Son zamanlarda manipülasyona o kadar çok şahit oluyorum ki…
Evliliklerde, sevgililer arasında, arkadaşlıklarda, iş ilişkilerinde, hatta sıradan sosyal temaslarda bile aynı görünmez oyunun farklı sahnelerini görüyorum.
Birileri, birilerini hiç acımadan; duygularını, zaaflarını, sevgisini, iyi niyetini ve sabrını kullanarak yönlendiriyor, hatta kontrol ediyor. Üstelik bunu bazen öyle ustalıkla yapıyor ki karşısındaki insan, yaşadığı şeyin adını bile koyamıyor. Kendini suçlu sanıyor. Eksik sanıyor. Yetersiz sanıyor. “Ben mi abartıyorum?” diye kendini sorgulamaya başlıyor.
Daha acısı ise manipüle edilen kişinin çoğu zaman bunun farkında olmaması. Farkında olsa bile adım atamaması. Çünkü insan bazen sadece bir kişiye değil, o kişinin kendisine yaşattığı duyguya da alışıyor.
Suçluluğa alışıyor.
Sürekli açıklama yapmaya alışıyor.
Alttan almaya alışıyor.
Kırılmamış gibi davranmaya alışıyor.
Kendi iç sesini susturmaya alışıyor.
Ama hiçbir alışkanlık sonsuza kadar sürmüyor.
Bir gün geliyor; evlilikler bitiyor, arkadaşlıklar bozuluyor, iş ilişkileri sonlanıyor. Bir zamanlar “idare ederim” denilen şeyler, yıllar sonra insanın karşısına ağır bir pişmanlık olarak çıkıyor.
Çünkü manipülasyon sadece bugünü bozmaz. İnsanın kendine olan güvenini, hayata bakışını, ilişkilerdeki masumiyetini ve karar alma cesaretini de yavaş yavaş kemirir.
Ve belki de en tehlikeli tarafı şudur:
Manipüle edilen insan, çoğu zaman kaybettiği şeyin bir ilişki değil, kendisi olduğunu çok geç fark eder.
Peki insan manipüle edildiğini nasıl anlar?
Aslında çoğu zaman kalbimiz bunu bizden önce anlar. Birinin mesajı geldiğinde içimiz daralıyorsa, telefon çaldığında geriliyorsak, konuşmadan önce cümlelerimizi defalarca seçiyorsak, orada bir şey yolunda değildir.
Çünkü sağlıklı ilişkilerde insan kendini ifade eder.
Sağlıksız ilişkilerde ise sürekli kendini savunur.
Eğer bir ilişkinin içinde sürekli açıklama yapma ihtiyacı hissediyorsanız, “Yanlış anlaşılmayayım” diye kendi duygularınızı bile törpülüyorsanız, “Bunu söylersem yine sorun çıkar” diye susuyorsanız, orada durup düşünmek gerekir.
Manipülasyonun en belirgin işaretlerinden biri, insanın sürekli suçlu hissetmesidir. Ortada açık bir hata yoktur belki ama siz yine de kendinizi borçlu, eksik, yanlış ya da ayıp etmiş gibi hissedersiniz.
“Ben sadece senin iyiliğini düşündüm.”
“Sen bilirsin tabii.”
“Bunu senden beklemezdim.”
“Beni sevseydin böyle yapmazdın.”
“Demek ki senin için bu kadar değerliyim.”
Bu cümleler ilk bakışta masum görünebilir. Ama bu sözlerden sonra kendi kararınızdan vazgeçiyor, kendi ihtiyacınızı erteliyor, kendi sınırınızı geri çekiyorsanız; orada sevgi değil, duygusal baskı çalışıyor olabilir.
Bir başka işaret de insanın kendi aklından şüphe etmeye başlamasıdır.
Siz kırıldığınızı söylersiniz, “Abartıyorsun” derler.
Rahatsız olduğunuzu anlatırsınız, “Yanlış anlamışsın” derler.
Bir şeyi fark ettiğinizi söylersiniz, “Sen zaten çok hassassın” derler.
Ve bir süre sonra insan, kendi duygularına bile güvenemez hâle gelir.
“Acaba gerçekten sorun bende mi?”
“Acaba ben mi fazla hassasım?”
“Acaba ben mi yanlış anladım?”
Elbette insan kendini sorgulamalı. Bu olgunluktur. Fakat sürekli sadece siz kendinizi sorguluyor, karşı taraf hiçbir zaman kendi davranışına bakmıyorsa, bu artık olgunluk değil; tek taraflı bir yıpranmadır.
Bir diğer önemli işaret de “hayır” dediğinizde ortaya çıkar.
Çünkü sağlıklı bir insan, sizin hayırınızı kişisel saldırı gibi algılamaz. Sizi cezalandırmaz. Küsmekle, uzaklaşmakla, sevgisini geri çekmekle sizi terbiye etmeye çalışmaz.
Ama manipülatif insanlar için “hayır”, bir sınır değil; kontrole yapılmış bir tehdit gibidir. Bu yüzden sizi suçlu hissettirirler, sessizliğe gömerler, duygusal baskı kurarlar ya da sonunda sizi kendi kararınızdan döndürmeye çalışırlar.
İşte burada insanın kendine sorması gereken çok basit ama çok güçlü bir soru var:
Ben bu ilişkide özgürce hayır diyebiliyor muyum?
Eğer cevap hayırsa, orada sevgi olabilir ama sağlıklı bir sevgi olmayabilir. Bağ olabilir ama özgür bir bağ olmayabilir. Yakınlık olabilir ama güven olmayabilir.
Bazen manipülasyon çok daha sessiz ilerler. Kişi sizi doğrudan engellemez ama çevrenizi küçümser. Sizi seven insanların niyetinden şüphe ettirir. Ailenizi, arkadaşlarınızı, dostlarınızı yavaş yavaş değersizleştirir. Çünkü yalnız kalan insanı yönetmek daha kolaydır.
Bir süre sonra hayatınızda kararları siz veriyor gibi görünürsünüz ama aslında birinin tepkisinden kaçmak için seçim yaparsınız. Ne söyleyeceğinizi, kiminle görüşeceğinizi, neye evet neye hayır diyeceğinizi kendi isteğinize göre değil, karşınızdaki kişinin vereceği tepkiye göre ayarlarsınız.
Dışarıdan bakıldığında hayat sizin hayatınızdır.
Ama içeriden bakıldığında direksiyonda siz yoksunuzdur.
Şunu unutmamak gerekir:
Bir ilişki sizi sürekli küçültüyorsa, orada sevgi eksik olabilir.
Bir insan sizi sürekli suçlu hissettiriyorsa, orada adalet eksik olabilir.
Bir bağ sizi sürekli kendinizden uzaklaştırıyorsa, orada sağlıklı bir yakınlık olmayabilir.
Bu yazıyı yazma sebebim kimseyi birine düşman etmek değil. Kimseye “hemen git, hemen bitir, hemen kopar” demek de değil.
Benim derdim, belki bir kişinin bile kendi hayatında yaşadığı şeyi fark etmesine vesile olmak.
Belki birinin, yıllardır içinde taşıdığı o ağır soruya cevap bulmasına yardımcı olmak:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bana mı böyle hissettiriliyor?”
Çünkü bazen insanın özgürleşmesi büyük bir kavga ile başlamaz. Bazen sadece bir farkındalıkla başlar.
Kişi bir sabah uyanır ve şunu der:
“Ben artık bana ait olmayan suçlulukları taşımayacağım.”
Belki de ilk adım budur.
Kendine dönmek.
İç sesini yeniden duymak.
Hayır diyebilmeyi hatırlamak.
Güvendiğin biriyle konuşmak.
Gerekirse destek almak.
Ve en önemlisi, sevgiyle kontrolü birbirinden ayırmak.
Çünkü gerçek sevgi insanı yönetmez.
Gerçek sevgi insanı küçültmez.
Gerçek sevgi insanın aklını, kalbini ve iradesini esir almaz.
Gerçek sevgi, insanın kendisi olmasına izin verir.
Bugün herkese sormak istediğim soru şu:
Ya manipüle ediliyorsan?
Daha önemlisi…
Ya artık bunu fark edecek kadar güçlendiysen?