Ali Ekber PEKŞEN

İnsan, canlı bir organizma ve düşünen bir varlıktır. Diğer canlılardan ayrılan en temel özelliği, düşünme yeteneğidir. Evrimleşme süresince dilini öğrenir, konuşmaya başlar, çevresinde var olan canlı ve cansız varlıkları tanır, adlandırır, kavramlarla ifade eder, kavramsal düşünür. Olay ve olguları, somut nesneler ve olaylarla örneklemeyle sınırlamayıp, soyut düşüncenin ürünü olan genel ve kapsayıcı ifadelerle anlatır.  Analizler yapar. Yeni fikirler geliştirir. Problemlere çözümler üretir.  Becerileri ve soyutlama yeteneği, karmaşık problemlerle karşılaştığında farklı çözüm yollarını araştırmaya yönlendirir.

İnsan düşünür ve düşünceleri doğrultusunda hayata dair ideallerini, perspektifini, hayat algısını, hayallerinin ürünü olabilecekleri savunur. Edindiği bilgileri sentezleyerek, görüş ve düşüncelerini ifade eder, hayallerinin, ideallerinin hayat bulması için çabalar.

Bu çabalar doğumla başlar. İlk çocukluk dönemiyle birlikte ideallerinin peşinde koşarken, karşılaştığı problemlerle mücadele ederken, yeni projeler üretirken özgüvenini kaybetmemesi gerekir. İnsanın özgüven sorunu yaşamadan yol alması büyük ölçüde, bilgilerinin sağlamlığına bağlıdır. Sağlam bilgilerin en temel özelliği bilimsel olmalarıdır. Hayatı bilimsel bilgilerle  değerlendirir, yol gösterici fikirler üretir ve çevresiyle paylaşır.

Bu paylaşımlar, bir bakıma bireyin çevresiyle iletişimidir. Genellikle sözlü olarak kurulan bu iletişim sırasında, fikir alışverişinde bulunur. İletişimin kalitesi, yaşananlarla ilgili görüş, düşüncelerini açık ve anlaşılır şekilde ifade etmesine bağlıdır. Eğitim hayatıyla, yazılı anlatım becerileri iletişimin bir başka ayağını oluşturur. Bireyin iletişim becerisi, bir bakıma çevresiyle uyumlu hayat sürdürmesinin zeminini hazırlar. Bunu başarmanın anahtarı ise dinlediğini, okuduğunu anlaması, sözlü ve yazılı anlatım becerilerinin yeterli düzeyde gelişmişliğidir.

Bunu sağlayacak olan eğitim ve öğretimin temel amaçlarından birisi de; düşüncelerini sınırlamaksızın açıklayan dünya yurttaşı bireyler yetişmesine aracılık etmektir. Bu birey, eleştiriye açık, özeleştiri yapabilir, hayata dair olan biten yaşanmışlıkları, bilimsel bilgilerle değerlendirebilir. Olay ve olgular arasındaki ilişkileri neden-sonuç ilişkisiyle ve verilere dayalı açıklar. Bilgilerini, yeni öğrenmelerin aracı olarak kullanır ve yeni bilgiler edinir. Yaratıcılığının ürünü fikirlere imza atar. Olaylar ve varlıklarla ilgili gözlemler yapar, ulaştığı bilgileri kaydeder, açık ve anlaşılır şekilde paylaşır.

Bu özelliklere haiz bireyler yetiştirmeyi amaçlayan eğitim sistemi, tüm toplum kesimi temsilcilerinin katılımı ve akademisyenlerin koordinasyonuyla ve yerel esneklikleri dikkate alarak yapılandırılmalıdır. Merkezi-tekçi devletin müesses nizamın koruyucusu ve kollayıcısı insan yetiştirme amacıyla tasarladığı eğitim sistemi bu amaca hizmet etmekten uzaktır. Geleneksel çocuk yetiştirme anlayışının müdahaleci ve güvenlik esaslı işleyişi de, merkezi-tekçi anlayışa uygundur. Devletin eğitim anlayışı, ailenin çocuk yetiştirme alışkanlığıyla örtüşmekte, birey doğumdan itibaren otorite ve kutsallarla kuşatılmaktadır.

Tek tip insan yetiştirme faaliyeti olarak tanımlanacak bu işleyiş, eğitim sistemini sınav merkezli ezberci uygulamalara bağımlı kılmaktadır. Bu doğrultudaki uygulamalar, analitik düşünmeyi engellemekte ve bireyin yaratıcılığına ket vurmaktadır. Merkezi-tekçi anlayışla düzenlenen, geleneksel çocuk yetiştirme anlayışıyla desteklenen bu sistem değiştirilmediği sürece, bu sorun çözülemez. Bu anlayış, otoriteye ve kutsallara bağımlı, sınırları zorlamayan, bilineni tekrarlayan insanlar yetiştirmeye devam eder.

Tek tip insan yetiştirme amaçlı işleyen eğitim sisteminin ürünü bireylerin ekseriyeti otoriteye tabidir. Kutsallarla ilgili ön kabulleri vardır. Sınırları çizilmiş çerçeveler içinde hareket etmekten rahatsızlık duymazlar. Yasakları sorgulamazlar, neden yasak sorusu yerine, uymayı tercih ederler. Merkezi aklın kutsallarını sorgulamaz, kabul ederler.

Bu anlayış ailede, yakın çevrede, okulda ve genel yönetsel uygulamalarda hayat bulunca, ebeveynler, kanaat önderi olarak bilinenler, öğretmenler, devlet örgütünün görevlileri, otoritenin temsilcileri olarak insan hayatına yön veren sorumluluk sahibi kişilerdir. Otorite kazanılmış ya da verilmiş olarak işlemeye başlayınca evde, sokakta, okulda, yönetim faaliyetinde “yaptırma”, “yasak getirme”, “müdahale etme” gibi hakları da temsilciye verir. Bu anlayış, otokratik yönetimin sürekliliğine hizmet eder.

Bilginin otorite ve değişmez doğru olduğu ve olduğu gibi sunulması gerektiği ön kabulüne göre düzenlenen sınav merkezli eğitim işleyişi, ağırlıklı olarak ezber yöntemine tabidir. Bilinenlerin tekrarından ibaret olan ve ezbere dayanan bu sistemin ifade edilen amacı, başarıyı tespit gibi görülse de, asıl amaç otoriteyi kayıtsız koşulsuz kabullenen bireyler yetişmesine aracılık etmektir.