İki binli yılların başında Mersin Felsefe Günlerine katılmıştım. Bu oturumlarda çok değerli felsefecilerimiz konuşmalar yapmıştı.  Afşar Timuçin, Önay Sözer, Bedia Akarsu, Taylan Altuğ, Sinan Özbek ve de Uluğ Nutku. Çok kıymetli ve öğretici geçen sunumlardı. Birkaç yıl daha devam etti.

 Bu felsefecilerin bende tesirleri devam etti. Bir aşı gibi, bazen tutar bazen de fayda sağlamaz. Her şey orada kalır ve biter. Felsefe okumalarının bir özelliği şu; okudukça hep farkı metinlere ve felsefelere kapı açıyor.

 Bu oturumda bir felsefe öğretmeni kadın söz alarak konuşma yaptı. Sunumu Taylan Altuğ yapıyordu. Felsefe öğretmeni kendisi ile ilgili çok ideal tablolar çizdi. En başarılı öğretmen, en iyi eş, çok verici bir anne...Kadının sözü bitince, Taylan Hoca, kadının hiç beklemediği bir cevap verdi.

“Senin gibi insanların olmaması gerek.” dedi.

 

Taylan Altuğ

“Felsefenin böyle ideal yaşamlarda yapılamayacağını, sorgulamanın olması gerektiğini.” söyledi.

Tam da o günlerde Irvın D. Yalom’un “Nietzsche Ağladığında” kitabını okumuştum. Taylan Altuğ’un ne demek istediğini anlamıştım ve taşlar yerine oturuyordu. Felsefe bilim değildi. Din hiç değildi.

Bilgi nedir? Doğru bilgiye nasıl ulaşırız?

İyi nedir? Doğru davranış nasıl olmalıdır?

Devlet nedir?

Bunlar felsefenin aradığı soruların başında geliyor.

Irvın D. Yalom, Nietzsche Ağladığında kitabında problematik bir durumu anlatır. Hasta Nietzsche, doktor ise Josef Breuer’dır. Nietzsche’ye tedavi seansları başladığından bir süre sonra kimin hasta, kimin doktor olduğu değişir. Doktor Josef Breuer, çok ideal olan hayatının sorunlar içinde olduğunu Nietzsche’ye hissettirir.

Felsefenin en önemli filozofu Sokrates 2400 yıl önce “Sorgulanmayan yaşam yaşamaya değmez.” demişti.  Felsefe tarihini bilmeyen, bütün felsefe düşüncelerin dünyasında gezmeyen kişinin felsefe yapması mümkün değildir. Bilgelikle, filozof arasındaki fark buradadır.

Filozofların düşüncelerini bilmek için en önemli adım, temel eserlerini okumaktır. Bazen bunu aşmak, anlamak zor olabilir. O zaman filozofların temel eserleri üzerine derinlikli çalışmalar yapmış felsefecilerin kitaplarından faydalanmak gerekir. Onlar daha anlaşılır bir dille anlatmaya çalışırlar.

Spinoza’nın “Etika” kitabını ilk okuyuşta anlamak zor olabilir. Solmaz Zelyut, Cemal Bali Akal, Çetin Balanuye, Eylem Cansalan’ın Spinoza üzerine yazdıkları kitapları okumak öncesinden daha anlaşılır olacaktır. Felsefe, siyasetle de ilgilenir. Uluğ Nutku Hoca’nın bir sözü felsefenin ne kadar anlamlı bir uğraş olduğunu gösterir.

Prof. Dr. Uluğ Nutku

“ABD‘nin İran’ı tehdit etmesinin görünürdeki ilk nedeni Hazar bölgesine nüfuzdur; ardındaki neden Orta Asya devletlerini baskı altına almak (Afganistan zaten işgal altında, Pakistan kucağa oturmuş) asıl neden de “bakir” Moğolistan‘ı “mamur” bir eyalet haline getirip Çin Seddi’ne dayanmaktır. Bu “dolaylı yaklaşım” projesi şimdiye kadar eşine rastlanmamış büyüklükte ve uzun vadelidir. Mevcut koşullarda başarılı olması olasılığı küçümsenemez.” Uluğ Nutku, bu tespiti 2009 yılında Baykuş dergisinde yazmış.

Türkiye’de bir kişi anlamı konuşmaya başlayınca birkaç sözle kısa kes manasında; “felsefe yapma, caz yapma, edebiyat yapma”

Maalesef bu üç şeyi de yapmak çok zordur...

Afşar Timuçin

Felsefe yapabilmek için önce felsefe kavramlarını oluşturmak gerekir. Felsefe, dille yapılır. Bedia Akarsu, Felsefe Terimleri Sözlüğü ile önemli bir çalışma yapmıştır.

Afşar Timuçin, “Felsefe Bir Sevinçtir” kitabıyla felsefenin ne kadar bilgimiz ve düşünmemiz artınca mutluluk getireceğini söyler.

Cazdan da edebiyattan da felsefeden de uzak kalmadan hayatı yaşamak güzel...