Suriye krizinin çözümü için Esad hükümeti ile muhalifleri bir kez daha bir araya getirecek Cenevre-3 Konferansı, özellikle Rojava yönetiminin konferansta yer alıp almayacağı yönündeki tartışmalar nedeniyle normal tarihi 25 Ocak'tan 29 Ocak'a ertelendi. Taraflar arasında uzun diplomasi trafiğinin ardından dün Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Eşbaşkanı Heysem Menna ile meclis üyeleri Rende Qesas ve Qerdi Cemil'e davetiye gönderdi. Ancak MSD'nin diğer Eşbaşkanı İlham Ehmed ile PYD Eşbaşkanı Salih Müslim'e henüz resmi davet gönderilmemesi yeni bir krizi daha doğurdu. Türkiye'nin başını çektiği bloğun, Rojava heyetinin konferansta yer almaması yönünde diretmesiyle başlayan kriz henüz çözüme kavuşmazken, PYD Eşbaşkanı Müslim, kendilerinin yer almayacağı konferansa MSD'nin de dahil olmayacağı açıklaması yaptı. Konferansta yaşanan krizi ve olası çözümü değerlendiren İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr Hakan Güneş, Cenevre 3'te PYD'nin bulunması halinde statü talebinin kabul edileceği anlamına geldiğini belirterek, Suriye krizinden çıkmanın yolunun PYD'yi de masaya dahil etmek olduğunu vurguladı. Güneş, Cenevre 3 toplantıları üzerinden Rusya, ABD ve Türkiye ilişkilerini DİHA'ya değerlendirdi.
* Suriye krizinin çözümüne ilişkin 2012'de Cenevre 1 ve 2014'te de Cenevre 2 toplantıları yapıldı. Ancak bu toplantılarda taraflar bir çözüm üzerinde uzlaşamadı. Sizce bunun nedeni nedir?
Cenevre 1 ve 2 de çok önemli bir farklılık vardı. O dönem Rusya sahada yoktu. Rusya o dönemde Esad'dan yana bir taraf sergiliyordu ve İran'la koordineli haldeydi. Eylül 2015'den itibaren ise Rusya sahaya indi ve aktör olarak yerini aldı. Bu da Suriye'deki güç dağılımı açısından yeni bir duruma işaret ediyor. Bu bakımdan sonuç alınamamasının en önemli nedenlerinden biri bu. Rusya ciddiye alınmayan bir güçtü, ama artık alınıyor. Diğer bir neden de Paris'in bombalanmasının ardından olan gelişmeler. IŞİD saldırısı öncesi Fransa gibi ülkelerin tutumu çok farklıydı IŞİD gerçeğinden sonra Fransa'nın tavrı farklılaştı. Batı kendisine zarar vermediği sürece Suriye'deki krizle ilgilenmiyordu. Üstelik Cenevre 2'den sonra mülteci krizi önemli mesele oldu. Önümüzdeki baharda da büyük bir dalga geleceği öngörülüyor ve bunun bedelini ödemek istemiyorlar. Mülteci sorunu ve IŞİD gibi grupların saldırıları nedeni ile Batı'nın Suriye krizine bakış açıları değişti. Dolayısı ile 3'üncü Cenevre toplantısının farklı sonuç doğurabilme ihtimaline giden yolda, Rusya'nın sahaya inmesi, mülteci sorunu ve IŞİD'in saldırıları gibi etkenler önemli faktörler.
* Taraflar açısından bakıldığında Cenevre 3'ün anlamı nedir?
Cenevre 3'de bir masanın toplanması her şeyden önce bir ateşkes durumudur. Şöyle, 2015 Ekim'inde Viyana Kongresi'nde kurulan çerçeveye bakıldığında Cenevre 3 'den sonra ilk 18 ay müzakere dönemidir ve bunun ilk 6 ayı da ateşkes durumuna geçilmesi demektir. Bu da ilk aşama anlamında çok önemlidir. Bu savaşın biteceği anlamına geliyor. Buradaki güçlerin iyi kötü bir koordinasyonla IŞİD ve El Nusra'ya karşı yöneleceğini söyleyebiliriz. Rusya ve ABD'nin de beklediği ve istediği budur.
* Rusya ve ABD arasında Suriye üzerinden bir ortaklaşma var diyebilir miyiz?
Kapsamlı bir ortaklaşma olduğunu söylemeyiz. Çünkü sadece 6 ay önce Ukrayna konusunda her iki ülke de çok gerildi. Ancak, şunu net olarak söyleyebilir, burada Obama yönetiminin Ortadoğu politikasında bir değişiklik görüyoruz. Mesela, Suudi Arabistan'ın yol açtığı dengesizlik konusunda bir denge getirmek istiyor. Unutmayalım ki Cumhuriyetçiler, hatta Demokratlar içinde bile bazı güçler bundan hiç memnun değil. Obama, Ortadoğu politikası açısından zor bir sınav veriyor. Ama Ortadoğu konusunda ABD'deki diğer rakip güçler açısından bakıldığında Obama'nın daha nispeten dengeli bir politika izlediğini görebiliriz, en azından çözüm arayışı içinde olduğunu söyleyebiliriz. Bundan 6 ay önce hem bölge açısından hem dünya açısından Rusya ve ABD arasındaki ilişkiler daha gergindi. Ancak yine de her konuda kapsamlı bir ortaklaşmadan söz edemeyiz.
* Peki Türkiye'nin PYD'ye yönelik "Onlar varsa biz gelmeyiz" yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye, "PYD varsa ben yokum" tavrını iç politikada söylüyor, ancak dış politikada, diplomaside bunu yapamıyor. PYD'nin illa muhalefet güçleri arasında olmak gibi bir iddiası yok. Kurulacak olan masada bir rejim güçleri ve bir de muhalefet güçleri var. PYD'nin konumu 3'üncü güç olarak masada olmak. ABD ve Rusya'nın da PYD'ye yaklaşımı böyle. Türkiye'nin bakışı ile PYD Kürt Hareketi'nin bir parçası ve iç gündemi esas alan bir Türkiye var. Başkanlık meselesine kilitlenen Türkiye, PYD'nin bu güçlü konumundan rahatsız. Çünkü PYD, Türkiye için Kürt Hareketi demek. Dolayısı ile bu mesele öyle görünüyor ki içerdeki milliyetçi retoriğin arttırılması için bir hamle olarak algılanılıyor. AKP, Türkiye'ye başkanlık gelene kadar da hem PYD meselesini hem de Sur'daki Cizre'deki direnişleri araçsal haline getirecek. Ancak, Türkiye'nin bu milliyetçilik retoriği harekete geçirme tavrı PYD'nin IŞİD'le olan mücadelesinde bir gerçeklik duvarına çarpmış durumda.
* Türkiye'nin masada yeri var mı?
Var ama oyun kurucu olarak değil. Bir gözlemci olarak var. Masada, Suudi Arabistan, İran, Türkiye gibi ülkelerin diplomatları olacak. Türkiye'nin Cenevre'de kendisini güçlü olarak gösterme tavrı yanılsama yaratmaktan ibaret. Biraz uluslararası ajansları okuduğunuzda bunu görebiliyorsunuz. 25'indeki görüşmelerin 29'una alınmasının nedeni PYD'nin katılacak olması değil elbette, Türkiye basını öyle lanse etse de durum öyle değil. ABD ve Rusya arasında küçük farklılıklar var. Esad ve Rusya arasında farklılıklar var.
* PYD'nin olmadığı bir Cenevre nasıl olur? Çözüm çıkar mı?
PYD'nin olmadığı bir masa en az 3 ayaklı bir taburenin bir ayağının olmaması gibi olur. Suriye kabaca 3'e bölünmüş durumda. PYD geride bıraktığımız 3 buçuk yıl içinde somut pozisyon sergiledi ve hangi güçlerle savaştığını bütün güçler dünya biliyor. Sahada gerçek bir karşılaşma yaşanıyor. İdlip, Rakka kimin elinde? Uluslararası güçler buna bakıyor. Bu nedenle de PYD'siz bir denklem imkansız. Aklımızı şu yanıltmasın, PYD, PYD ismi ile olmak zorunda değil, böyle bir talebi de yok. Ancak PYD'nin gücü de bu. Bütün algıları yıkabilen bir diplomasi gücü var. Bir Türkmen'le birlikte IŞİD'e karşı savaşabiliyor. Türkiye'de, Kürt ve Alevi bir genelkurmay başkanını karşısına çıkabiliyor mu? Çıkaramıyor. PYD bugün, Süryanileri Türkmenleri arkasına alabiliyor. PYD'nin olduğu yerlerde, can güvenliği var, kadın ve hakları var, bunların hiçbiri diğer bölgelerde yok. PYD büyük bir uluslararası meşruiyete sahip. Şunu kabul edelim Türkiye batının itebileceği bir ülke değil. Bu nedenle de, sürekli Türkiye'ye yönelik "ama"lı cümleler kuruyor. "Şunu yaparız ama bunu yaparız " diye sesleniyorlar. Son olarak da AB ve Amerika Türkiye'ye iç sorunda barış masasına dönün" dedi.
* Batı hem Türkiye'yi gözden çıkarmıyor hem de kontrol etmek istiyor denebilir mi?
Batı dediğimiz şey yekpare değil. Aşırı sağ basınç altındalar. Aşısı sağın güçlendiği bir ortamda Avrupa'nın bir takım demokratik değerleri temsil eden kutup olarak görülmesi zorlaşacak. Fransa'nın iç demokratik teamülleri elbette Türkiye'den daha demokratiktir. İsveç silah sanayini halen sürdürür. Avrupa'nın içerdeki demokratik teamülleri ile dışarıdaki politikası çok uyumlu değildi. Batı, PYD gibi sözüne güvenebileceği bir güçle muhatap olmak istiyor, ama Türkiye de güçlü bir orduya sahip. Türkiye'yi tam olarak kaybetmek istemiyor. PYD'nin IŞİD'le savaşması, Kanada'dan Fransa'ya ve Yeni Zelanda'ya Kürt Hareketi'ne bakışı değiştirdi. Avrupa'nın yöneticileri halkına göre, sağ görüşte olsa da halklar, PYD'yi ve mücadelesini çok iyi anladı, iktidar çevrelerinin büyük bir bölümü de öyle. Kürt Hareketi'ni Türkiye'den daha demokratik bulan bir Avrupalı halk gerçekliği var.
* Cenevre 3'ten beklenen nedir?
En azından ateşkes sağlanması. Korkunç barbarca güçlerin devreden çıkacağı ve diyalog için asgari bir zemin sağlanacak. Bu sağlandığı takdirde halkların sesini duymak daha kolay olacak. Keşke 4 yıl önceki Kofi Annan'ın teklifini ABD hemen kabul etseydi. Bu toplantı barış için çözüm için, uluslararası toplumun asgari çabası. Bunun dışında Suriye'yi bölecek mi? İyi mi olacak? Teorik olarak mümkün olsa bile pratik olarak mümkün mü? Bunların yanıtlanabilmesi için 2 kuşak geçmesi lazım. Suriye'de toplumsal barışı sağlanması bir arada yaşayabilmeleri aynı okula gidebilmeleri aynı camiye gitmeleri çok zor. Birinci kuşak yapmaz, ikinci uşak biraz yapar bunu ancak 3'üncü kuşak yapabilir. Güven arttırıcı önlemler gerekir. Ateşkes halkların da konuşmasına zemin sunacak. Artık o masadakiler birbirine silah doğrultmayacaklar ama birlikte başkasına silah doğrultacaklar. IŞİD ve El Nusra'ya karşı savaşacaklar. Peki Türkiye de tıpkı PYD gibi IŞİD'e karşı savaşacak mı? Savaştığında bunun bedelini ödeyecek mi? Bunun bedelini Esad ödüyor, diğerleri ödeyecek mi? Rojava statüsünü istiyor net bir talebi var, o masaya oturduğunda da bu gerçeklemiş anlamına geliyor. Ayrıntıları da müzakereler de konuşulur.
* Cenevre 3'ün sonucu ne olacak sizce?
Suriye özelinde bir barbarlık çağından geçiriyoruz. Barbarlık ve evrensel değerler arasında bir çatışmanın sonucu Cenevre 3 kuruluyor. Görüşmeler sonucunda Birleşmiş Milletler (BM) özel temsilcisinin açıklama yapacağını ve önümüzdeki günlerde bir ateşkes takviminin başlayacağını açıklayacak muhtemelen. Bu sürecin anlamı da bu IŞİD ve El Nusra ile kim mücadele edecek? İşte orada bu nedenle çok önemli. Bu statüleri temsil eden güçlerin (IŞİD'e karşı mücadele edecek güçlerin) uluslararası askeri yardımları da başka türlü formüle edilecek. Burada BM masasına oturtan bir güçten söz ediyoruz. Artık, bazı şeyler geçiştirilemez.
(diha)

