Özgür basın geleneğinin temsilcisi olan Özgür Ülke Gazetesi'nin İstanbul Kardırga'daki merkez binası ve Ankara bürosuna yönelik 1994 yılının 2 Aralık gecesi yapılan eş zamanlı bombalı saldırıların üzerinden 21 yıl geçti. Saldırılarda gazetenin ulaştırma görevlisi Ersin Yıldız yaşamını yitirdi, 23 gazete çalışanı ise yaralandı. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in açık emriyle Milli Güvenlik Kurulu'nda (MGK) alınan kararla bombalanan Özgür Ülke, tüm baskı, sindirme, katletme ve bombalama politikalarına rağmen 4 Aralık günü "Bu ateş sizi de yakar" manşetiyle çıktı.
Üzerinden 21 yıl geçen saldırının sorumluları, göstermelik yargılamalar yapılarak cezasızlıkla ödüllendirildi. "Bu ateş sizi de yakar" manşetiyle çıkarak bugünün Türkiye'sine işaret eden baskılar ise 13 yıllık AKP iktidarı döneminde Kürt özgür basınının yanı sıra muhalif basının da hedef alınmasıyla yeni bir boyut kazandı.
Halen 29 gazetecinin cezaevinde olduğu Türkiye'de, Kürt özgür basın çalışanları bugün hala sıkıyönetim uygulamalarının sürdüğü Kürdistan'da haber takibi sırasında başlarına silah dayanma tehdidi altında. "Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" söyleminde bulunan siyasi iktidarın yönelimi sonucu yine Türkiyeli gazeteciler de ya yargılanıp, tutuklanıyor ya da açıkça hedef gösterilerek şiddete maruz kalıyor.
Bu baskılar altında yıllar önce Kürt gazetecilerin haykırışına dönüşen "Özgür basın susturulamaz" sloganının AKP Hükümetinin kendisinden olmayanı susturmaya yönelik politikaları sonucunda merkez medyanın da sloganı haline gelmesi, Erdoğan'ın "Yeni Türkiyesi"nin de fotoğrafı niteliğinde.
Özgür Ülke'ye yönelik bombalı saldırının yıldönümünde dönemin tanıklarından gazetenin çalışanı Alişan Önlü ve Gazeteci-Yazar Yıldırım Türker, bugünün Türkiye'si ve basın özgürlüğüne yönelik baskıları değerlendirdi.
'Hepinizi o gerillalar gibi yapacağız'
1990'lı yılların "faili meçhuller" dönemi olduğunu belirten Alişan Önlü, o yıllarda birçok gazetecinin katledildiğini hatırlattı. Özgür Ülke çalışanlarının da bombalı saldırıdan önce yapılan haberler nedeniyle defalarca tehdit telefonları aldığını anlatan Önlü, gerilla cenazelerine asker postallarıyla basılması ile ilgili fotoğrafların gazetede yayımlanmasının ardından tehditlerin arttığını söyledi.
Önlü, hiç unutamadığını söylediği gelen ilk tehdit telefonunda 'Hepinizi o gerillalar gibi yapacağız… Biz Türk İntikam Tugayı'yız' denildiğini aktardı.
Ersin bulmaca çözüyordu
Bombalı saldırı gerçekleşmeden önce saldırı ihtimallerini kendi aralarında tartıştıklarını ancak yine de böyle bir saldırıya ihtimal vermediklerini de paylaşan Önlü, saldırı günü yaşananları ise şu sözlerle anlattı: "O akşam yılın ilk karı yağmıştı. Her gece olduğu gibi matbaadaki arkadaşlar şark baskısını yaptıktan sonra, İstanbul baskısını da yaptılar. Kapı çaldı ve önce Ersin Yıldız geldi. Ondan sonra gazete çalışanlarından biri olan Yıldız Gültekin geldi. Onlar yan yana oturdular ve bulmaca çözmeye başladılar. O zamanlar dış kameramız yoktu. Sadece iç kameramız vardı. Kapı yine çaldı ve ben de kapı ziline bastım. Gerisini hatırlamıyorum. Gözlerim karardı. Tansiyonumun düştüğünü sandım."
İlk sorum: Gazete çıkacak mı?
Saldırının ardından Samatya Hastanesi'ne götürüldüklerini ve arkadaşı Ersin Yıldız'ın katledildiğini orada öğrendiğini söyleyen Önlü, hastanedeyken tüm gazete çalışanları gibi aklındaki tek sorunun "Gazete çıkacak mı?" sorusu olduğunu belirtti. Önlü, "Ertesi gün, 4 Aralık'ta gazetenin çıktığını görmek, ben ve arkadaşlarım için büyük bir moral olmuştu. Gazetemizin susmaması, yazmaya devam etmesi, o anda benim için çok büyük bir moral oldu" ifadelerini kullandı.
'O gün Kürt basını sahiplenilseydi, bugüne gelinmezdi'
"Kürt basınına baskılar olduğu zaman, Türkiye ulusal basını ciddi bir duruş sergilemiş olsaydı, basın özgürlüğünü sahiplenselerdi bugüne gelinmezdi" diyerek basın özgürlüğüne yönelik baskı ve saldırıların nedenine işaret eden Önlü, "90'lı yıllarda Kürt halkı ile birlikte Kürt medyası da yok edilmeye çalışılıyordu. Ciddi baskılar vardı. Bu bir travmaydı. Özgür Ülke bombalandığı zaman sadece sol dergiler dayanışmada bulunmuştu, ulusal basın kurumsal hiçbir destek vermişti. Gazeteci ve yazarlardan da kişisel destek aldık ama şu anda Kürt basınının onları sahiplendiği gibi onlar da bizi sahiplenseydi, belki bu aşamaya gelinmezdi" diye konuştu.
'Muktedirler Kürtlere kaldırdıkları eli saklama gereği hissetmedi'
"Özgür Ülke göz göre göre bombalandı" diyen hem dünün hem de bugünün tanıklarından Gazeteci-Yazar Yıldırım Türker ise memleket muktedirlerinin, Kürtlere kaldırdıkları eli hiçbir zaman saklama gereği hissetmediği üzerinde durdu.
Nitekim Çiller'in emrinin de bütün toplum tarafından işitildiğini söyleyen Türker, "Gazete binalarının bombalanması, Ersin Yıldız'ın hayatını kaybetmesi, o zamanlar Kürdistan'da yaşanan ve görmezden gelinen 'bizden ırak' vahşetin uzak uğultusu olarak sineye çekildi" dedi.
Türker: Ana akım Türk medyası o zaman da esirdi
Türker, ana akım Türk medyasının bugün olduğu gibi o zaman da iktidara esir olduğunu ifade etti. Türker, "Çiller ve askerlerinin bu adımı karşısında şimdi kim tepki gösteriyorsa o zaman da onlar ortalığa çıktı. Taksim'de bir avuç yazar-çizer olarak Özgür Ülke gazetesi satışımızı hatırlıyorum. O gün o grupta olduğum bilgisi, polis tarafından yıllarca karşıma çıkarıldı. Özgür basına yönelik baskılar, her dönemin gerektirdiği sertlik ve yaygınlıkta sürdürülmüştür. Şimdi artık daha görünür, daha işitilir olduğumuz için bu baskıları kayda düşme, itiraz etme konusunda daha güçlüyüz" ifadelerini kullandı.
'Onlar özgür basın sloganı hakkını kaybetmiştir'
Merkez medyanın yıllarca Kürt özgür basını üzerindeki baskıları görmezden geldiğini belirterek, Kürt basınına yönelik baskıların ana akım Türk medyası tarafından meşrulaştırıldığını vurgulayan Türker, "Onlar, 'Özgür basın' sloganını atma hakkını da kaybetmiştir. Açıkçası, ana akım Türk medyası gazetecilik düsturuyla değil, devlet gazeteciliği düsturuyla hareket etmeyi var oluşunun garantisi zannederek kendi sonunu hızlandırmıştır. Bu nedenle de Kürt medyasına yönelik baskıların da 90'larla karşılaştırdığımızda büyük farklılık gösterdiğini söylemeye gücüm yetmiyor doğrusu" diye konuştu.(diha)

