Toprağı yakan, geleceği de yakıyor. Anızı ateşe veren sadece kendi tarlasına değil; komşusunun emeğine, doğaya ve yarınlarımıza da zarar veriyor. Bu sorumsuzluğun bedeli ağır olmalı.
Yaz mevsimi gelir gelmez Şanlıurfa'nın dört bir yanında aynı manzarayla karşılaşıyoruz. Harran'da, Akçakale'de, Viranşehir'de, Haliliye'de, Eyyübiye'de... Bir tarlanın kenarından yükselen duman, ardından büyüyen alevler...
Birileri hâlâ anız yakıyor.
Üstelik bunu yalnızca bilinçli şekilde yapanlar değil, aracının camından sigara izmaritini umursamazca atanlar da aynı felaketin fitilini ateşliyor. Bir izmarit, birkaç dakika içinde yüzlerce dönüm araziyi, binlerce canlının yaşam alanını ve milyonlarca liralık emeği kül edebiliyor.
Oysa yanan sadece kuru ot değil...
Yanan toprağın bereketidir.
Yanan çiftçinin alın teridir.
Yanan doğanın dengesidir.
Ve en acısı da toprağın altında sessizce yaşayan milyonlarca canlıdır.
Toprağı canlı tutan mikroorganizmalar, böcekler, solucanlar ve sayısız faydalı canlı, alevlerin arasında yok olup gidiyor. Kimsenin görmediği bu katliam, aslında gelecek yılların ürününü de yok ediyor.
Üstelik zarar sadece anızı yakan kişiye ait değildir.
Rüzgârın etkisiyle büyüyen yangınlar komşu tarlalara sıçrıyor, biçilmeyi bekleyen ekinleri kül ediyor, meraları yakıyor, elektrik direklerine zarar veriyor, hayvan barınaklarını tehdit ediyor, zaman zaman evlere kadar ulaşıyor.
Bir kişinin sorumsuzluğu, onlarca ailenin yıllık emeğini birkaç dakikada yok edebiliyor.
Bunun adı hata değildir.
Bunun adı ihmaldir.
Ve ihmalin de mutlaka bir bedeli olmalıdır.
Her yıl aynı uyarılar yapılıyor. Yetkililer defalarca "anız yakmayın" diyor. Şanlıurfa Valiliği sürekli açıklamalar yapıyor. Tarım müdürlükleri eğitimler veriyor.
Peki sonuç değişiyor mu?
Ne yazık ki hayır.
Demek ki sadece uyarı yetmiyor.
Artık caydırıcı cezaların eksiksiz uygulanması gerekiyor. Anız yakanın, sadece kendi tarlasını değil komşusunun malını, doğayı ve toplumun ortak geleceğini tehlikeye attığını bilmesi gerekiyor. Kuralları hiçe sayanlara göz yumuldukça bu yangınlar da bitmeyecektir.
Şanlıurfa Türkiye'nin en önemli tarım merkezlerinden biri. Bu topraklar binlerce yıldır insanı doyuruyor. Böylesine bereketli bir mirası kendi elimizle ateşe vermek, geleceğimizi ateşe vermekten başka bir şey değildir.
Bugün birkaç saatlik kolaylık için yakılan anız, yarın verimsizleşen toprak, artan maliyet ve azalan ürün olarak yine çiftçinin karşısına çıkacaktır.
Artık şu gerçeği kabul etmek zorundayız:
Toprağı korumak sadece çiftçinin görevi değildir.
Bu şehirde yaşayan herkesin ortak sorumluluğudur.
Bir sigara izmaritini yere atmamak da, anız yakana sessiz kalmamak da, yangını gördüğünde haber vermek de aynı sorumluluğun parçasıdır.
Şanlıurfa'nın geleceği ateşle değil, bilinçle korunabilir.
Toprağı korursak üretimi koruruz.
Üretimi korursak geleceği koruruz.
Ama toprağı ateşe verirsek...
Kaybeden yalnızca bir tarla olmaz.
Kaybeden bütün Şanlıurfa olur.
Süleyman Turan