Bayram geldi geçti. Unutamadığım, keskin acılar bağrıma oturduğu için yazmak gereği hissettim. Bir kara yel gibi yüreğimi her kutlandığında deler geçer. Büyük Millet Meclisi açılmış, Demokrasi gelmiş... Bu bayram çocukların mı yoksa Cumhuriyetin nimetlerinden faydalanan cumhuriyet düşmanı insanların mı? Soru ve sorunlar hepimiz sırtlamışız. Ülkeyi demokratik açılımlarla barışa götürülmesi için... Soru ve cevapları uzatmadan politik bir alana kaymadan yaşanan acı gerçekleri sizlerle bölüşeyim.
Bayramlar eğlenmek, gülmek, mutlu olmak içindir. Oysa benim hançeremde bir yumruk sıkışmış gibidir. Bu kadar yıl geçmesine rağmen hep o 23 Nisan Günü'nü bir kara gün olarak anar, hayatıma kara çizgilerle oturduğu günü unutamıyorum. Duman duman olur gözlerim, bir karabulut gibi boşalmaz ağıt olur oturur yüreğime.
23 nisan sabahıydı, tüm arkadaşlarım rengarenk kıyafetler giymişlerdi. Kızlar kelebek olmuş, kimileri köylü kızı kıyafetleri ile etrafı bir çiçek bahçesine çevirmişlerdi. Erkekler, asker, izci, çete kıyafetleri ile göz dolduruyorlardı. Bende izci olmak istemiştim. Kısa pantolonum önceden vardı. Askeri renk bir gömlekte bulup buluşturdular. Şapka olmasa da olur ama şu boyna sarılan bordro fulara sarılan ip bir türlü bulunamayınca ( xet, het) dediğimiz kalın bir sicim sarıldı, sevincime diyecek yoktu. Koşa koşa okula gittim.
Sınıfını yılını hatırlamıyorum. Belki iki, belki de üçüncü sınıftaydım. Okulumuz Kendirci Mahallesi’nin daracık sokağında, iki katlı kocaman eski taş yapılı bir evdi. Geniş avlusu vardı. O avlusunda bayrama katılmak için nice yürüyüşlere katılmıştım.
Sevinç içinde okula vardım. Vardım varmasına da öğretmenler öğrencileri seçmeye başlayınca “benim kolumdan tutup sen çık bakim, kıyafetine bak hele, bizi protokole rezil mi edeceksin.” Deyince ilk önceleri bir şey anlamamıştım. O yaşlarda protokolü bilmeme imkan yoktu. Zaten okula başlayınca ancak on sayısına kadar Türkçe sayabiliyordum. Ama portakalı yemesem de biliyordum. Bu protokolde neyin nesiydi? Sırtımı duvara verip arkadaşların bayrama gidişini seyrederken döktüğüm göz yaşlarımdan sonra düşman kesildim o öğretmene ve şu bilmediğim tanımadığım protokole.
Aradan yıllar geçti kıyafetim olduğu halde bayramlara katılmak istemiyordum. Ama mecburi katılımlar oluyordu. Ortaokul, lisede çok protokol önünden geçtim. Hem de dik başımla sert adımlarla 23 nisanla gurur duyan cumhuriyete sahip çıkan, nutuk kürsülerinden ulusal egemenlik şiirleri, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini, kurtuluş şiirlerini okurken gür sesim protokolün kulaklarında yankılıyordu. Onlar bana merakla, kimi zaman hayret kimi zaman severek, takdir ederek bakıyorlardı. Lakin o günün acısını o göz yaşlarımın öfkesini haykırdığımın kimse farkında değildi. “Çocuklar gelecek sizin ellerinizde” diyenlerin bizi bayrama katmayan öğretmenleri ve rezil olunacak protokolü hiç af etmedim.
Hiçbir şey, o, 23 Nisan Çocuk Bayramını bana zehir eden yüreğimde bir ukde olarak kalan o günün acısını unutturamaz. Öğretmenin o sözleri kanıma dokunduğu yetmez yüreğime işlemiş bir dövmeydi. Bir daktı acısıyla rengiyle hiç çıkmayacak bir acı.
Çoğunuz için önemli, önemsiz olaylar elbette yaşanmıştır. Düşündükçe daralan nefesinize katılan ıstırap bazen dumanlı bir hava kimi zaman bir yutkunma olur, okudukça bu yazı sizi bambaşka dünyalara götürür bilirim. Yıllarca protokol için kendi çocuklarımı özene bezene giydirdim, özel kıyafetler aldırdım. Okudum ve inadına öğretmen olmuştum. Kıyafet parası verecek durumda olmayan çocukların bayram günü okul bahçesinde arkadaşlarını seyrettiğinde o günü hep hatırladım. Bir öğretmen olarak; “bu özel kıyafetlerden vazgeçelim, çocuklar kendi kıyafetleriyle gelsinler ne olduğunu kim olduğunu kendi kendini ifade etsin” dedimse de yine aynı ses kulaklarımda çınladı... Bu kez müdür olmuş adamlar haykırdı. “Bizleri protokole rezil mi olalım.
23 nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı denilmesine rağmen bu bayramda parası olanların bayramıydı. Özel kıyafet parası verip diktiremeyen anne ve babaların çocukları karşısında ki mahcubiyet ve döktüğü dili biliyor musunuz? Her yıl bayram kutlandıkça o gözyaşlarının hesabını sormak isterim. Protokolün ayıbı nedense yok ama hep birilerinin rezil olması var. Kürsüden bir şiir nağme nağme yayılıyordu “bu gün yirmi üç nisan / toplanmış bütün vatan." bir ben ve benim gibiler eksikti.
A