Küçük Bir Adımın Büyük Gücü

Hayatımızda hepimizin ertelediği işler var. “Bir gün yaparım” dediğimiz, gözümüzde büyüttüğümüz, ama gerçekte 20 dakikada bitecek şeyler… Fakat o küçücük adımı atmayı erteledikçe, zihnimizde koca bir dağa dönüşüyor. 

O işi yapmak 20 dakika sürüyor; biz ise onu 20 saat, hatta 20 gün zihnimizde taşıyoruz. Beynimize, bedenimize, ruhumuza işkence ediyoruz.

Mevlânâ der ki: “Sen yola çık, yol kendiliğinden görünür.” O ilk adımı atmadan yolun açılmasını beklemek, aslında hiç yola çıkmamaktır. Oysa cesaret dediğimiz şey, bazen sadece ayağa kalkıp “Ben yaparım” diyebilmektir.

Prof. Dr. Sinan Canan bu konuda şunu söyler: “Eyleme geçmeyen farkındalık pişmanlıktır.” Yani bir konuyu fark etmiş olmamız, o konuyla ilgili bir karar almamız, cesaretli bir adım atmadığımız sürece beyhude bir gayrettir. İşe yaramaz, bizi yolda tutmaz.

Cesaret mi Bahane mi?

İnsan beyni hem bahane üretip hem de cesaretli davranamaz. Biri varsa diğeri yoktur. 
Sıkıntı şu: Bahane bulmaya alışkın beyin, cesaretini sadece bahane üretmekte kullanıyor.

Oysa bizi hayata tutkuyla sarılmamızı sağlayacak şey bahaneler değil atacağımız cesaretli adımlarla çareler bulmaktır. Çin düşünce tarihinin en büyük isimlerinden biri olan Lao Tzu’nun bu konudaki sözü akılda tutulmaya adaydır. “Bahane kıl gibidir, herkeste bulunur; ama çare akıl gibidir, az kişide bulunur.”

Ben Yaparım Cesareti

Küçük bir kıyı kasabasında eski, paslı bir tekne yıllardır limanda çürümeye terk edilmişti. Kasabanın insanları her gün onun yanından geçerdi ama kimse elini sürmezdi. Çünkü “O tekneyle bir şey olmaz” demek kolaydı.

Bir gün genç bir kadın, Leyla, teknenin yanına geldi. Babasından kalma birkaç ağ, biraz yağ, biraz da kendi elleri vardı. İnsanlar gülüp geçti:
“Bu iş olmaz.”
“Boşuna uğraşma.”
“Yıllardır kimse beceremedi, sen mi yapacaksın?”

Leyla ise sadece bir şey söyledi:
“Ben yaparım.”

Motoru çalışmadı, ağları koptu. Fırtınaya yakalandı. Ama her başarısızlık ona yeni bir şey öğretti. Zamanla teknesini onardı, denize açıldı, balığını tuttu. Kasabada çocuklara balıkçılığı öğretti, pazarı canlandırdı. İnsanlar sonunda şunu fark etti: Tekneyi onaran şey çekiç değil, cesaretti.

Cesaretin Özü

İşte “Ben yaparım” cesareti budur: başkasının imkânsız dediği yerde, kendi gücünü ortaya koyabilmektir. Bahaneler değil, çareler bulmaktır. 

Çünkü çoğu zaman engel dışarıda değil, içimizdedir. İnsanlar güler, küçümser, inanmaz. Ama asıl mesele onların ne dediği değil, senin neye inandığındır.

Kendin olma cesareti burada başlar. 

Leyla, kasabanın beklentisine göre değil, kendi kalbine göre hareket etti. Bilgili olma cesareti de işin içindeydi; her başarısızlıkta yeniden öğrenmeye devam etti. Kazanma cesareti, onu ertesi gün tekrar denize açılmaya itti. Ve bütün bunların temelinde tek bir cümle vardı: “Ben yaparım.”

Hayatın İçinde Cesaret

Bugünün iş yaşamında da, özel hayatında da aynı hikâye tekrar eder. Bir proje mi gecikti? Herkes mi umutsuz? İşte tam o anda, birinin “Ben yaparım” demesi gerekir. 

Zira o cümle sadece bir özgüven gösterisi değildir; bir hareket başlatır. Tıpkı Leyla’nın teknesini onarmasıyla köydeki hayatı hareketlendirmesi gibi “ben yaparım” cesareti de başkalarına ilham olur.

Umut insanı yola çıkarır, ama cesaret yolda yürütür. Ve cesaretin en güçlü hali, “Ben yaparım” diyebilmektir. 

Çünkü o anda aslında şunu da söylersin:
“Biliyorum zor olacak. Belki başarısız olacağım. Ama denemeden öğrenemem.”

Hayatın yükü ağırlaştığında, işlerin karıştığında ya da kalabalığın içinde sesin kısıldığında, hatırla: Küreği sen çekeceksin. İlk adım senin olacak. O tekne senin ellerinde yeniden canlanacak.

Cesaret, bazen koca dağları devirmek değildir.
Bazen sadece ayağa kalkıp şunu söylemektir:
“Ben yaparım.”

Çünkü o iki kelime, umudu eyleme dönüştüren köprüdür.
Ve unutma: Umudu olan yol bulur, cesareti olan yürür.

Şimdi gözlerini kapa ve bugün ertelediğin tek bir işi düşün. Bir telefon görüşmesi, bir mesaj, bir not ya da küçük bir adım… Ne ise, sadece 20 dakikanı ayır ve başla. Göreceksin, yol kendiliğinden açılacak.

— Arif Vural
Eğitmen & Yazar