Tasarruf, bireylerden değil, en tepeden başlamalıdır. Devlet kurumlarında veya belediyelerde gerçek anlamda tasarruf sağlanacaksa, öncelikle yönetim kademesinde israfın önüne geçilmelidir. Ancak görüyoruz ki, işin ehli olmayan yöneticiler sayesinde işler verimsiz ilerliyor ve daha fazla insan çalıştırılmasına rağmen verim alınamıyor.

Bir kişinin yapacağı işi üç kişi, üç kişinin yapacağı işi dokuz kişi yaparsa burada tasarruftan değil, verimsizlikten bahsedebiliriz. Gerçek tasarruf, doğru insanı doğru işe yerleştirmekle başlar. Ehliyet ve liyakat gözetilmeden yapılan atamalar, devlet kurumlarında iş yükünü artırmakta, aynı zamanda maliyetleri de şişirmektedir.

Bu durumun bir diğer boyutu da halkın günlük hayatına yansıyan ekonomik sıkıntılardır. Belediyeler ve devlet kurumları lüks araçlarla tasarruftan bahsederken, vatandaş toplu taşıma araçlarında ayakta kalacak yer bile bulamıyor. Kamu kaynaklarının doğru kullanımı, tasarrufun temelini oluşturur. Önce yönetim kendinden kısacak ki, halk da tasarrufa inanıp uygulayabilsin.

Gerçek tasarruf, halkın sırtına daha fazla yük bindirmek değil, israfı önlemekle olur. Yönetim kadrolarında liyakati gözetmek, gereksiz harcamaları kısmak ve kamu kaynaklarını halkın refahı için verimli şekilde kullanmak zorunluluktur. Aksi halde, tasarruf adı altında yapılan her uygulama, aslında daha büyük bir israfın kapısını aralar. Tasarrufa önce kendinizden başlayın, halkı değil lüksü kısın!

Tasarruf Önce Yönetimden Başlamalı: Lüksü Kıs, Halka Değil!

Tasarruf denince akla ilk olarak vatandaşın elektriği kısması, suyu idareli kullanması veya cüzdanını sıkı tutması geliyor. Oysa gerçek tasarruf, tepeden tırnağa bir kültür değişimini gerektirir. Devlet kurumları ve belediyeler, "tasarruf" nutukları atmadan önce kendi kapılarının önünü süpürmelidir. Çünkü israfın en büyüğü, liyakatsizlikle şişirilmiş kadrolarda ve kamu kaynaklarının lüks tüketiminde saklı. 

Verimsizlik, İsrafın En Büyük Tetikleyicisi

Bir işi üç kişiye yaptırmak, o işin "daha iyi" yapıldığı anlamına gelmez. Aksine, ehil olmayan ellere teslim edilen görevler, hem zaman kaybına hem de kaynak israfına yol açar. Örneğin, bir belediye şantiyesinde üç mühendisin yönetemediği projeyi, tek bir yetkin mühendis daha az maliyetle tamamlayabilir. Ancak liyakat değil de "kayırmacılık" ön plandaysa, kadrolar gereksiz yere şişer. Sonuç? Vergilerle beslenen kurumlar, hantallaşır ve halkın sırtına ek yük bindirir. 

Lüks Araçlar, Ayakta Kalan Halk: Çarpık Bir Tezat 

Türkiye’nin dört bir yanında, özellikle de Urfa gibi kalkınma yolunda emekleyen kentlerde, belediye başkanlarının konvoylarındaki lüks araçlar dikkat çekerken, halk toplu taşımada birbirine adeta "zincirleme" yapışıyor. Kamu görevlisi, "tasarruf" çağrısı yaptığı mikrofonun arkasında, özel şoförüyle lüks bir araçta oturuyorsa, bu söylemlerin inandırıcılığı kalmaz. Tasarruf, halkın otobüs biletine zam yaparak değil, yöneticinin makam aracı filosunu küçülterek başlar. 

Çözüm: Liyakat, Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik

1. Liyakatli Atamalar: Kamuda her pozisyon, ehliyetle doldurulmalı. Bir daire başkanı, torpille değil, yeteneğiyle gelmeli. 

2. Lüks Tüketimin Sınırlanması: Makam araçları, protokol davetleri ve "gereksiz ofis harcamaları" denetlenmeli. Urfa Belediyesi’nin bütçesinden lüks harcamalar çıkarılsa, yıllık 10 kilometrelik asfalt bile dökülebilir. 

3. Halkın Denetimi: Vatandaş, vergilerinin nereye gittiğini anlık takip edebilmeli. Belediyelerin harcamaları, dijital platformlarda şeffafça paylaşılmalı. 

Son Söz: Tasarruf, İnandırıcılıkla Başlar

Halk, yöneticilerinin samimiyetine inanmadan tasarrufa davet edilemez. Tepedeki israf durmadan, vatandaşın "az su tüket" kampanyalarına riayet etmesi beklenemez. Unutulmamalıdır: Tasarruf, halka "kısın" demek değil, yönetimin kendini kısmasıdır. Urfa’dan Ankara’ya, lüksü kısmayanın, halka tasarruf öğütleme hakkı yoktur. 

Tasarrufa önce kendinizden başlayın; halkı değil, lüksü kısın!