Bir sabah yaşlı bir kadın, elinde küçük bir çiçek demetiyle komşusunun kapısını çalar.
Bir gün önce tartışmışlardır; söylenmemesi gereken sözler söylenmiştir.
Kadın, kapı açılır açılmaz sadece şunu söyler:
“Senden özür dilerim.”

O an sessizlik olur. Sonra bir gülümseme.
Aralarındaki buzlar sessizce erir.
Bir “özür” bazen kelimelerden değil, niyetten doğar.

Fark ettin mi hiç?
“Özür dilemek” aslında bir dilektir.
Karşındakinden değil, hayattan af dilemektir.
Çünkü bir özürle, hem kalbini hem de kaderini yumuşatırsın.

Biz toplum olarak özür dilemeyi unuttuk.
Oysa özür dilemek, insanın en güçlü yanıdır.
Ne yazık ki biz, yergide cömert; övgüde, takdirde, “seni seviyorum” demekte ve özür dilemede gittikçe cimrileşiyoruz.
Bu cimrilik sadece ilişkilerimizi değil, hayatlarımızı da fakirleştiriyor.
Bu yüzden iş hayatları sonlanıyor, evlilikler bitiyor, dostluklar bozuluyor, sevgililer birbirini terk ediyor...
Küçücük bir “pardon” diyemediğimiz için koca köprüler yıkılıyor.

Daha da ileriye gidersek...
Evet, bazen isyanların, eylemlerin, hatta savaşların temelinde bile bu eksiklik var.
Çünkü hayatta her şey iletişimdir.
Ve iletişim — özürle, teşekkürle, sevgiyle — canlı kalır.

Ama biz ne yapıyoruz?
Egomuzu, kibrimizi, nefsimizi büyütüyoruz; ilişkilerimizi küçültüyoruz.
Gelişimimizi durduruyoruz, hatta geriye gidiyoruz.
Hani o bilindik şarkıdaki gibi:
“Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete.”

Dünya tarihinde hiç bu kadar iletişim aracına sahip olmamıştık; ama hiç bu kadar iletişimsiz de olmamıştık.
Sanal iletişimi “gerçek” sandık.
Ama adı üstünde: sanal.
Hiçbir iletişim, yüz yüze bir bakışın, bir gülümsemenin yerini tutmadı.

Pandemi döneminde bunu iliklerimize kadar hissettik.
Evlere kapandık, bir dost sohbetine hasret kaldık.
O dönemde sanal dünya yanımızdaydı ama yetmedi işte...
Çünkü insanın ilacı, insandır.

İnsanlık, var olduğundan beri birine dokunma, konuşma, paylaşma ihtiyacı hissetti.
Ama biz ekranlara dokundukça birbirimizden uzaklaştık.
Ve bu uzaklık, “özür dilemek” gibi insani bir beceriyi bile zayıflattı.
Belki “karşımdaki şımarır, kibirlenir, kendini bir şey sanır” diye düşünüyoruz.
Ama unutma: Özür dilemek insanı küçültmez, büyütür.
Özür dilemek, haklı çıkmanın değil; mutlu olmanın kapısını aralar.
Ve hayattaki en asli amacımız da mutluluk değil midir?

Son kez ne zaman birine “özür dilerim” dedin?
Ya da en son kimden duymayı bekledin ama duyamadın?
Belki hâlâ içinden “keşke o gün demeseydim” diyorsun.
İşte o keşke, özür bekleyen bir kalbin yankısıdır.

Kibirlenenler zaten kibirlenecektir; ama senin özrün, onların değil, senin aynandadır.
Çünkü özür dilemek; cesarettir, bilgeliktir, olgunluktur.
Ve en önemlisi: insan olmaktır.

Kim bilir...
Belki senin de kalbinde özür bekleyen biri vardır.
Belki bir mesaj, bir telefon ya da bir dokunuş yeterlidir.
Bir özür, bazen bir ilişkiyi, bazen bir hayatı kurtarabilir.

Bu yazıyı okuduktan sonra birini düşün.
Belki kırdığın, belki uzaklaştığın birini...
Hadi, o kişiye bir mesaj at.
Bu kez elindeki iletişim aracını bunun için kullanmayı dene.
Merak etme, her şey çok güzel olacak.
Sadece iki kelime yaz: “Senden özür dilerim.”
Belki hayatındaki en güçlü başlangıç, o iki kelimeyle olur.

Ve unutma:
“Özür dilemek, geçmişi değiştirmez ama geleceği iyileştirir.”

Arif VURAL
Eğitmen - Yazar