Kıyasladıkça eksiliyoruz…
Üstelik çoğu zaman fark etmeden.
Artık neredeyse kimse kendi hayatını yaşamıyor. Hepimiz, bir başkasının hayatına bakarak kendi hayatımızı anlamlandırmaya çalışıyoruz.
Ve belki de çağın en büyük hastalığı bu: KIYASLAMAK…
Kim ne almış…
Kim nereye gitmiş…
Kim ne başarmış…
Kim ne giymiş…
Her gördüğünde, fark etmeden kendine şu soruyu soruyorsun:
“Onda var… bende neden yok?”
“Benim hayatım niye böyle değil?”
İşte çöküş tam da burada başlıyor. İnsan, başkasının hayatını izledikçe kendi hayatını küçümser. Bir süre sonra sadece kıyaslamaz; kendini eksik, yetersiz ve tamamlanmamış hisseder.
Ve en acısı…
Kendi hayatını yaşamayı bırakır, başkalarının hayatına yetişmeye çalışır.
Tabii ki bu bir tesadüf değil. Uzun zamandır zekice kurgulanmış bir sistemin içindeyiz.
Ve bu sistem, huzurlu olmanı değil; tatminsiz olmanı ister. Sürekli kendini bir başkasıyla kıyaslaman için seni dürter.
Çünkü bilir: Tatmin olan insan tüketmez.
Bu yüzden sana sürekli şunu fısıldar:
Daha iyisi var…
Daha yenisi var…
Daha güzeli var…
Daha fazlası var…
Filmlerle…
Dizilerle…
Sosyal medyayla…
Reklamlarla…
AVM vitrinleriyle…
Sana bir hayat sunulmaz; sana bir “eksiklik hissi” sunulur. Ve sen o eksikliği kapatmaya çalıştıkça, sistemin istediği kişiye dönüşürsün. Sürekli tüketen ama bir türlü mutlu olamayan birine.
Her kıyaslamadan sonra içinden bir ses yükselir:
“Sen yetersizsin.”
“Sen geride kaldın.”
“Sen başaramıyorsun.”
“Sen değersizsin.”
Ama gerçek şu: O ses sana ait değil. O, sana öğretilmiş bir ses. O, sistemin sesi. Ve sen o sesi dinledikçe, kendini kaybedersin. Sürekli bir başkasının hayatına yetişmeye çalışırsın.
Sonra ne mi olur?
İçindeki boşluğu satın alarak doldurmaya çalışırsın. “Daha fazlasına sahip olursam mutlu olurum” düşüncesiyle harcadıkça harcarsın. Duygusal alışverişler yapar, bu alışverişlere mantıksal bahaneler bulur ve kendini haklı çıkarırsın.
Ama hiçbir şey değişmez. Aldığın şeyler eskir ama içindeki eksiklik hissi hiç eskimez. Ve bu döngü tekrar başa sarar.
Peki çözüm ne?
Durmak.
Gerçekten durmak…
Bir anlığına her şeyi susturmak.
Ekranları, sesleri, insanları…
Ve kendine şu soruyu sormak:
“Ben gerçekten ne istiyorum?”
Başkalarının hayatını izlemeyi bırakıp kendi hayatına dönmek. Kendi hızını kabul etmek. Kendi yoluna saygı duymak. Çünkü herkesin zamanı farklıdır. Herkesin hikâyesi farklıdır. Herkesin yükü farklıdır. Herkesin yolu kendine aittir.
Bu hastalığın tedavisi belli: Kendini başkalarıyla kıyaslamayı bırakmak ve bu sayede tüketim çılgınlığının önüne geçerek özgürleşmek.
Senin yolun sana ait; senin hızın sana ait; senin zamanın sana ait. Kimseyle yarışmıyorsun, hiçbir yere geç kalmadın, hiçbir zaman eksik değilsin.
Arif Vural