"Baş" olmaktan kasıt liderliktir. Buna farklı isimlerle sıfatlandırıyoruz. Kim nerede ne zaman baş oldu. Onun geçmişi nereden başlar, hep merak eder insan. Biraz karıştırınca gerçekler ayan beyan olur. Mutlaka insan bir yerde ayaklanarak başlar işe. Baş olmak insanlığı beraberinde getirdiği gibi kötülüklerinde zuhur ettiği yer olduğu da unutulmamalı...

         Ayak olarak değerlendirsek birisinin verdiği mücadele ve onu bir yerlere getiren azim onun bir yerlere "baş" olmasına vesile olur.  Kimileri "baş" olmayı sürdürür, lakin kimileride baş olmadığı halde hep kendini "baş" sanır.  Hiç kimse kendi başı boşluğunu düşünecek durumda olmasa da çevre bunu kolaylıkla görür.

Kendi halinden habersiz olanlar "benim olsun küçük olsun" zihniyeti ile bir yerlere geldiklerinde, bu memlekette kendilerinden başka kimse yokmuş gibi konuşurlar. Aslında onlar silik, kimliksizdirler. Rozet takarak kimlik bulurlar. Bir şey başarmasalar da hep böbürlenerek bir şeyler yaptıklarını anlatırlar. 

           Kendini değerli kabul edip başkalarının küçümsendiği "ayaklar baş, başlar ayak olmuş" sözünü söylemeden önce kendini yoklamalı insan. Ayaklar nasıl baş olurmuş; kendinize, çevrenize bir bakınız. Sonra dönüp kendine bakmalıyız. Atadan babadan beri liderlik vasfını taşıyan kaç kişi tanırsınız. İnsanlar lider doğmazlar, baş olacağını kimse söylemez, başarı ve uğraşları, yetenekleri onları bir yerlere taşır. Kimi mevki ve mertebeye gelmiş olanlar baş olmaktan ziyade ihtiraslarının kurbanı olmuş, kendi kimliğini yitirerek bir mevkii elde etmişlerdir.  İşte bu insanların bir yerlerde baş olma uğruna nice başları acımadan ayaklar altına aldığını görürüz de susarız. 

            Eğer bir yerlerden gelip yeteneği ile mahareti ile baş olmuşsa takdir edilir. Ancak "ben atadan babadan başım" deyip kendi hakkı görüp, yapılacak "her iş bana danışılsın, ya da işler bensiz olmaz" deyip hayatın mantalitesini hiçleyip benlik duygusuna kapılırsa insanların ona söyleyeceği çok şey vardır. Biri çıkar döker onun kırklık çaputunu. Eski ağaların, beylerin  geçmişlerini bir karıştırın. Ya dedeleri ya babaları bir iki kuşak öncesi sefil adamın teki olduğunu göreceksiniz. 

            Daha dün açlığı, sefaleti, yoksulluğu yaşayanları ayak olarak değerlendirenler geçmişlerinde mutlaka "bir bit yeniği" vardır. Bu gün baş olduğunu sananlar geçmişinde mirlik, ağalık, beyliği bulamazsınız. Millet bu gün kapıcılara artık "efendi" diye hitap ediyorsa, varsın o da o yakıştırmayla mutlu olsun.

          Kürtlerde bir söz var. "tu lı sıfra amade binere." (sen hazır sofraya bak.) Varlıkla baş, yoklukla ayak takımı olunmayacağı gibi dünün yoksulu bu adam ayaktı da bu gün baş mı oldu. Çağımızda her insanın yaşantısında çok şey değişiyor. Hani hep söylenen bir söz var. "Ne oldum değil, ne olacağım" diye düşün.

          Ayaklar yetenekleriyle akıllı insanları yüksek mevkilere çıkarır, onları baş ederler. "Ayaklar baş olmuş, başlar ayak" sözü eleştirel bir anlam içerse de insan ders alınması gereken öneme haiz. Ancak küçümseyici, aşağılayıcı bir benzetme yapılması insan erdemiyle bağdaşmamaktadır.  İnsanların birbirini küçümsemesi yalnız bireye değil toplumun diğer bireylerini de aynı kategoriye koymaktadır.  "Baş olmak tahsille mi yoksa soydan mıdır" derken şu sözü söylemeden geçemem. "Asil azmaz, tuz kokmaz, kokarsa yağ kokar aslı ayrandandır." Allah'ın "yürü ya kulum" dediği birileri şimdi bir yerlere gelmişse onun asaletle uzak yakın bir alakası yoktur. Önemli olan onun o mevkideki hal ve hareketleridir

Sorunları çözme yerine komplekse kapılıp araya set koymaya uğraşanlar, bilin ki bunlar hep ayak olmaya adaydırlar.  Başlar dillerini en iyi şekilde kullanmak zorundadırlar. Dünyada ve ülkemizde birçok örneği var. Siyahilerin mücadelesini veren "Nelson Mandalla" otuz yıl ceza evi yatan bir köleydi. Geldi güney Afrika'nın başkanı oldu. Obama nereden nereye geldi. Ülkemizde bu gün en üst düzeye gelmiş insanlara "bu mevki onların hakkı değildir" diyebilir miyiz? İlimizde aynı minval sayısız örneği var

           Mücadelede, zaferde başarılı olmayanlar yeteneksiz olan kimi kimseler gerçekleri göremez. Kibirliğin, gururun içinde boğulduklarının farkında değiller. Kin, haset, öfke onların gerçekleri görmesini engellediği gibi yanlışlaştırdığının farkında değiller.               Söylemekte yarar var; "insanı insan eden soy değil huydur." Senin soyun ne olursa olsun insan olmadıktan sonra. İşte huyu-suyu toplumsal erdeme uygun değilse bir anda nerde olduğunu şaşırır ve ayakların baş olması o insanların kendini bilmediği için söylenir.