Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik düzenlediği saldırı, daha ilk saatlerden itibaren bölgesel bir savaşa dönüşme sinyali verdi.
Saldırının hemen ardından İran’dan gecikmeyen bir karşılık geldi. Tahran yönetimi, yalnızca İsrail’i değil; aynı anda Ortadoğu’daki Amerikan askeri varlığını hedef aldı. Yedi farklı ülkedeki ABD üslerine yönelik eş zamanlı saldırılar, savaşın coğrafi sınırlarını bir anda genişletti. Irak’tan Körfez’e uzanan hatta konuşlu Amerikan askeri noktalarının hedef alınması, “sınırlı operasyon” söylemini ilk günden boşa düşürdü.
Bu tablo, artık iki ülke arasında bir gerilimden söz etmenin mümkün olmadığını gösteriyor.
Yedi Ülke, Yedi Cephe
Ortadoğu’daki Amerikan askeri varlığı uzun yıllardır bölgesel güvenlik mimarisinin temel unsurlarından biri olarak görülüyordu. Ancak dün yaşananlar, bu varlığın aynı zamanda bir risk hattı olduğunu da ortaya koydu.
Irak, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere bölgedeki ABD üsleri alarm durumuna geçti. Aynı şekilde Doğu Akdeniz hattında da tansiyon yükseldi. Bu gelişmeler, Körfez ülkelerinin istemeseler bile savaşın fiili tarafına sürüklendiğini gösteriyor.
Bugün savaşın ikinci günü. İran’ın İsrail şehirlerine yönelik balistik füze saldırıları sürerken, Doğu Akdeniz’deki askeri varlıklara yönelik tehditler de gündemde. Özellikle Kıbrıs’taki İngiliz askeri üssüne yönelik füze girişimleri, çatışmanın bölgesel olmaktan çıkıp çok aktörlü bir güvenlik krizine dönüştüğünü gösteriyor.
Ekonomi Alarm Veriyor
Savaş yalnızca cephede yaşanmıyor. Petrol fiyatları sert yükseldi. Hürmüz Boğazı’nın kapanma ihtimali bile küresel enerji piyasalarını sarstı. Altın rekor seviyelere koştu. Güvensizlik, piyasaların en hızlı yayılan virüsüdür.
Bu savaşın bedelini Pentagon’daki planlayıcılar ya da Tel Aviv’deki karar alıcılar değil; İstanbul’daki küçük esnaf, Bağdat’taki memur, Kahire’deki işçi ödüyor. Enerji zamları, tedarik zinciri kırılmaları ve finansal dalgalanmalar en çok kırılgan ekonomileri vuruyor.
Bölgesel İşbirlikçiler Tartışması
Ortadoğu’da yıllardır süren bir eleştiri var: ABD-İsrail ekseninin bölgedeki bazı yönetimler üzerinde belirleyici etkisi olduğu iddiası. Bu savaş, o tartışmayı yeniden alevlendirdi.
Sokaktaki insanın zihninde soru net: Bölge liderleri kendi halklarının çıkarını mı, yoksa büyük güçlerin güvenlik stratejilerini mi önceledi? Bu soru cevapsız kaldıkça öfke büyüyor.
Gidişat Tehlikeli
Eğer misilleme zinciri kırılmazsa, savaşın üçüncü ve dördüncü günleri daha geniş bir cepheye işaret edebilir. ABD’nin doğrudan ve daha sert bir karşılık vermesi ihtimali, çatışmayı küresel ölçekte tırmandırabilir. İsrail-İran hattında başlayan yangın, Körfez’den Doğu Akdeniz’e, oradan Avrupa güvenlik denklemine uzanabilir.
Ortadoğu bir kez daha büyük güç rekabetinin sahası haline geliyor.
Son Söz
Dün sabah başlayan saldırı, bugün ikinci gününde çok cepheli bir krize dönüşmüş durumda. İran’ın eş zamanlı olarak yedi ülkedeki ABD üslerini hedef alması, savaşın sınır tanımayacağını açıkça ortaya koydu.
Hiçbir ülke kendini tamamen güvende hissedemez.
Hiçbir ekonomi bu sarsıntıdan izole kalamaz.
Hiçbir halk bu yangından tamamen uzak duramaz.
Barış masası kurulmazsa, bu ateş daha da büyüyecek. Ve Ortadoğu’nun dumanı, sadece bu coğrafyanın değil, dünyanın geri kalanının da ufkunu karartacak.