ÖZEL RÖPORTAJ: RAMAZAN GÜLER

Sohbet ortamında gerçekleşen röportaj da, muhabirimiz Ramazan Güler'e konuşan HDP Vekili Baydemir,  HDP Kürt sorununun çözümünde önemli bir aktör olmakla birlikte tek aktör değildir. Bu minvalde HDP Kürt sorununun çözümünde bir fırsat, bir şans olduğunu söyledi.

 

İşte O Röportaj;

 

En iyi yönetim şekli sizin için nedir?

 

Yurttaşların için en iyi diyebileceğimiz yönetim şekli doğrudan demokrasidir. Yani Yerel yönetimlerin, STK'ların, halk meclislerinin, mahalle meclislerinin, köy meclislerinin oluşabileceği ve inisiyatif olabileceği zemini yaratan yönetim şeklidir. Yurttaşlar ile onların seçtiklerinin uyum içinde sorunların üstesinden gelebileceği bu tür yönetimlerde aslolan yurttaşların iradesidir, yöneticiler ise temsili ve geçicidir. Halkın sözcülüğünü yapabildikleri, huzur ve refahı sağlayabildikleri oranda vardırlar. Ama her halükarda seçimle gelir ve seçimle giderler, bir nevi bayrak yarışıdır. Demokrasinin tam olarak hayata geçirildiği, hukukun üstünlüğü ve tarafsızlığının hakim olduğu yönetimlerdir. Hiçbir yurttaşın eşitliği, özgürlüğü, adaleti istemekten, dilini konuşmaktan, dinini yaşamaktan korkmadığı, tankların, topların değil diyaloğun ve istişarenin vücut bulduğu yönetimlerdir. Tüm halkların eşit haklara dayalı demokratik temelli siyasal hak taleplerinin tanındığı, eşitliliğin, özgürlüğün, adaletin, emeğe saygının vücut bulduğu yönetim şeklidir. Demokratik rejimler en ideal rejimlerdir.

 

HDP' nin ekonomi politikasının temelinde neler yatar?

 

Partimizin ekonomi politikasında kaynağın yerinde kullanılmasına önem atfedilmekte. Toplumun kaynaklarından toplumun yararlanması önemli ve bunun sağlanması gerektiğini HDP her yerde dile getiriyor.

Bunun yanı sıra vergilendirme sistemindeki adaletsizliğin önüne geçilmesi, toplarken de dağıtılırken de toplumun gerçekliğine uygun düşmeyen yanlış politikaların izlendiği ve bunun değişmesi gerektiğinin kalın bir şekilde altı çiziyoruz. Bu topraklarda adil bir vergi sistemi şart.

Bakın TÜİK'in son açıkladığı veriye göre Türkiye'de 21 milyon ailenin 19 milyonunu, yani %90'ının bankalara borcu var. Yani gelir seviyesinin yüksek olduğunu söyleyip insanların borçlanması bir tarafa bırakılıyor. Bu gelişmek değil obezleşmektir. Ekonomi obezleşiyor, önünü tutan yok. Bizler borçlandırma değil reel gelir artışı sağlamanın önemini dile getiriyoruz. HDP tefeciliğe karşıdır: Vahşi kapitalizmin yarattığı rant sisteminde, kar uğruna her şeyi mubah görme tefeciliği doğurmaktadır, bu da topluma yakışmayan ilişkiler ağını geliştirmekte. Türkiye'de ekonominin ne hallerde olduğunun en net göstergesidir.

Güvenceli iş ve güvenli çalışma her yurttaşın sahip olması gerektiği haklardır. Çok uzağa değil kendi bölge gerçekliğine bakalım. Halen bu bereketli topraklardan binlerce hemşerimiz mevsimlik işçi olarak Türkiye'nin dört bir yerine dağılıyor, yaşadıkları sorunlar her gün ekranlarda. Bu vicdan sahibi olan herkesi endişelendirmeli, çözüm bulmak için çaba sarf etmeli. Tablo senelerdir aynı, ve bu şekilde yönetilirsek değişeceğe de benzemiyor. Tarım işçilerinin bu ülkede desteklenmesi, ihtiyaçlarının görünür kılınması ve sorunlarının çözülmesi şart. Mevsimlik tarım işçileri kayıt altına alınmalı, iş bulma ve ücret pazarlığının/toplu sözleşme yapmalarının imkânı sağlanmalı. Urfa'nın tarım potansiyeline rağmen 48 vilayete mevsimlik tarım işçisi göndermesi acı duyulacak bir durumdur. Bizler Urfayı nana muhtaç etme politikasını utanç verici olarak niteliyoruz.

Diğer taraftan, devlet elinde neyi var neyi yok özelleştiriyor. Çiftçilerimiz hükümetin özelleştirme politikalarının cefasını çekiyorlar. Onlar masa başında özel şirketlerle en fazla kim öder hesabını yaparken, çiftçilerimiz durumlarını görmezlikten gelinerek hazırlanan anlaşmaların cefasını sene boyunca çekiyorlar. Bu sıcak Ramazan günlerinde elektriksizliği çekende, tarlalarda ürünlerini kurumaya terk etmek zorunda kalanlar da yine çiftçilerimizdir. HDP olarak, özelleştirmelerin bu topraklar için çok yanlış bir politika olduğunu, bunun yerine kooperatif sisteminin geliştirilmesi gerektiğini söylüyoruz.

Türkiye'de köyler ülke ekonomisinde hak ettiği yeri hiçbir zaman almadı, biz bunun doğru bir politika olmadığını ifade ediyoruz, kırsal kesime gerekli teknolojik desteğin verilmesinin önemine işaret ediyoruz. Ayrıca su ve elektrik sorunlarıyla cebelleşen çiftçilerimizin her zaman yanındayız, Atatürk Barajı gibi en yüksek verime sahip bir barajın kıyısında çekilen su ve elektrik çilesini kabul etmek mümkün değil, bu zengin topraklara kaynakların artık ücretsiz verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Türkiye'de iş güvencesi patronların keyfine terkedilmiştir. İşçilerin güvenli koşullarda çalışmasına dair gelişmiş ülkelerde bir standardı vardır ve bu Türkiye'de halen yakalanabilmiş değil. İş kazaları, maden ocaklarında yaşanan katliamlardan bırakın ders çıkarmayı, sorumluğu olan yetkililerin bile kamuoyuna hesap verme gereği duymadığı bir iktidar anlayışı, bir yönetim tarzı ile karşı karşıyayız.

 

HDP'yi 10 yıl sonra da aktif siyasette görebilecek miyiz?

 

Bütün siyasi partiler sadece araçtır. Toplumsal barışı, huzuru, kalkınmayı, güven içerisinde özgürce yaşamayı temin etmek için birer araçtırlar. HDP olarak biz Türkiye'de yaşayan tüm inanç ve etnik kimliklerin, kültür farklılıklarının eşitlik ve adalet içerisinde yaşamasını sağlayacak bir perspektife sahip olan tek partiyiz. Savunduğu ilkelerle, HDP Türkiye'nin geleceğidir.

HDP'nin felsefesi yüzyıllar boyunca bu topraklarda kadim olacak bir felsefedir. Kimlikleri alt-üst olarak sınıflandırmak yoktur bu felsefe de, etnik, inançsal ayrımcılık reddedilir bu felsefe de. HDP tekçiliğe karşı çoğulculuğu savunur, çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı toplumsal yapıya dayalı bir politika izler. Bu nedenledir ki, HDP, ırkçılığın panzehridir. Etnik-inançsal kimlikler arası çatışmanın panzehridir.

 

Son 20 yılda devletin Kürt Sorunu ile yüzleştiğini düşünüyor musunuz?

 

Çözüm süreci Cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa 2013 yılında devletin Kürt sorunu ile yüzleşmesinin kapısı aralandı. Diyalog zemini ile sorunu çözme pratiği yüzleşme arzusunun da bir göstergesiydi.

Ancak bu samimi bir politikaya dönüşmediği için 8 Haziran sabahı devlet yüzleşmekten vazgeçmiş ve 70-80 yıllık eski ayarlarına geri dönmüştür. 8 Haziran'dan bugüne yaşadığımız katliamlar, ölümler 90'lı yıllara geriye dönüldüğünü göstermektedir. Ülke bir uçurumun kenarındadır. Herkesin bu gidişata dur demesi vicdani, ahlaki bir görevdir.

 

HDP'nin Kürt sorununu hiçbir destek almadan tek başına bitirebileceğini düşünüyor musunuz?

 

HDP Kürt sorununun çözümünde önemli bir aktör olmakla birlikte tek aktör değildir. Bu minvalde HDP Kürt sorununun çözümünde bir fırsattır, bir şanstır. HDP olarak sorunun çözümünde en etkili şekilde köprü rolünü oynayabiliriz. Ama Kürt sorununu sorun olarak günümüze taşıyan devlettir. Yani, anayasal sistemdir, Hükümet politikalarıdır. Dolayısıyla, çözümün olmazsa olmaz taraflarından biri de devlet erkidir, yani hükümettir. Ama şüphesiz tek başına iktidar ve muhalefetle tutmamak lazım. Keza meclis önemli bir aktördür. Bir diğer aktör ise, medyadır, medyanın dilidir. Ve şüphesiz toplumun barış istemidir, barış ferasetidir.

Biz, HDP olarak, kendimizi tek adres olarak görmüyoruz. Herkes ateşe su dökmeli, barış için rol oynamalıdır diyoruz.

 

 

Tehcir kanunu dönemini nasıl yorumlamak gerekmektedir?

 

Her toplumun fertleri geçmişi ile gurur duymak ister. Bu çok anlaşılır bir duygudur, saygındır. Ancak geçmiş her zaman gurur duyacağımız vakalardan oluşmuyor. Toplumların tarihinde trajik ve acı dolu olaylarda vardır. Bizler, 1915'lerde yaşananları, insanlık adına utanç duyulacak olaylar olarak görmeli ve yeni nesillerin tüm bu yaşananlardan ders çıkarmasını sağlamalıyız. Geçmişle yüzleşmek toplumları geriye değil ileriye taşır. Eğer 1915'le bir yüzleşme gerçekleşmiş olsaydı 1925'ler, 1930'lar, 1937'ler de yaşanmamış olacaktı. Tüm bunlardan doğru dersler çıkarılmış olsaydı. Bu ülkede ne 90'lar, ne de Cizre Katliamı, ne Silopi, ne Nusaybin, ne Gewer ne de Sur yaşanacaktı...

Almanya'da, ikinci dünya savaşı döneminde, Hitler rejimi hem kendi toplumuna, hem de insanlığa karşı büyük trajedilerin müsebbibi oldular. Hitler faşizmi soykırım gerçekleştirdi. Alman toplumu bununla yüzleşti ve Hitler faşizmini reddetti. Bu yüzleşme ile adeta kendini yeniden inşaa etti. Yani yüzleşmek Almanya'yı, Alman toplumunu geriye değil ileriye taşıdı.

Gerçeklerle yüzleşmek, hakikate ulaşmak bir toplumu prangalarından kurtaracak ve ileriye götürecek en önemli yol ve yöntemdir.

 

Dokunulmazlıkların kaldırılması halka karşı yapılmış bir saygısızlık örneği değil midir?

 

Kendi adıma 26 yıldır insan hakları, demokrasi, özgürlük, onurlu bir barışın savunuculuğunu yaptım. Fikirlerimden dolayı hakkımda yüzlerce dava açıldı ve de o dönemlerde de dokunulmazlığım yoktu. Hayat tecrübem bana gösterdi ki en büyük dokunulmazlık hak olanı savunmak ve halkın sevgisine mazhar kalmaktır.

Dünyadaki bütün parlamenter sistemlerde, parlamenterlerin, iktidara karşı eleştirileri, karşı çıkışları olmaktadır. Bu karşı çıkışları, dokunulmazlıkları kaldıracağız tehdidiyle, görünmez kılmaya çalışmak çare değildir. Şüphesiz ki, bu vekilden ziyade, halkın iradesini tanımamaktır, saygısızlıktır.

Düşünün ki, aynı ilden seçilen 9 vekil o ilin 3 vekilinin dokunulmazlığının kaldırılması konusunda evet oyu kullanıyor. Bu demokrasiden nasiplenmemektir, bu kendi şehrinin nerdeyse 300 bin seçmenine saygısızlık değil de nedir?

Son olarak 11 ay boyunca Meclis'te Urfa'ya dair neleri gündeme getirebildiniz?

 

Muhalefetin görevi iktidarı denetlemek, uygulamalara ayna tutmak ve toplumun ihtiyaçlarını dile getirmek, taleplerin karşılanması için topluma sözcülük etmek. Bütün bu kızıl kıyamete rağmen, bizler, Urfa'nın avukatlığını yapmaktan vazgeçmedik. Urfa'da yaşanan elektrik kesintilerinden, ilçelerinde yaşanan içme suyu sorununa kadar, mevsimlik işçiler meselesinden, hastane hizmetlerine kavuşamayan çocuklara, engelli yurttaşlarımızın yaşadığı sorunlardan, işsizlik meselesine, yaşanan gözaltı ve tutuklamalara kadar toplumun her kesiminin sorunlarının sözcüsü olduk. Toplamda Urfa üzerine 40 'in üzerinde önerge verildi... Elektrik kesintileri ve mağduriyetler üzerine en az 5 önerge verildi... Hastanelere dair yine aynı sayıda önerge verildi... Yine, mülteciler meselesi ve kentimize yaşanan sorunlara dair soru ve araştırma önergeleri sunuldu... Her sorun, sıkıntı, talep meclise taşındı. Urfa'nın sözcülüğünü yaptık. Mecliste Urfa'nın sesi olduk. Urfa halkının bize vermiş olduğu bu temsil yetkisi Urfa halkı tarafından alınıncaya kadar, Urfa'nın hakkı ve hukuku için mücadele etmeye devam edeceğiz. Söz vermiştik, Urfa'nın avukatı olmaya devam edeceğiz.

 

Gazeteci Ramazan Güler