Süleyman TURAN Yazdı: Dün Kavga Edenler Bugün Aynı Masada, Dün Aynı Yolda Olanlar Bugün Birbirine Düşman Türkiye’de siyaset artık sadece yön değiştirmiyor; kimlik değiştiriyor. CHP’lileşmiş AK Parti, MHP’lileşmiş AK Parti, DEM’leşmiş siyaset, merkezsizleşmiş muhalefet… Vatandaş artık hangi partinin neyi savunduğunu değil, kimin hangi gün hangi pozisyonda durduğunu anlamaya çalışıyor. Siyasi partiler arasındaki çizgiler silindikçe toplumun zihni de bulanıyor. Güven kayboluyor, ekonomi savruluyor, gündem gerçeklerden kopuyor. Türkiye’de artık siyaset istikamet değil, belirsizlik üretiyor.
Türkiye’de siyaset artık ideolojiler üzerinden değil, pozisyonlar üzerinden yürütülüyor. Dün birbirine en ağır sözleri söyleyenler bugün aynı karede görüntü veriyor; yıllarca aynı davayı savunduğunu söyleyenler ise bir gecede birbirini hain ilan edebiliyor. İşte tam da bu yüzden vatandaşın kafası karışmış durumda.
Çünkü artık ortada net bir siyasal duruş yok.
Bir bakıyorsunuz CHP içinde başka CHP’ler çıkmış. Bir tarafta ulusalcı çizgi, diğer tarafta daha farklı söylemler… Kendi içinde kavga eden bir yapı görüntüsü. Aynı durum İYİ Parti’de de yaşanıyor. Kimin nerede durduğu, kimin hangi çizgiyi temsil ettiği belli değil. Her gün başka bir açıklama, başka bir kriz, başka bir kopuş…
AK Parti cephesinde ise durum daha da karmaşık hale geliyor. Çünkü yıllarca belirli bir siyasi çizgiyle yol yürüyen parti, bugün toplumun bir kesimi tarafından “CHP’lileşmekle”, başka bir kesimi tarafından “MHP’lileşmekle”, başka bir kesimi tarafından ise farklı siyasi yapılara yaklaşmakla eleştiriliyor. Bu eleştirilerin ne kadar doğru olduğu ayrı mesele ama toplumdaki algı artık bu noktaya gelmiş durumda.
İnsanlar şunu soruyor: “Kim gerçekten neyi savunuyor?”
Ve en tehlikeli kırılma da burada başlıyor.
Çünkü siyasette güven kaybolduğu zaman toplum psikolojik olarak boşluğa düşer. Tıpkı uçakta yaşanan hava boşluğu gibi… Bir anda insanlar yön hissini kaybeder. İşte bugün Türkiye’de milyonlarca insanın yaşadığı tam olarak budur.
Ekonomi bir yukarı çıkıyor, bir aşağı iniyor. Dolar ayrı konuşuyor, market ayrı konuşuyor, vatandaşın cebi zaten başka bir şey söylüyor. Ama tüm bunların ortasında ülkenin gündemi ekonomi olmuyor. İnsanların geçim derdi geri plana düşerken televizyon ekranlarında koltuk savaşları konuşuluyor.
Kim genel başkan olacak? Kim kimin adamı? Kim kimi tasfiye edecek? Kim hangi ittifaka yaklaşacak?
Millet pazardaki fiyatı konuşmak isterken siyaset kendi iç savaşına gömülmüş durumda.
Oysa vatandaş artık kavga değil güven istiyor.
Çünkü insanlar şunu fark etti: Siyasette artık netlik kalmadı. Kırmızı çizgiler silindi. Dün söylenen bugün inkâr ediliyor. Bugün eleştirilen yarın savunuluyor.
Hal böyle olunca toplumda siyasi aidiyetler de parçalanıyor. Eskiden insanlar bir görüşü savunurken onun temel değerlerini bilir, neden orada durduğunu hissederdi. Şimdi ise desteklediği partinin ertesi gün ne yapacağını kestiremeyen büyük bir kitle oluştu.
Bu durum sadece siyaseti değil, toplumsal psikolojiyi de bozuyor.
Çünkü belirsizlik güvensizlik üretir. Güvensizlik ise öfke doğurur.
Bugün Türkiye’de insanlar artık siyasi tartışmalarda fikir değil, kimlik kavgası yapıyor. Çünkü ortada tutarlı bir siyasal zemin kalmadığında geriye sadece fanatizm kalır.
Ve tehlikeli olan da budur.
Türkiye sanki yavaş yavaş çok partili görüntü içinde tek merkezli bir siyasete doğru sürükleniyor. Güçlü olanın diğerlerini kendi yörüngesine çektiği, küçük partilerin kimliksizleştiği, seçmenin ise “zaten hepsi aynı” demeye başladığı bir dönem yaşanıyor.
İşte asıl alarm burada çalıyor.
Çünkü demokrasiyi ayakta tutan şey sadece seçim değildir. Farklı fikirlerin net biçimde var olabilmesidir.
Bugün vatandaşın önemli bir bölümü artık şuna inanıyor: “Her an her şey olabilir.”
Ve bu cümle aslında bir ülke için en büyük siyasal güvensizlik göstergelerinden biridir.
Çünkü hukukta sürpriz olmaz. Ekonomide savrulma olmaz. Devlet yönetiminde günlük reflekslerle rota çizilmez.
Ama bugün Türkiye’de siyaset öylesine sert savrulmalar yaşıyor ki toplum artık yarını öngöremiyor.
Gidişatın vahim tarafı da tam olarak burada başlıyor.
Çünkü siyaset toplumun önünü açması gerekirken toplumun zihnini bulandırmaya başladı. İnsanlar artık hangi partinin neyi temsil ettiğini değil, hangi partinin yarın kimin yanında duracağını konuşuyor.
Bu da gösteriyor ki Türkiye’de siyaset artık fikir üretmekten çok pozisyon değiştiren bir arenaya dönüşmüş durumda.
Ve ne yazık ki olan yine vatandaşa oluyor.