“Eski Ramazan eski fiyatları…”
Bu cümle bugün çarşıda, pazarda, iftar sofralarında en çok duyduğumuz sitemlerden biri. Kimileri bunu bir nostalji sözü olarak görüyor, kimileri ise ekonomik bir isyan cümlesi olarak. Oysa bu ifade sadece fiyatlara değil; değişen zamana, dönüşen insana ve farklılaşan hayatlara da işaret ediyor.

40-50 Yıl Önce Ramazan: Kanaatin ve Paylaşmanın Ayı

Bundan 40-50 yıl önce, özellikle Güneydoğu Anadolu’da, Şanlıurfa’da Ramazan bambaşka bir ruh taşırdı.
Şanlıurfa’da akşam ezanı yaklaştığında mahalle aralarında bir telaş olurdu ama bu telaş bugünkü gibi “alışveriş yetişmedi” telaşı değildi. Evlerde sade sofralar kurulurdu: çorba, pilav, belki bir tas hoşaf… Ama o sofralarda eksik olmayan şey bereketti.
Komşu komşuya tabak gönderirdi. Mahallede kimin durumu iyi değilse bilinirdi; yardım gizlice yapılırdı. Kimseyi rencide etmeden, gösterişe kaçmadan… O dönemlerde fiyatlar bugüne göre elbette daha düşüktü; fakat asıl fark, beklentilerin düşüklüğü ve kanaatin yüksekliğiydi.
O yıllarda insanlar “ne alacağım”dan çok “kimin kapısını çalacağım”ı düşünürdü. Çocuklar teravih sonrası sokaklarda oynar, büyükler cami avlusunda sohbet ederdi. Ramazan sadece bir ay değil, bir mahalle kültürüydü.
Bugünün Ramazanı: Artan Fiyatlar, Azalan Huzur

Bugün ise tablo farklı. Market raflarında etiketler neredeyse haftadan haftaya değişiyor. Temel gıda ürünleri, hurma, yağ, şeker, bakliyat… Vatandaş iftar alışverişine çıktığında artık “bereket” değil, “bütçe” hesabı yapıyor.
Güneydoğu’da, özellikle dar gelirli ailelerin yoğun olduğu mahallelerde Ramazan alışverişi ciddi bir ekonomik yük haline gelmiş durumda.
Şanlıurfa’nın çarşılarında esnaf da dertli, vatandaş da. Esnaf maliyetlerden şikâyetçi, vatandaş fiyatlardan.
Eskiden bir maaşla bir ev geçinebiliyordu denir. Bugün ise birçok ailede iki gelir bile zor yetiyor. Elektrik, kira, ulaşım, eğitim giderleri derken iftar sofrası kurmak bile hesap kitap meselesi olmuş durumda.
Eski İnsanlar mı Değişti, Şartlar mı?

“Eski insanlar daha iyiydi” cümlesini sık duyarız.
Belki insanlar tamamen değişmedi; ama hayatın temposu, şehirleşme, ekonomik baskılar, dijital dünya insan ilişkilerini dönüştürdü.
Eskiden aynı mahallede üç nesil birlikte yaşardı. Büyükler evin bereketiydi. Şimdi apartman hayatında komşunun adını bilmeyenler var. Eskiden iftar sofraları kalabalık olurdu; bugün aynı evde herkesin elinde bir telefon.
Ama yine de haksızlık etmeyelim. Bugün de yardım kampanyaları var, belediyelerin iftar çadırları var, hayırseverlerin gizli destekleri var. Fakat artan geçim derdi, insanların ruhunu daha yorgun hale getirdi. Paylaşma isteği var; imkânlar sınırlı.

Güneydoğu’nun Ramazan Ruhu
Güneydoğu Anadolu’da Ramazan her zaman biraz daha coşkulu yaşanmıştır.
Şanlıurfa’da sahurda davul sesi bir gelenektir, iftarda sofralar misafire açıktır. Harran’dan Siverek’e, Suruç’tan Viranşehir’e kadar bu coğrafyada Ramazan sadece bir ibadet ayı değil; bir kimliktir.
Ancak bugün bu coğrafyada da geçim sıkıntısı ciddi bir gerçekliktir. Tarım maliyetleri artmış, işsizlik oranları yükselmiş, gençlerin gelecek kaygısı büyümüştür. Ramazan’ın manevi havası sürüyor ama ekonomik baskı o havayı zaman zaman gölgeliyor.
“Eski Fiyatlar” Özlemi Aslında Ne?

“Eski Ramazan eski fiyatları” diyenler sadece ucuz ürün istemiyor.
Onlar biraz da şunu söylüyor:
Alım gücümüz artsın.
Sofralarımız daha rahat kurulsun.
Çocuklarımızı düşünmeden alışveriş yapabilelim.
Ramazan’ı hesap yapmadan yaşayabilelim.
Yani mesele yalnızca fiyat değil; huzur meselesi.
Son Söz

Ramazan, yoklukta da yaşanır; ama adaletli bir düzende daha güzel yaşanır.
Nostalji kıymetlidir; fakat geçmişe takılı kalmak çözüm değildir. Eski Ramazanların samimiyetini, bugünün imkânlarıyla birleştirebilirsek belki hem ruhu hem sofrayı güçlendirebiliriz.
Belki de asıl sorumuz şu olmalı:
Eski fiyatlar geri gelir mi bilinmez; peki eski dayanışma ruhunu geri getirebilir miyiz?
Ramazan’ın bereketi sadece sofraya değil, kalplere de insin. Çünkü fiyatlar değişir; ama insan kalır.