Bir itirafta bulunayım.
Bu yazıyı kendime yazıyorum.
En çok da kendime.
İnsan hep bir başkası için yazmaz ki.
Bazen kendine de yazar.
Hem de en dokunaklısından.
En kallavisinden…
Bugüne kadar kimseye açık açık söylemedim bunu.
Belki kendime bile tam söyleyemedim.
Bazı şeyleri çok istedim.
Bu istekler, umutla taşınan istekler, beklentiler, hayallerdi...
Ne var ki zamanla,
bu umutlar içimde başka bir şeye dönüştü.
Sırtımda taşıdığım bir yüke…
İçimde sürekli konuşan bir sese.
“Henüz olmadın.”
“Yetersizsin.”
“Biraz daha çalışmalısın.”
“Kendini kanıtlamalısın.”
“Sen başarmalısın.”
“Aman başarısız olma.”
“Hata yapmamalısın.”
“Kusursuz olmalısın.”
“Her şey mükemmel olmalı.”
“Çok beğenilmelisin.”
Durmayan, susmayan,
ne yapsam doymayan bir ses…
Uzun yıllar bu sesi motivasyon sandım.
Meğer bu ses motivasyon değilmiş;
yavaş yavaş kendini tüketmenin sesiymiş.
Zengin olursam rahatlayacağımı sandım.
Güzel bir evim olursa içimin dolacağını sandım.
“Oldu” denilen bir hayatım olursa,
nihayet kendime izin vereceğimi düşündüm.
İzin…
İşte tam da burası.
Çünkü fark ediyorum ki ben,
hayallerim gerçekleşene kadar
kendime yaşama izni vermemişim.
Rahatlığı, iç huzuru, kendimle barışmayı
olması gereken bir versiyona ertelemişim.
Kendimi hep ertelemişim.
Kendime şunu diyememişim:
“Olduğun hâlinle de yaşayabilirsin.
Olanı, olduğu gibi de kabullenebilirsin.”
Hayatım bir bekleme hâline dönüşmüş.
Ne tam mutsuz,
ne gerçekten huzurlu,
ne de gerçekten tatmin edici…
Askıda.
Ve yıllar geçmiş.
Bir gün — özel bir gün değildi —
şunu fark ettim:
Ben yorulmuşum.
Ben halden düşmüşüm.
Ben kendimi tüketmişim.
Yalnızca zihnen değil.
Bedenen de, ruhen de.
Hep başka birileri için…
Kim ne der diye…
Nasıl görünürüm diye.
Birileri memnun olsun diye.
Kendim için değil,
kendimden vazgeçerek.
Takdir edilmek için.
Beğenilmek için.
Onaylanmak için.
“Becerikli desinler.”
“Başardı desinler.”
“İyi adam desinler.”
“İyi çalışan desinler.”
Desinler, desinler, desinler…
Kendi iç sesim susmazken,
başkalarının beklentileriyle ayakta kalmaya çalışmışım.
İstemekten değil,
kendim olmaktan vazgeçerek tükenmişim.
Ve bir an geldi…
İçimde bir şey sustu.
Hayatla pazarlık eden o ses.
Yerine tek bir cümle kaldı.
Sakin.
Net.
Tartışmasız:
Artık mutluluğumu, hayatın vereceklerine rehin bırakmak istemiyorum.
Bu cümleyi söylediğimde
ne zengin oldum,
ne eve taşındım,
ne de hayat bir anda değişti.
Ama omuzlarımdan bir yük indi.
Bu bir vazgeçişti.
Ama hayattan değil.
Kendimi sürekli “sonra”ya erteleme hâlinden vazgeçişti.
Buradayım.
Olduğum hâlimle.
Artık hiçbir şey kanıtlamak istemiyorum kimseye…
Ve bu bana
şimdilik
yetiyor.
Hayatla yarışmayı bırakıp, hayata karışmayı seçiyorum.
Kendime İZİN veriyorum.
Arif VURAL
Danışman - Yazar