Ali Ekber Pekşen
Eğitim kurumlarında cinayete varan yaşanmışlıkların ele alınış biçimine bakıldığında, meselenin anlık bir öfke ya da psikolojik rahatsızlıklara dayalı agresif bir bireysel saldırı veya ihmalkâr ebeveynlerin istenen hassasiyeti göstermemesinin sonucu ortaya çıkmış olabileceği gündeme geldi. Bunun yanı sıra, öğretmenlerin, okul rehberlik servislerinin ve okul yönetimlerinin görevlerinin gereği tanımlı işleri, gerektiği gibi yapmamalarının ya da eksik yapmalarının sonucunda ortaya çıkabilecek bir durum olduğu yolunda kamuoyunun ikna edilmesine yönelik telkinler ön plana çıktı.
Oysa mesele bu kadar basit ve belirli adresleri sorumlu kılarak geçiştirilemeyecek kadar vahimdir. Sistemin bütünü sorgulanmadan ve olumsuzlukların nedeni olabilecek sistemin derinliklerinde gizli gerçeklerle yüzleşmeden, istenmez elbette ama, buna benzer durum farklı zaman ve zeminlerde ortaya çıkabilir.
Eğitim kurumlarında yaşanan olayların birden çok belirleyeni, etkileyeni, teşvik edeni vardır. Bunların başında, eğitim sisteminin bütünü içinde o kademe eğitim kurumunun yapması gereken tanımlı işler vardır. Tanımlı işler; devletin, yani kurucu irade olarak vücut bulan siyasi devlet anlayışının ürünüdür. Ulus devletlerin ekseriyetle temel önceliği, devletin kuruluş amaçlarının sürekliliğini sağlayacak insan unsurunun yetiştirilmesidir. Bu amaç doğrultusunda eğitim sisteminden beklentileri vardır. Bu beklentilerin gerçekleştirilmesi için sistemin görev ve yükümlülükleri merkezden tanımlanmaktadır.
Merkezi devletlerde eğitim sisteminin tanımlı yükümlülükleri, sistemin genel amaçlarıyla ifade edilir. Amaçların gerçekleştirilmesine yönelik kurgulanan eğitim kademelerinin yapacakları faaliyetleri kapsayan programlar merkezden düzenlenir. Devlet, eğitim sisteminin hemen her kademesinde yapılacak işleri, görev olarak tanımlar. Kurumların merkezi yapı tarafından tanımlanan görevleriyle ilgili tüm faaliyetleri de, merkezi denetime tabidir. Hemen her kademe eğitim kurumunun amaçlarının ve faaliyetlerinin neler olduğunu doğru okumak için, bu büyük fotoğraftaki kayıtlara bakılmalıdır.
Siyaset Bilimi kaynakları, ulus devletlerin kurumsallaşmalarıyla birlikte, güvenlik meselesinin ön plana çıktığını ve özellikle “milli güvenlik” diye adlandırılan politikaların işleyişte belirleyici olduğunu belirtir. Milli güvenlik esaslı politikalarda öncelik, birlik ve bütünlüğü sağlamak üzere kurgulanır. İşleyiş, halkın refahını, gelir dağılımında adaleti, eğitim ve sağlık hizmetlerinde insan haklarının temele alınması yerine, vatanın ve milletin birliği ve bütünlüğü etrafında şekillenmektedir.
Güvenliği devletin varlık sebebi olarak gören tekçi anlayış, sürekli kendisini koruma refleksiyle hareket etmekte ve tüm düzenlemeleri tek taraflı olarak belirlemektedir. Bu düzenlemelerde sistemin önceliği insana hizmet değil, devletin bekası ve sürekliliğinin sağlanmasıdır. Bu anlayış, insanı devlete hizmet amaçlı tanımlı işleri yapmakla görevli kılmaktadır. Bu amaçla düzenlenen eğitim sistemi de, özgürlüğü güvenlikte arayan devlet düsturuna uygun görevleri yerine getirmek üzere kurgulanmaktadır.
Bu kurguya göre işleyen eğitim sisteminin önceliği, bireyin yaratıcı yeteneklerinin geliştirilmesi değil, devletin varlık nedeni olarak gördüğü meselelere yönelik faaliyetler olmaktadır. Bu faaliyetler bireyi ikinci plana itmektedir. Eğitim sisteminin temel ögesi öğretmeni, merkezden belirlenen tanımlı işleri yapmaya mecbur etmekte ve bir bakıma etkisiz eleman konumuna düşürmektedir. Öğretmenin inisiyatif almasını engelleyen bu işleyiş, öğrenciyi yalnız ve yalnız kayıtlı bilgileri tekrardan ibaret bir mekanik işleyişe mecbur etmektedir. Hemen her eğitim kademesinin sonunda yapılan sınavlar, başarının ve üst eğitim kurumuna geçişin tek belirleyeni olduğundan, sınavlar eğitim kurumunun temel amacı olarak kabul görmektedir.
Eğitim sisteminde sınavlar elbette olmalıdır. Öğrencinin akademik başarısının değerlendirilmesi ve üst okullara geçişte sınav sonuçları etkili olmalıdır. Ancak, başarının tespiti ve üst okullara geçiş sisteminin tek belirleyeni sınavlar olmamalıdır. Sınav sonuçlarına göre ele edilen veriler, sistemin yeniden yapılandırılma sürecinin yol göstereni olarak ele alınmalıdır.
Eğitimde temel amaç, bireyin yeteneklerinin en üst düzeyde gelişmesine yönelik faaliyetler bütünü olmalıdır. Eğitim sistemi bu amaç etrafında yapılandırılmalıdır. Bu amaçla yapılacaklara, kurgu aşamasından itibaren, sistemin tarafı olan tüm paydaşları katılmalıdır. Hemen her görüş ve düşünce demokratik meclisler yoluyla temsil edilmelidir. Kararlar mutabakatla alınmalı ve karar mercii mutabakata bağlı kalmalıdır.
Eğitim dinamik bir süreçtir. Gelişen ve değişen koşulları, teknolojideki gelişmeleri dikkate alacak biçimde esnek bir yapıya sahip olmalı ve bilimsel bilgilere göre düzenlenmelidir. Amaç bireyin özgürlüğü ve kendisini ifade edebilmesidir. Bu özgürlüğe engel teşkil edecek dogmatik bilgi kalıpları, değişmez doğrular ve kutsallarla eğitim sistemi sınırlandırılmamalıdır.