bir yana bırakarak güvenlikçi bir perspektiften durumu değerlendirerek öğrencilerin mağduriyetlerini giderecek tedbirleri almamıştır. Eğitim hakkının tamamen ortadan kalktığı, eğitime erişimin imkansız hale geldiği, öğrencilerin evlerinin yakıldığı, yaşam alanlarının ortadan kaldırıldığı, okullarının karargaha dönüştürüldüğü bir ortamda yaşananları “eğitimin aksaması” veya “kesintiye uğraması” şeklinde tanımlayarak basite indirgemiş asıl sorunu görmezden gelmiştir. Soruna ilişkin kısa, orta ve uzun vadede planlamalar yaptığını belirtmiş fakat pratikte yaptıkları misafir öğrenci butonu açmaktan, telafi eğitimi adı altında 15 günlük sıkıştırılmış niteliksiz ve sadece doğrudan etkilenen öğrencilerin %10’una kurs vermekten öteye geçmemiştir. Bir okul binasına beş okul tabelası asarak, normal şartlarda rutin olarak yürütmesi gereken sosyal, kültürel ve sportif faaliyetler ile ekonomik yardımları özelmiş gibi sunarak çözüm ürettiğini ileri sürmektedir. MEB’in bu süreçte yaptığı çalışmalar çatışma ortamının, göçün ve yakınlarını kaybetmenin çocukların ruh sağlığına ve gelişimlerine etkilerini, ailenin sosyo-ekonomik ve psikolojik durumundaki ani değişimin çocuklarda yarattığı travmayı hiçe saymaktadır.  Çocukların evrensel hukuk normları ve ulusal mevzuatta yer alan haklarını, eğitimin en temel ilkelerini, pedagojik gereklilikleri görmezden gelmektedir. MEB’in yaptığını ileri sürdüğü çalışmaların hiçbirinin çocukların yaşadıkları hak kayıplarını ve travmaları telafi edemeyeceği aşikardır.

Sokağa çıkma yasağı ilan edilen yerlerde çocukların eğitim haklarının ellerinden alınması ve telafisi imkânsız mağduriyetler yaşamalarının yanı sıra özellikle Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş  Sınavına (TEOG) giren 8’inci sınıf öğrencileri ile Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavına (LYS) başvuran öğrenciler yeni bir eşitsizlik ve ayrımcılık ile karşı karşıyadırlar. Türkiye’de eğitim sisteminde kademeler arası geçiş bilindiği üzere merkezi sınavlara göre gerçekleştirilmektedir. Bu sınavlara girecek öğrencilerin yukarıda yasal çerçevesi belirtildiği üzere eşit imkân ve olanaklarda girmesini sağlamak devletin asli görevlerindendir. Savaş, uzun süreli çatışma, olağanüstü durumlar gibi nedenler ile ülkenin bir bölümünde eğitimin uzun ve telafisi imkânsız bir şekilde durması durumunda devletin pozitif ayrımcılık ilkesi gereği hali hazırda mağdur olan çocukların ikinci bir kez mağdur olmaması için özel tedbirler alması gerekmektedir.

Örneğin Yükseköğretim Kurumu 09.01.2015 yaptığı basın açıklamasında kamuoyuna da duyurduğu üzere Cumhurbaşkanının talebi üzerine 8 üniversite rektörlüğü ile 7 Ocak’ta bir toplantı gerçekleştirmesiyle savaş ve şiddet mağduru Suriyeli öğrencilerin sınavsız bir şekilde bu üniversitelerde belirlenen programlarda eğitimlerine devam edebilmelerine yönelik tedbirler alınmıştır. Ayrıca 2016 yılında da Suriyeli üniversiteli öğrencilere devlet bursu verilmesi kararlaştırılmıştır.

Sokağa çıkma yasağının ilan edildiği yerlerdeki özellikle TEOG sınavına giren 8. sınıf öğrencileri ile YGS ve LYS’ye başvuran öğrencilerin yaşadıkları mağduriyetin telafisi mümkün olmayacaktır. Bu nedenle Suriyeli öğrenciler örneğinde olduğu gibi şiddet ve yoğun çatışma mağduru olan, eğitime erişim hakkı ortadan kalkan öğrencilere yönelik acil önlem alınmalı ve bir kereliğine yasak mağduru çocuk ve gençlere sınavsız geçiş hakkı tanınmalıdır. Bu temelde Nusaybin, Dargeçit, Derik, Şırnak Merkez, Cizre, Silopi, İdil, Sur, Silvan ve Yüksekova’da 8’inci sınıfa kayıtlı olan yaklaşık 20 bin öğrenci ile, bu ilçelerde YGS ve LYS sınavına başvuran yaklaşık 13 bin öğrenciye Anayasa’da da karşılığını bulan pozitif ayrımcılık temelinde sınavsız geçiş hakkı sağlanmalıdır.  Sınavsız geçiş hakkı için 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası ve Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinde değişiklik yapılmalıdır. Buna göre YÖK’ün ve MEB’in belirleyeceği üniversiteler ve liselerde ek kontenjanlar belirlenmeli ve mağdur olan öğrenciler bu kontenjanlara okul başarı puanlarına göre yerleştirilmelidir. Ayrıca bu öğrencilerin tamamına devlet bursu verilmelidir.

YÜKSEKÖĞRETİM YASA TASARISI İLE MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

 

MADDE 1- 2547 sayılı Yükseköğretim Yasa Tasarısına aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 72- 2015-2016 eğitim öğretim yılı içerisinde sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği Nusaybin, Derik, Dargeçit, Şırnak Merkez, Cizre, Silopi, İdil, Sur, Silvan ve Yüksekova’da 2016 Yükseköğretime Geçiş Sınavına başvuruda bulunmuş tüm adaylar Yükseköğretim Kurulunca belirlenecek üniversite ve bölümlere ortaöğretim başarı puanlarına göre doğrudan yerleştirilirler. Yerleştirilen tüm adaylara burs verilir. Burs tutarı, 5102 sayılı Yüksek Öğrenim Öğrencilerine Burs Kredi Verilmesine İlişkin Kanuna göre, lisans öğrenimi gören öğrencilere ödenmekte olan burs tutarı kadardır.”

MADDE2- 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 5- 2015-2016 eğitim öğretim yılı içerisinde sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği Nusaybin, Derik, Dargeçit, Şırnak Merkez, Cizre, Silopi, İdil, Sur, Silvan ve Yüksekova’da öğrenim gören ilköğretim sekizinci sınıf öğrencileri tercih ettikleri Fen Liseleri, Sosyal Bilimler Liseleri, Anadolu Liseleri, Çok Programlı Anadolu Liseleri, Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri, Anadolu İmam Hatip Liselerine doğrudan yerleştirilirler. Bu öğrenciler 2684 sayılı İlköğretim ve Ortaöğretimde Parasız Yatılı veya Burslu Öğrenci Okutma ve Bunlara Yapılacak Sosyal Yardımlara İlişkin Kanunu kapsamında parasız yatılı veya burslu okumaya hak kazanmış sayılırlar.”

MADDE 3- Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 4- Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.