Elbet Gün Ağarır Anne(1)

Müslüm Üzülmez

25-12-2021 11:35

Nereye gitsem ardım sıra hüzün gelir

İçimde kor olmuş anılar alevlenir

12 Eylül 1980: Yıkım ve yenilginin başlangıcı, milâdıdır. Askeri darbe o kadar şiddetliydi ki etkisi hâlâ sürmekte. Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevi ise 12 Eylül’ün vücut bulmuş halidir; zamanında dünyada nam salmış en kötü on cezaevinden biriydi. En kötü olduğu döneminde aynı düşünceyi paylaştığım birçok yol arkadaşlarımla birlikte ben de kaldım bu uğursuz mekânda. Bu nedenle 5 Nolu Cezaevi’ni çok iyi bilirim. Yıllar önce yazdığım bir yazımda (11 Aralık 2011): Cezaevinde “her şey insan ruhuna acı veriyordu; duyulan her ses, görülen her görüntü insan ruhunun derinliklerinde derin yaralar açıyordu. Cesaretin, onurun ve insanlığın sınandığı yerdi; burada onuru korumak vahşetin sıcaklığını göze alarak direnişlerde cehennemi yaşamak, kabullenmek ise ruhen ölmek demekti. Zindan içinde zindan olan bu zindanın görüş kabininde bir tutuklunun kendi anasına; ‘Ana! Esas duruşa geç!’ demesinden daha yalın bir ifade var mıdır acaba o günleri esastan anlatan?” diye yazmıştım. Evet, bir tutuklu görüş kabininde annesine “Ana! Esas duruşa geç!” diyebiliyorsa, olanları anlatmaya kelimeler artık kifayetsiz kalır.

12 Eylül’ün hukuku rafa kaldırdığı günlerde sadece insanlar kötülüğün gazabına maruz kalmadı, toplumun hafızası da talan edildi. Korkunun egemen oluşundan, polis baskısından, aramalardan, gözaltı ve tutuklamalardan özel arşivlerimiz, kitaplarımız, defterlerimiz, bildirilerimiz, afişlerimiz, fotoğraflarımız da fazlasıyla nasibini aldı ve yok oldu. Ya polis/asker el koydu ya da ailelerimiz polisin/askerin eline geçmesin diye yaktı, yok etti. Geçmişe ait bellek, hafıza böylece fiziksel olarak tarumar oldu. Bu bağlamda yazılanlar bu nedenle çok önemlidir; anılar geçmişin birer tanığıdır çünkü.

Günler farkında olmadan su gibi akıp hızla geçiyor. Dün mücadeleye birlikte başladığımız arkadaşlarımız yaş itibariyle en genç olanı bugün artık 60’ın üstünde; bazılarımız için yaz bitti sonbahar başladı, bazılarımız da kışa girdi. Kaçınılmaz olan yaprak dökümü de başladı, kimin kimden önce yaşama veda edeceğini bilmiyoruz. Bu nedenle, tarihin tanıkları olan bizler vakit tamam olmadan yaşadıklarımızın, anılarımızın öte yakaya gidişimizle bizlerle birlikte kara toprağın derin sonsuz sessizliğinde yok olmasını istemiyorsak yazmalıyız, mutlaka. “Ölümden sonra kat ettiğimiz bu yolda zaman gelecek izlerimiz silinip gidecek.” Mustafa Dağcı, Elbet Gün Ağarır Anne kitabını yazarak anılarını yok olmaktan kurtardığı gibi, devletin sicil kaydına da çok önemli bir sayfa eklemiş bulunmaktadır. Arkadaşımı kutluyorum. Tevazu göstererek kitabını imzalayıp göndermesi nedeniyle de teşekkürlerimi gönderiyorum.

Elbet Gün Ağarır Anne iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüm, “Deli Haco ve Oğlu” başlığı altında Halep’ten Diyarbakır’a uzanan uzun çarpıcı bir hikâyeyi barındırıyor. Kalabalık bir ailenin göçlerle, zorlu yaşam mücadelesiyle geçen yıllarından sonra bambaşka bir öykü başlıyor. İkinci bölümde yerini alan bu öykü, Türkiye’nin yakın tarihinin en kara döneminin kapısında başlayan kapkara, tümüyle gerçek bir öyküdür: Mustafa Dağcı’nın Antep’ten gelip Diyarbakır’da Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaydını yaptırmasıyla birlikte kendini politik hareketlerin içinde bulması, politikleşmesi ve ilerici gençlik örgütlenmesinin önemli kadrolarından biri olması sürecini, ardından da tutuklu yeni mezun bir doktor olarak 1982-1986 yılları arasında, dünyanın utanç yerlerinden biri olan Diyarbakır Cezaevi’nde yaşadıkları ve sonrasında özgürlüğüne kavuşması anlatılmaktadır.

Dağcı, Elbet Gün Ağarır Anne’nin bir anı kitabı olmadığını; “anıların hikâyeleştirilmesi” olduğunu belirtiyor ve ardından da, “Geçmişi değiştirmek mümkün olmadığına göre, hissemize hatırlamak kalıyor. Hatırladıklarımı da en objektif ve o günkü haliyle kaleme almaya çalıştım” diyor. (s.7.) Anılar hikâyeleştirilince anlatımda böylece risk taşımadan serbest bir anlatım gerçekleşmiş.

Dağcı, kitabında duyarlılığı olan her yazarın kendiliğinden yaptığı şeyi yapmış; yüreğinden geçenleri yazmış: Annesi Haco’yu merkeze alarak, güzel bir kurgu ve anlatımla yaşadıklarını, tanık olduğu olayları, yeri geldiğinde de mizah ve ironinin hakkını vererek edebi bir anlatımla roman türü diyebileceğim bir tarzda kitabını kaleme almış: Gözlem ve tespitlerin adil ve genellikle doğru olduğunu düşünüyorum.

Kitabın güzel yanlarından biri de Dağcı’nın, kitabında geçmişte kendisine yöneltilen eleştirilere karşı naif bir üslupla savunusunu yapmayı tercih etmesi ve geçmişte yaşanan siyasi tartışmalara, örgütsel sorunlara ve olup bitenlere değinmemiş olmasıdır. İyi de etmiş, bence. Bunların artık bir anlamının kalmadığını düşünüyorum. Zaten geçmişte içinde yer aldığımız politik hareketin, Türkiye Komünist Partisi’nin bugün küllerinden başka geriye bir şey kalmadı. Sadece düşlediğimiz yarınlar için verdiğimiz coşkulu ve umut dolu mücadelemizden geriye sömürü, baskı ve yoksulluğa, Kürt halkının hak gaspına karşı ve ana dilde eğitim hakkı için başkaldırımızın onurlu silinmez anıları ve bu mücadelede birlikte olduğumuz arkadaşlardan, yoldaşlardan bazılarıyla güzel dostluklar kaldı. Geçmişte yaşanan kırıcı tartışmaların artık ne bir önemi ne de yararı var. Bunlardan daha önemli, güzel ve gerekli olanı, var olan dostlukları insani temelde devam ettirmektir: Arkadaşlar arasında yakınlığı belirleyen şey zaman ve mekân, görüş ve görünüş değildir; karakter olduğuna inanırım.

Günlerin ağarması, adil bir dünyanın inşası, geleceğin geçmişten daha iyi olabilmesi ancak geçmişte yaşananları unutmamakla olur. Haco (Hatice) gibi hayatın ağır yükü altında yıkılmadan sabırla yürüyen hünerli ve direngen tüm annelere, Diyarbakır surlarına vuran güneş ışığının aydınlığında yeni bir yaşam biçimi düşleyenlere selam olsun!

(*) Mustafa Dağcı, Elbet Gün Ağarır Anne, Vapur Kitap, Ekim 2021, İstanbul, 258 sayfa.

 

Müslüm Üzülmez

DİĞER YAZILARI Şaraptan Çok Düşünceler Sarhoş Eder İnsanı 01-01-1970 03:00 Bir Dosta Seslenişim 01-01-1970 03:00 Bir Yolculukla Başlayan Hazin Bir Aşk: DOLUNAY 01-01-1970 03:00 Bilim İnsanımız Şehmus Güzel'i Kaybettik 01-01-1970 03:00 Kaçan Zamanı Kuyruğundan Yakalamak 01-01-1970 03:00 Ergani Spor’un Başarısı Ergani’nin Başarısı Olacaktır 01-01-1970 03:00 Engels Marx’a Rüyamda Ne Anlatıyordu? 01-01-1970 03:00 Zengin Kesesindekini Derviş Gönlündekini Verir 01-01-1970 03:00 Her Düşüşte Direnerek Yerden Kalkıştır Yaşamak 01-01-1970 03:00 Teknolojik Devrim, Değişim ve Örgütler 01-01-1970 03:00 İnsanca Yaşama Bir Çağrı: Genetik Öfke 01-01-1970 03:00 Cep Telefonları Tespihlerin Pabucunu Dama mı Atıyor? 01-01-1970 03:00 Sömürgecilik ve Shakespeare’in Fırtına’sı 01-01-1970 03:00 Rüya, Rüya Yorumlama, Rüyam 01-01-1970 03:00 Rüyam ve “Mühendislik Felsefesi” 01-01-1970 03:00 Kör Talih, Lâl Tarih ve İki Mesaj 01-01-1970 03:00 Tarih ve Beklenen Öcalan Çağrısı  01-01-1970 03:00 Hegel Niçin Dil Konusunda Leibniz’i Eleştirir? 01-01-1970 03:00 Herkes Kendi Hayatının Yükünü Taşır 01-01-1970 03:00 “Toplam Kalite ve Süreç Yönetimi”ne Dair 01-01-1970 03:00 “Jiyana Nîvkuştiyan” 01-01-1970 03:00 Beşir Doğan Yoldaşımın Anısına… 01-01-1970 03:00 Hoşot (Dicle) Anıları ve Önemli Bir Öneri 01-01-1970 03:00 “Felsefe ve Matematiğin Yoldaşlığı” Yazıma Gelen Yorumlar 01-01-1970 03:00 “Yaşam-Jiyan” Resim Sergisine Dair 01-01-1970 03:00 Güzel İnsan Kamil Sümbül’ün Ardından 01-01-1970 03:00 Hafız, İskân Azizoğlu ve Bir Fotoğraf 01-01-1970 03:00 Bir Çevirmen, Bir Kitap ve... 01-01-1970 03:00 Hafız, Nişo ve Kavalın Büyülü Gücü 01-01-1970 03:00 Eğitim Aykırı İnsanlar Yetiştirmeli 01-01-1970 03:00 Genç Bir Yazarımız: Neçirvan Bozkaplan 01-01-1970 03:00 HOROZLAR NEDEN ÖTÜYOR? 01-01-1970 03:00 Batman’dan Kızıl Bir Yıldız Kaydı 01-01-1970 03:00 Ses Evreninde Efsunlu Bir Rum Kızı: EFTALYA 01-01-1970 03:00 “Endişesiz Bir Ülke, Endişesiz Bir Dünya İçin...”(2) 01-01-1970 03:00 “Endişesiz Bir Ülke, Endişesiz Bir Dünya İçin…”(1) 01-01-1970 03:00 Dengbêj Gulo’nun Ardından Kılamlar Yetim Kaldı! 01-01-1970 03:00 Dengbêj Zifqarê Gulo’nun Ardından... 01-01-1970 03:00 4. Çermik Kitap Fuarı İzlenimlerim 01-01-1970 03:00 Bazı Şeyler Maalesef Unutulmuyor 01-01-1970 03:00 “Yok Sessizlikten Başka Sesimiz” 01-01-1970 03:00 “Yeraltı Edebiyatı”na Dair Aldığım Yazılar -3 01-01-1970 03:00 “Yeraltı Edebiyatı”na Dair Aldığım Yazılar -2 01-01-1970 03:00 “Devlet Aklı İnsan Merkezli Olmalı” 01-01-1970 03:00 “Yeraltı Edebiyatı”na Dair Aldığım Yazılar-1 01-01-1970 03:00 Öfkelilerin Öfkesi: “Yeraltı Edebiyatı” 01-01-1970 03:00 “Olası Bir Dicle Romanına Katkı” ve Hafız’ın Sözsüz Ezgileri 01-01-1970 03:00 Bazı İnsanlar Neden Daha Başarılı Olur? 01-01-1970 03:00 Bilgisayarla tanışmam ve “kâinatın hâkimleri” 01-01-1970 03:00 Belalı Sevdalımız: MAKİNELER 01-01-1970 03:00 “Kara Yara”nın Romanı: Önce Kuşlar Öldü 01-01-1970 03:00 “Hafız Zülfo’nun Kavalı Ergani İstasyonunu İnletiyordu” 01-01-1970 03:00 Geçmişe Bir Yolculuk ve Bir Demet Şiir 01-01-1970 03:00 Recep Maraşlı’nın Kitabı: Pasolini’nin Filmi ve Diyarbakır 5 No’lu 01-01-1970 03:00 Teknolojik İşsizlik ve Gelecek Korkusu 01-01-1970 03:00 Ütopya, Distopya ve “Çalışılmayan Bir Dünya” Müslüm Üzülmez 01-01-1970 03:00 Büyük Güçlerin Yükseliş ve Çöküşleri Üzerine 01-01-1970 03:00 Gül, Gulan, Anam 01-01-1970 03:00 Bir Fotoğraf Bazen Çok Şey Anlatır 01-01-1970 03:00 Fersûde [فرسوده]/ Erganili Mesud [ارغنيلى مسعود] 01-01-1970 03:00 Demokratik Tartışma Kültürü Üzerine 01-01-1970 03:00 Ukrayna-Rusya Savaşından Çıkardığım Bir Sonuç 01-01-1970 03:00 Kötülük ve Pislikler Çoğunlukla Kutsallık Adına Yapılır 01-01-1970 03:00 Tez ve Antitez Değiştiyse, Sentez de Değişmek Zorundadır 01-01-1970 03:00 Strateji, Gelecek, Kavramsal Tohumlar 01-01-1970 03:00 “Büyük Dönüşüm”, Korona, Geleceğimiz 01-01-1970 03:00 Cemal Süreya’nın Kanayan Yarası 01-01-1970 03:00 Mezopotamya ve Coğrafya Kaderdir Kitabı 01-01-1970 03:00 “Bêje çiyayêreş, ceylanı nasıl yem ettin kurda” 01-01-1970 03:00 Düşünmenin Düşünülmesi 01-01-1970 03:00 Kardeşime Gece Gelen Şiir 01-01-1970 03:00 Brzezinski’nin Ölümünün Hatırlattıkları 01-01-1970 03:00 Arzu Hayatın Kayıtsızlık Ölümün Belirtisidir 01-01-1970 03:00 Erganililer Kültür ve Dayanışma Derneği’nin Kongresinden İzlenimler 01-01-1970 03:00 Bedros Dağlıyan ve Dengbêjin Gölgesinde Taş Meselleri 01-01-1970 03:00 ÇERMİK HALKINA SAYGI İLE DUYURULUR, 01-01-1970 03:00 Kapitalizmin Mutasyonu, Yenilgimiz ve Yeniden Düşünmek 01-01-1970 03:00 Çaresizliğin Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Kumar, Dostoyevski ve Babam 01-01-1970 03:00 Sıradan Küçük İnsanlar… 01-01-1970 03:00 TÖS İle İlgili Arşivimde Bulunan Bir Fotoğraf 01-01-1970 03:00 Ergani’deki “Taş Mektep” ve Diyarbekir Eğitim Tarihi 01-01-1970 03:00 Bir İstihbaratçının Kaleminden Mezopotamya’nın İşgali 01-01-1970 03:00 Duygularım, Petersburg ve Dostoyevski’nin Acısı 01-01-1970 03:00 Çermik Dağlarında Gezer Bir Devrimci 01-01-1970 03:00 MUSTAFA SUPHİ Karanlıktan Aydınlığa 01-01-1970 03:00 Mavi Çarşaflar Altında Saklanan Acılar 01-01-1970 03:00 Yanlış Hesap Davos’tan Döndü Gibi 01-01-1970 03:00 Dicle İlk Öğretmen Okulu İle İlgili Aldığım Bir Yazı 01-01-1970 03:00 Dostum Misbah Hicri’nin ardından… 01-01-1970 03:00 Şiir Okuyan Garip Bir Adam 01-01-1970 03:00 Dönemin Marazi Belirtileri 01-01-1970 03:00 Hiçbir Şey Gerçekler Kadar Acı Değildir 01-01-1970 03:00 Bölünme ve “Bölünmenin Acısı” (II) 01-01-1970 03:00 Bölünme ve “Bölünmenin Acısı” (I) 01-01-1970 03:00 Evlerde Yapılan Rakılara Rakı Diyebilir miyiz? 01-01-1970 03:00 Bir Kitap ve Bir Mekân: GÖBEKLİ TEPE 01-01-1970 03:00 Bilimin Seyri, Paradigmalar ve COVID-19 01-01-1970 03:00 'Sosyal Mesafe' mi, 'Fiziksel Mesafe' mi? 01-01-1970 03:00 Kara Bulutlar Tepemizde Dolanıyor 01-01-1970 03:00 Kahveler Tek Başına İçildiği İçin Tadı Yok 01-01-1970 03:00 Şairimiz Vecdi Subaşı’yı Yitirdik 01-01-1970 03:00 Kavalından Çıkan Sesle Bütünleşen Kavalcı:HAFIZ ZÜLFİ YOKUŞ(1) 01-01-1970 03:00 Kavalcı Hafız Zülfi Yokuş’la İlgili Bir Düzeltme 01-01-1970 03:00 Harika Bir İnsan Hakkında Harika Bir Kitap: Karanlıktaki Işık YILMAZ GÜNEY 01-01-1970 03:00 Çiçek Kar Altında Yeşerir 01-01-1970 03:00 Şampanya İçerek Yaşamdan Ölüme Geçen Ölümsüz:Anton Çehov 01-01-1970 03:00 Bülbülün Kanıdır Güle Rengini Veren 01-01-1970 03:00 Gömülü Şamdan ve Satranç 01-01-1970 03:00 “Savaş ve Amerikan Ekonomisi” 01-01-1970 03:00 Önce Beyazken Sonra Neden Kırmızı Oldu Gül? 01-01-1970 03:00 İngiltere’nin Kürt Politikası (1918-1932) 01-01-1970 03:00 Bilimkurgu Sadece Bilimkurgu Değildir 01-01-1970 03:00 İyi Kötü, Güzel Çirkin… 01-01-1970 03:00 Akıllı Teknolojik Cihazlarla Birlikteliğimiz? (II) 01-01-1970 03:00 Akıllı Teknolojik Cihazlarla Birlikteliğimiz? (I) 01-01-1970 03:00 Ben Sevgili Dayımı Türkiye Önemli Bir Değerini Yitirdi 01-01-1970 03:00 Bahar, Gül ve Bir Mayıs 01-01-1970 03:00 Her Dönemin Kendine Göre Bir Parmak İzi Olur-2 01-01-1970 03:00 Her Dönemin Kendine Göre Bir Parmak İzi Olur-1 01-01-1970 03:00 Akıllı Makinelere Hapsedilmiş Bir Gelecek 01-01-1970 03:00 Yapay Zekâya Kai-Fu Lee’nın Yaklaşımı-2 01-01-1970 03:00 Yapay ZekâyaKai-FuLee’nın Yaklaşımı-1 01-01-1970 03:00 Mezopotamya ve Coğrafya Kaderdir Kitabı 01-01-1970 03:00 Amerikan Soğanı ve Soğanın Marifetleri 01-01-1970 03:00 İki Dosttan İki Kitap – Müslüm Üzülmez 01-01-1970 03:00 Bazı şeyleri unutmamak için yazmak Lazım 01-01-1970 03:00 “İdama Yürüyen Adam” 01-01-1970 03:00 “Arkamdan kimse ağlamasın” 01-01-1970 03:00 Karanlıkta Ne Çiçek Açar Ne Düşünce Filizlenir 01-01-1970 03:00 Tarım ve Uygarlığın Başlangıç Noktası 01-01-1970 03:00 Dünyada Madenciliğin İlk Başlangıç Noktası 01-01-1970 03:00 Ergani-Maden İlişkisi ve Ergani Bakır Maden İşletmesi Üzerine 01-01-1970 03:00 Fazla Kitap Göz Çıkarmaz, Ama… 01-01-1970 03:00 Dil, “Zihnin Aynası”dan Çok Daha Fazlasıdır 01-01-1970 03:00 Hefaystos, Bir Mayıs ve Ergani İsminin Kökeni 01-01-1970 03:00 Bir Tatlı Yanılgı: “Görünüyorum O Halde Varım” 01-01-1970 03:00 Ağza Giren İnsanı Kirletmez Ağızdan Çıkan Kirletir 01-01-1970 03:00 Adnan Aral’ın Ardından… 01-01-1970 03:00 İşimiz Zor 01-01-1970 03:00 “Çiçekler Özgürlük Ortamında Nefeslerinin Kokusunu Yayar” 01-01-1970 03:00 3.Nuh’un Adamı Enver Atılgan’ın Anısına 01-01-1970 03:00 2.Nuh’un Adamı Enver Atılgan’ın Anısına 01-01-1970 03:00 1.NUH’UN ADAMI ENVER ATILGAN’IN ANISINA 01-01-1970 03:00