Sevgi mi, üstünlük savaşı mı?
Bir ilişki sizi her geçen gün biraz daha küçültüyorsa, orada sevgi değil, güç savaşı olabilir.
Ve belki de hiç sormadığınız o soru, hayatınızı değiştirecek sorudur.
Ya o bir narsistse?
Bir arkadaşım bir gün şöyle demişti:
“Başta beni gökyüzüne çıkardı. Hayatımda hiç bu kadar değerli hissetmemiştim. Sonra bir gün… aynı insan bana kendimi görünmez hissettirdi.”
Hikâye genelde böyle başlar.
Önce büyülenirsiniz. Size “eşsiz” olduğunuz söylenir. Hiç kimsenin sizi onun kadar anlayamayacağına inandırılırsınız. Sonra yavaş yavaş bir şey değişir. Sorunlar artar. Savunmalar başlar. Özürler kaybolur.
Ve bir sabah aynaya bakarken şunu fark edersiniz:
Eskiden olduğunuz kişi gitmiş; yerine sürekli özür dileyen, kendinden şüphe eden, küçülmüş biri gelmiş.
Bu dönüşüm sessizdir. Yavaş ilerler. Ama derinden yıpratır.
Psikoloji literatüründe narsisizm; kişinin kendini abartılı biçimde yüceltmesi, yoğun hayranlık ihtiyacı duyması ve empati eksikliğiyle tanımlanır. Klinik düzeyde Narsistik Kişilik Bozukluğu olarak adlandırılır. Bu yazı bir teşhis koymak için değil; hepimizin hayatına nüfuz edebilen bazı davranış kalıplarına dikkat çekmek için kaleme alındı.
Çünkü en tehlikeli olan, fark edilmeden normalleşendir.
Narsistik eğilimleri güçlü kişiler genellikle ilk başta etkileyicidir. Karizmatiktir, özgüvenlidir, hedef odaklıdır. Lider ruhlu görünür. Size kendinizi özel hissettirir.
Ancak zamanla ilişki bir bağ olmaktan çıkar, bir üstünlük alanına dönüşebilir. Empati azalır. Eleştiri tehdit olarak algılanır. Özür neredeyse hiç gelmez. Haklı olan hep odur. Ve siz, giderek kendinizi savunmak zorunda kalan taraf olursunuz.
En yıkıcı olan açık saldırı değil, zihinsel kaydırmadır.
“Abartıyorsun.”
“Çok hassassın.”
“Yanlış hatırlıyorsun.”
“Her şeyi büyütüyorsun.”
Bir süre sonra kişi kendi algısından şüphe etmeye başlar. Bir gün göklere çıkarılır, ertesi gün değersizleştirilir. Bu yüceltme–değersizleştirme döngüsü duygusal bağımlılık yaratabilir.
Çünkü insan, bir zamanlar gördüğü değeri geri kazanmak için çabalar. Ve bu çaba sırasında kendinden uzaklaşabilir.
En çok da insanın kendinden şüphe etmeye başladığı an tehlike başlar.
Şunu unutmamak gerekir:
Sevgi küçültmez.
Sevgi korkutmaz.
Sevgi susturmaz.
Çoğu zaman bu kişi uzaktaki bir yabancı değildir. En yakınımızdaki kişidir. Eşimiz olabilir. Akrabamız olabilir. Bir ebeveynimiz olabilir. Bir iş arkadaşımız ya da bir yöneticimiz olabilir. Bazen her gün aynı evi paylaştığımız, aynı masaya oturduğumuz, aynı projeyi yürüttüğümüz kişidir.
Bu yüzden fark etmek zordur. Çünkü insan en çok, en yakınına konduramaz.
Ancak yakınlık, sağlıklılık anlamına gelmez.
Sürekli kendinizi savunmak zorunda mı kalıyorsunuz?
Karşınızdaki kişi nadiren mi özür diliyor?
Eleştirdiğinizde cezalandırılıyor musunuz?
Onun ruh haline göre mi yaşıyorsunuz?
Eskiden olduğunuzdan daha küçük, daha güvensiz ve daha yalnız mı hissediyorsunuz?
Eğer bu soruların cevapları sizi rahatsız ediyorsa, belki de mesele sizin yetersizliğiniz değildir. Belki de yaşadığınız şey bir karakter çatışması değil, sağlıksız bir güç dengesidir.
Sevgi büyütür.
Sağlıklı bağ güç verir.
Gerçek ilişki özgürleştirir.
Küçülmek zorunda olduğunuz bir yer, ait olduğunuz yer değildir.
İlişkilerde güç değil, denge esastır.
Ve bazen hayatı değiştiren o tek soru şudur:
Ya o bir narsistse?
Arif VURAL
Eğitmen – Yazar