Yazılarımızda çirkin ve çıkarcı siyasetten başka sıkça basında ki çürümüşlüğü, haysiyetsizliği, çıkarcılığı, yönetimlere bağlı güdümlülüğü içeren konulara sıkça yer verdiğimizi, bizi sürekli izlemek lütfunda bulunan okurlarımız bilirler…
Zira, inanıyoruz ki; basın güvenilir ve dürüst olmadığı sürece sosyal yaşamda ki olayları ve Şanlıurfaspor yönetimindeki gerçekleri veya Şanlıurfa’daki yerel yönetimden sorumlu idarecilerin olumsuzluklarını gündeme taşımayan bir basının, Şanlıurfa’daki bir olumsuzluğu halkın gündemine taşıması,halkın doğruyu ve yanlışı öğrenebilmesi hiçbir şekilde objektif olarak olanaklı değil.
Gelelim Şanlıurfaspor’u idare edenlere…
Şanlıurfaspor’da ne olup bittiğini, Şanlıurfaspor’u yönetenlerin ne yaptıklarını,neler çevirdiklerini gerçek yönüyle öğrenemediğimizde de, Şanlıurfaspor’u yönetenlerin bir Şanlıurfaspor taraftarı ve seveni olarak hizaya getirici demokratik uyarılarda bulunma olanağımız ve alternatifimiz mutlaka vardır.
Şanlıurfaspor’un 24 Mayıs 2014 tarihinden bu yana yapılan transferleri ve olağanüstü olayları ve olanları ibretle izliyoruz. Geçtiğimiz sezon kötü yönetim sonucu zar zor ligde kalan bir Şanlıurfaspor sevdalısı olarak , Şanlıurfaspor yönetimine ve yönetenlere karşı isyan bayrağını çekmiş durumdayız. Tabiki doğruluktan şaşmayarak,belden aşağı vurmayarak yapacağımız eleştirilerin bir tek amacı var.O da Şanlıurfaspor sevdasıdır.Eleştirimizi dikkate almayan yönetimedir.
Şannlıurfa’da görevini iyi, dürüst ve güvenilir biçimde yapan basın, Şanlıurfa şehri ve Sporu için bir şanstır. Ancak ne hazindir ki, böyle bir şansa pek çok şehirde hemen hemen hiç rastlanmaması gerçeğini de konjonktürü yakından izleyen hemen hemen herkes bilir.
Şanlıurfa’da yalakalık yapan bazı Gazeteciler ve basın, istisnalar dışında her zaman ve neredeyse Şanlıurfaspor yönetimin her olumsuzluğunu olumlu olarak okuyucularına sunuyor ve çıkarcılığın, satılmışlığın çarpıcı örneklerini “muhteşem biçimde(!)” ortaya koyuyorlar.
Şanlıurfaspor’un yönetiminde bulunanlar başarısızlıklarını örtbas etmek için bir şekilde gazeteleri kontrol altında bulundurma ihtiyacı hissettiler. Bu kontrol iki şekilde yapılıyor. Yöntemlerden birincisinde, gazetelere maddi destek verilerek istendiği tarzda yayın yapılması sağlanıyor.
“İkinci yöntem ise şudur: Hoşa gitmeyecek yazıların yazılmasını önleyecek bir mekanizma olarak sansür müessesi çalıştırılıyor. Nitekim bu yapılanların her ikisi de başarısızlıklarını örtbas etme ve taraftarları uyutma modunu ne kadar kullansalar dahi elbette bu şehirde doğruları yazacak ve satılık olmayan gazeteci mutlaka var olacak ve doğruları yazmaya da devam edecektir.
Bu konulardaki yazılara ve örnekler vermeye fırsat buldukça ısrarla devam edeceğiz. “Pislenmiş bir basınla” iyi şeylere doğru yolculuk beklemek ütopyadan ileri gidemez.
Bir gazeteci ya da köşe yazarına şayet filan belediye filan ihaleyi filan medya kuruluşuna ya da gazeteciye verdi ya da filan gazeteciler aylığa bağlandı gibi iddialar, dedikodular, çok yaygın hale gelmişse ve iddiaya duyanların en az yarısı yaşananlara bakarak iddia “doğru olabilir” diye düşünüyorsa, böyle bir durumda basın adına ve suçlanan gazeteci ya da köşe yazarı hakkında ne söylenir, sizler takdir edin…
Basın böyle olduğu, hatta giderek güvensizleşip çirkinleştiği sürece; gazetelere, televizyonlara, köşe yazarlarına medya olarak güven duyulabilir mi? Yazılan ve ekranlara taşınan haber ve yorumlara inanabilmek ve böyle bir camiaya saygı duyabilmek olanaklı mı?