DOĞANIN BEREKETİ
Misbah Hicri

DOĞANIN BEREKETİ

Bu içerik 81 kez okundu.

Aşık Veysel'in şu sözleri ile başlayalım. "Koyun verdi kuzu verdi, süt verdi/ yemek verdi ekmek verdi et verdi/ kazma ile döğmeyince kıt verdi/ benim sadık yarim kara topraktır."            Doğa ile insanlar arasında bitip tükenmeyen bir ilişki vardır. Doğa hayatımıza yön verdiği gibi sağlığımıza çareler sunduğu da hepimizin malumu... Toplumsal yaşam ve insani değerlerle içselleşmemize neden  olarak hepimiz doğadan faydalanmaya çalışırız. Zaman zaman ilişkilerimizi kessek de tavsiyeler ve umutlar bizi yeniden doğaya yönlendirmektedir.

                Çünkü doğa, hem  olağanüstü yaratıcı, hem duygusuzca yıkımları getiren felaketlerle bizi buluşturandır. Doğa, tabiat, kainat, evren ne derseniz deyin. Donatılan ve yaşamımıza en kolay ifadeyle servet katan, bizlere mutluluk sunan, insanlığı rahata kavuşturduğu gibi kimi zaman sel, heyelan vesaire olaylarla büyük tahribat ve ölümlere sebebiyet verdiği de olur.  

                Doğaya bakıldıkça dopdolu anlamlar içeren özünü sağlık, şifa, tokluk, gözlerimize fer, duyu organımıza koku olarak kendini gösterir. Peki biz bu doğanın bize verdikleri nimetlere  karşı biz ne kadar ilgiliyiz. Kaçımız çevre kirlenmesine tepki veriyoruz. Kaçımız doğaya katkı sunmak yerine ne kadar sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz.

                Doğa katliamlarını yapan düşmanlığını esirgemeyenleri doğayla barıştırıyor en azında onu başaramasak kaçımız birilerini uyarabiliyoruz. Yüzyıllardır doğanın bize bahşettikleri bitkilerle ile hastalıklarımızı, acılarımızı, yaralarımızı  tedavi ettirmekteyiz. Ama bizler onların değerini bilemediğimiz gibi fazlasıyla hoyratça kullanmaktayız. Oysa son yüzyılımızda doğaya dönüş ve sağlıklı beslenme ile birlikte, bitkisel ilaçlar, besinler, iyileştirici ve besleyici  özellikleri ile aranır olmuşlardır.

                Yıllar önceydi tıp gelişmediği gibi bizde tıbbın çok uzağındaydık. Çevremizde kimse doktor nedir bilmezdi. Hastalandığımızda koştuğumuz ilk insan mahalledeki ilaçlarında baş vurduğumuz yaşlı ninemizdi. Sonradan bunlara "kocakarı" ilacı denildiğini öğrendik. Daha ilerisi berberlerdi. Herhangi bir hastalık konusunda berberlere giderdik. Onlar çeşitli otlardan yapılan bitkilerle bizleri tedavi ederlerdi.  Tıp bunu önceleri bitkisel ilaçları ve tedavisini  ret etti ise de  son dönemlerde nerede ise ilaçların önüne konulmuş durumda. 

                Hastalıklara karşı baharla birlikte yaşlı  ninelerimiz, yaşlı   dedelerimiz tarlada, bağda, bahçede, kırda ot toplamayla uğraşırlardı. Deneme yanılma yoluyla yeni ilaçlarla tedavi edilme uğraşı verilirdi. İnsanların sağlığına kavuşması için hayli çaba gösterirlerdi.

                Şimdi hastalık konusunda internet ortamında neler yazılıyor neler... Çoğu insan gibi ben de zaman zaman tavsiye edilen bitkilerden çaylar yaparak şifa arıyorum. İnsanlar doktorlardan aradıklarını bulamadıklarından çaresizlik içinde bitkilere koşuyorlar.

 

                Her gün soframızda eksilmeyen bu bitkiler hastalıklarımız içinde şifa dağıtıyor. Maydanoz, nane, semiz otu, kekik, zehter, Dağ çayı, Ada çayı, hatmi, papatya ısırgan otu... Peki sağlığımız için yeterli mi elbette yeterli değil. Bu bitkileri yalnız biz değil dünyanın bir çok yerinde yenildiği, içildiği anlaşılıyor. Örneğin, zencefil, kakula, zerdeçal, Keten tohumu, Kara havuç, Karabaş otu gibi daha nice bitki çeşitleri... Bunlar bizi iyileştirmek içen yeterli mi demeye gerek yok sanırım. Bunlar olsa olsa takviye ilaçlar olur.

                Doğadan fayda bulmaya çalışanların başlı başına önemli gayesi doğayı ve insanı yaklaştırmak ve doğaya değer vermek  onun bizim bir parçamız olduğu bilinci verme çabasındadırlar.  Nedenine gelince; çünkü bu bitkiler yüzyıllardır ilaç olarak kullanılmakta ve bizler bunlardan şifa aldığımıza inanıyoruz. 

                Sentetik maddelerin fazlasıyla üretilmesi ve tüketilmesi, bundan bir fayda ummadıklarına inanan insanlar  yeniden doğal yaşama geri dönüşü ve alternatifler arama çabasındadırlar. Nasıl ki yıllarca antibiyotik kullandık ve son dönemlerde bunun kullanılması engelleniyor, men ediliyorsa işte bu bitkiler doğru kullanılmadığı takdirde  şüphesiz faydaları kadar zararları da vardır.  

                Yapay ürünler gibi bitkisel ilaçlar da zaman zaman gelişim bozukluklarına neden oldukları  sağlıksız beslenmenin yan ürünleri ise, hastalık ve gelişim bozukluklarını da beraberin de getirdi. Bu bozukluk ve sağlıksızlık ne yazık ki, doğanın tahribini de hızlandırmış ve doğanın bize sunmuş olduğu ürünlerin bir kısmının yok olmasını sağlamıştır.

                Köy yerinde biri sancıdan kıvrım kıvım kıvranır. Evler aranır kıniberk otu bulunmaz. Sancıyı giderecek de bu ottur.  Derler ki; kervan geçerken develer bu ota basmış olabilirler. Develerin ayaklarına su döküp hastaya içirin. 

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Yorum Yap
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Nusaybin Belediyesi'ne kayyum atandı
Nusaybin Belediyesi'ne kayyum atandı
Pence: Türkiye ve ABD Suriye'de ateşkes için anlaşmıştır
Pence: Türkiye ve ABD Suriye'de ateşkes için anlaşmıştır